Tuğkan ÜSKÜP / Gazete Pürüz – Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milli Savunma Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve MYK Üyesi Yankı Bağcıoğlu, CHP İzmir İl Başkanlığında basın mensuplarıyla bir araya gelerek basın açıklaması düzenledi.
Bağcıoğlu, düzenlediği basın açıklamasında birçok konuya dair açıklamalarda bulunurken, özellikle olası bir İran-ABD Savaşı sonrası ortaya çıkacak göç riskine dikkat çekti. Bağcıoğlu ayrıca, Hava Harp Okulu’nda görev yapan bir grup er ve erbaşın uyuşturucu kullanmasına dair de açıklamalarda bulundu.
Suriye’nin toprak bütünlüğü Türkiye’nin güvenliğidir!
Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanması konusunda çağrıda bulunan Bağcıoğlu, “Suriye’nin toprak bütünlüğü Türkiye’nin güvenliğidir. Bölünmüş bir Suriye; daha fazla istikrarsızlık ve daha fazla göç demektir. Bu çerçevede 30 Ocak anlaşmasının gereklerinin yerine getirilmesi önemlidir.
Suriye’de herkes etnik kökenine ya da inancına bakılmaksızın aynı hak ve özgürlüklere sahip olmalı, yönetimde temsil edilmelidir.
Bu eşitlik; hak ve özgürlükleri güvence altına alan güçlü bir anayasa, devletin birliğini ve toprak bütünlüğünü koruyan bir düzen, serbest ve adil seçimler yoluyla sağlanmalıdır.
Türkiye’nin Suriye konusunda iki temel hedefi olmalıdır: Birincisi; Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması ve tüm toplumsal kesimlerin haklarının anayasal güvence altına alınmasıdır.
İkincisi ve en önemlisi; Suriye topraklarından Türkiye’ye yönelik hiçbir tehdide müsaade edilmemesidir.
Bu çerçevede, Suriye’de son günlerde artan DEAŞ tehdidinin de ülkemize etkisi dikkatle takip edilmelidir. Türkiye’de bulunan uyuyan terör hücrelerine karşı farkındalık sağlanmalı ve müteyakkız bulunulmalıdır. Önleyici istihbarat ilekarşı tedbirler alınmalıdır.” diye konuştu.
İran’dan göç için uyardı!
Olası bir ABD-İran Savaşı sonrası Türkiye’nin kitlesel göç ile karşı karşıya kalabileceğini söyleyen. Bağcıoğlu, “İran’da meydana gelecek gerginlik ve çatışma ortamı neticesinde hudutlarımıza yönelik oluşabilecek kitlesel göç dalgasına dikkat çekiyor ve gerekli tedbirlerin titizlikle uygulanması gerekliliğini hatırlatıyoruz.” dedi.
Uyuşturucu tepkisi: TSK’ye nasıl girdi?
Bağcıoğlu, Hava Harp Okulu’nda yaşanan uyuşturucu skandalına dair konuşan Bağcıoğlu, “Son günlerde basında yer alan haberlerde, Hava Harp Okulu’nda görevli bir kısım sözleşmeli erbaş/er hakkında “uyuşturucu madde temin etme, kullanma veya kullanımını kolaylaştırma” suçlarından yasal işlem başlatıldığı öğrenilmiştir.
Türk Silahlı Kuvvetleri toplumumuzun aynasıdır ve insan kaynağına dahil edilen personel de vatandaşlarımızdan oluşmaktadır.
Ne yazık ki son yıllarda toplumun her kesiminde ortaya çıkan uyuşturucu madde temin ve kullanımı sorununun TSK personeline de sirayet etmesi üzücü ve kabul edilemez bir durumdur.
Bu durum özelinde sorulması gereken soru şudur: Bu personelin mesleğe kabul sürecinde alınan askerliğe elverişlilik / TSK’da görev yapar raporu aşamasında uyuşturucu kullanımları neden tespit edilememiştir?
Eğer uyuşturucu kullanımına askere girdikten sonra başlamışlarsa — ki olayın Harp Okulu’nda vuku bulduğu düşünüldüğünde konunun daha da vahim bir hâl aldığı açıktır — göz bebeğimiz olan böyle bir kuruma bu uyuşturucu nasıl sokulabilmiştir?
Sorun, adli bir olay olması nedeniyle kendi mecrasında ele alınacak; suçlu bulunanlar için kanunların öngördüğü cezalar ve yaptırımlar uygulanacaktır.” ifadelerini kullandı.
“Mavi Vatan” seçim dönemlerinde hatırlanan bir slogan olmasın!
Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de doğalgaz ve petrol araması gerektiğini söyleyen Bağcıoğlu, “Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki gayriaskeri statüdeki adaları artan tempoda silahlandırmaya ve askeri tatbikatlara devam etmesi, Lozan ve Paris Anlaşmalarının doğrudan ihlalidir.
Yunanistan’ın bu adalardaki askeri faaliyetlerine ilişkin video paylaşımları uluslararası hukuk ihlallerinim belgesi, kural tanımazlığın göstergesidir.
Doğu Akdeniz’in milli hak ve menfaatlerimizin korunması açısındanönemi her geçen gün artıyor.
GKRY’nin siyasi ve askeri girişimlerinin yanı sıra Lübnan ile münhasır ekonomik bölge anlaşması son dönemin dikkate alınması gereken önemli olaylarıdır.
Ayrıca Yunanistan’ın Girit’in güneyi ve Mora Yarımadası açıklarındaki dört alan için işletme sözleşmesi imzalaması ve arama alanını 48.000 km²’den 94.000 km²’ye çıkarması da dikkatle takip edilmelidir.
Akdeniz’in en büyük araştırma ve sondaj filosuna sahip olan ülkemizin Doğu Akdeniz’de “mevcut durum itibari ile” araştırma veya sondaj faaliyeti icra etmeyen Suriye ve Lübnan ile birlikte üç ülkeden biri olması da izaha muhtaç bir durum yaratmaktadır.
Deniz Yetki Alanlarımızda yapılacak her sismik araştırma faaliyetinin, kazılan her sondaj kuyusunun; uluslararası hukuktan doğan haklarımızın tescili ve devlet uygulaması ile uzun vadeli kazanımların elde edilmesi açısından hayati önemi haiz olduğu da izahtan varestedir.
Doğu Akdeniz’de uluslararası hukuk çerçevesinde münhasıran haklarımız olan, ancak 2020 yılı aralık ayından itibaren faaliyet gösterilmeyen bölgelerde, “araştırma faaliyeti icra edilerek devlet uygulaması yapılması”, bayrak ve varlık gösterilmesi, milli menfaatlerimiz açısından zorunludur.
Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin 1 Ekim 2025 tarihinde yaptığı “Türkiye, kendi kıta sahanlığında ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin TPAO’ya tahsis ettiği ruhsat sahalarında petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerini planlı şekilde sürdürmekte” açıklaması da ne yazık ki sahada karşılık bulmamaktadır.
Yapılması gereken “MAVİ VATAN” kavramını seçim dönemlerinde hatırlanan bir slogandan çıkarıp ruhuna ve anlamına uygun eylemselliği Doğu Akdeniz’de göstermektir.”
Askeri hastane tepkisi: Bu vurdumduymazlık nedir?
Bağcıoğlu, açıklamasının devamında askeri hastanelerin yeniden kurulması için çağrıda bulunarak, şu ifadeleri kullandı:
“Askeri sağlık sisteminin tasfiye edilmesinin üzerinden on yıl geçmiştir. Bu süre boyunca yapılan uyarılar dikkate alınmamış, yanlış uygulamalardan geri dönülmemiş ve sistemin bütüncül biçimde yeniden kurulması sürekli ertelenmiştir.
Bugün gelinen noktada, geçici ve sınırlı düzenlemelerle sorun olmadığı izlenimi yaratılmaya çalışılsa da ortada hâlâ işleyen bir askeri sağlık sistemi bulunmamaktadır.
Büyük öngörü ile 1891 yılında GATA, sistemin bir parçası onlarca asker hastanesinden biri olarak 1899 yılında Edirne Asker Hastanesi kurulacak.
Müteakip yıllarda askeri sağlıksistemimiz tüm dünyaya örnek olacak.
2016 yılında iktidar görevini ihmal ettiği için oluşan bir musibet gerekçe gösterilip, dünyanın en çok harekât yapan ordusunun sağlık sistemi kaldırılacak.
Harekât sahasında muharip-sağlık personeli uyumu, kurumsal kültür, çatışmada tıbbi müdahale tecrübesi, harp cerrahisinde yılların bilgi birikimi kaybolacak.
Harekât sahasındaki muhariplere acil sağlık desteği verecek askeri sağlık personeli, Türkiye sathındaki Asker hastaneleri, Askeri Sağlıkta dünya çapında Mükemmeliyet Merkezi GATA yok edilecek.
Dalış ve uçuş tabipliği, yanık tedavisi, Kimyasal Radyolojik, Biyolojik ve Nükleer (KBRN) savunma bilgi ve tecrübesi zafiyete uğrayacak.
Gaziler için TSK emrinde kurulan, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi SağlıkBakanlığına devredilecek ve sağlık personelinin üstün gayretlerine rağmen sıradanlaşacak.
Askeri Sağlık Sisteminin olmadığı 10 yıl süresince;
⁃4 büyük çaplı sınır ötesi harekât,
⁃Sayısız terör mücadele operasyonu
⁃Deniz ve Hava Kuvvetlerimiz tarafından dünyada çok sayıda ülke tarafından yapılan çok sayıda harekât eğitim faaliyeti yapılacak.
Yapılan tüm talep ve çağrılara aldırılmayacak, hiçbir ders alınmayacak ve insan hayatı önemsenmeyecek.
Harekât ihtiyaç makamı olan makamların çok sayıda talebine kayıtsız kalınacak, konu ile doğrudan ilgisi olmayanlar bile bu ihtiyacı açıkça teyit edecek.
Ama hala Askeri Sağlık Sisteminin yeniden tesisi konusunda somut bir ilerleme sağlanayamayacak, bu vurdumduymazlık değildir de nedir?”

