Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) yönelik “mutlak butlan” kararının ardından, seçilmiş Genel Başkan Özgür Özel yönetiminin ilk grup toplantısı bugün gerçekleştirildi.
“Butlan” sonrası başlayan tartışmalar, bugün yapılması beklenen parti grup toplantısını çıkmaza sokmuştu.
Karşılıklı açıklamaların ardından, partinin seçilmiş genel başkanı Özgür Özel’in grup toplantısını yapacağı kesinleşti.
SALON TIKLIM TIKLIM
Seçilmiş CHP yönetimini destekleyen milletvekilleri saatler öncesinden CHP’nin Meclis’teki grup toplantı salonuna geldi.
Ardından partililer de salonu doldurdu. Yurttaşlar grup toplantısı öncesinde “Kurultay”, “Özgür Türkiye özgür gelecek”, “Hain Kemal”, “Kurtuluş yok tek başına hep beraber ya hiçbirimiz” sloganları attı.
Grup salonunda oluşan yoğun kalabalık nedeniyle konuşma kürsüsünün etrafı dahi doldu. Yurttaşlar sloganlar atarak CHP’nin seçilmiş lideri Özgür Özel’i bekledi.
ÖZGÜR ÖZEL KÜRSÜDE
Partililerin yoğun desteği ve sloganları eşliğinde salona gelen Özel, kürsüye çıktı.
Özgür Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:
- Türkiye’nin dört bir yanından dayanışma için, partisine sahip çıkmak için, Cumhuriyet Halk Partisi grubuna sahip çıkmak için koşup gelen değerli örgütümüz, belediye başkanlarımız, tüm dostlarımız… Hepinizi saygıyla selamlıyorum, hepiniz iyi ki varsınız.
- Meclis çok grup toplantıları gördü. Çok coşkulu, çok kalabalık grup toplantıları gördü. Ama bugün buradaki tablo ve Dikmen Kapısı’nın önünde, turnikeler önünde hazır bekleyen, içeri girmek için sıra bekleyen 3200 arkadaşımıza yürekten teşekkür ediyorum.
“BU SADECE BİR GRUP TOPLANTISI DEĞİLDİR…”
- Bu sadece bir grup toplantısı, o toplantıya katılma değildir. Bu bir sahip çıkma, bir tarihin doğru tarafında durma, bir tarih yazma ve partinin ve ülkenin geleceğine yapılan saldırılara karşı göğüs germe, direnme ve yürüyüşe geçme ziyaretidir.
- Üç haftalık aranın ardından milletin meclisinde, olmamız gereken yerde, milletin görevlendirdiği milletvekillerimizin takdir ettiği görevimizle olmamız gereken kürsüdeyiz. Bizi soracak olursanız, biz bildiğiniz gibiyiz; biraz daha ustalaştık taşı kırmakta, dostu düşmanı birbirinden ayırmakta. Değerli arkadaşlar, bugün burada her biriniz partinin saatinin vidasından geliyorsunuz, bu partinin damarlarından, damarının içindeki alyuvardan, akyuvardan geliyorsunuz.
“BİZİM GÖREVİMİZ KUMPASA KARŞI DİRENİŞTİR”
- (“Hain Kemal” sloganları üzerine) Siz sokağı bilen, sokağı duyan, sokaktaki öfkeyi görenlersiniz ama bizim görevimiz bugün öfke seslerini, tepki seslerini bu yüce çatının altına taşımak değil; bizim görevimiz bir büyük kumpasa karşı bu çatının altına direniş, mücadele ve umut seslerini taşımaktır. Son grup toplantımızdan sonra hem 19 Mayıs Bayramımızı, hem mübarek Kurban Bayramımızı, hem de bayramlarımızı zehir eden birtakım gelişmeleri hep birlikte yaşadık.
- Bugün Gadir-i Hum Bayramı; bugün 1 milyona yakın Arap Alevi vatandaşımız, yurttaşımız cehennemin dahi ateşlerinin söndüğü ve sevginin, bağışlamanın, bağışlanmanın en üst noktaya çıktığı bu bayramda… Dün gece son seçimlerde bize yüzde 93 oy vermiş olan Samandağ ilçesinin yüzde yüzlük desteğini bize taşıyan, aktaran, dua eden, oradan bizim için dua edenlerin selamını alıyor, bütün Arap Alevi vatandaşların bu güzel bayramını yürekten kutluyorum.
“ALİ İSMAİL KORKMAZ, AHMET ATAKAN, BERKİN ELVAN…”
- Yine bu üç hafta içine büyük, büyük bir mücadelenin, Cumhuriyet tarihinin en büyük demokratik itirazlarından olan Gezi eylemlerinin 11. yıl dönümü de denk geldi. O dönemde hayatlarını kaybeden kardeşlerimiz Ali İsmail Korkmaz’ı, Ethem Sarısülük’ü, Abdullah Cömert’i, Mehmet Ayvalıtaş’ı, Ahmet Atakan’ı, Medeni Yıldırım’ı, Hasan Ferit Gedik’i ve evladımız Berkin Elvan’ı rahmetle anıyorum, hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.
- Ayrıca o günlerde hepimizin yerine orada olan, çatışmayı değil barışı, kardeşliği savunan, kimsenin burnu kanamasın diye yüreklerini ortaya koyan, ağaçları savunan, İstanbul’u savunan İstanbul Dayanışması ve Taksim Dayanışması’ndan yıllar sonra bir darbe kumpası çıkardılar. Halen daha AİHM ve AYM kararlarına rağmen içeride tutulan Tayfun Kahraman kardeşime, Sayın Osman Kavala’ya, Can Atalay’a, Mine Özerden’e ve Çiğdem Mater’e selam olsun. Çok yakında kavuşacağız, çok yakında…
- Buradan Meclis’in ortaklaştığı, Meclis Başkanı’nın başkanlığındaki komisyonda ortaklaştığı, altına hep beraber imza attığı “Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmalıdır, AİHM kararlarına uyulmalıdır” diyen 6. maddeyi bir kez daha hatırlatıyorum. Önümüzdeki günlerde tüm AİHM ve AYM kararlarının zaman geçirilmeden uygulanacağı bir süreç için Meclis’teki tüm milletvekillerini attıkları imzaya, namuslarına sahip çıkmaya davet ediyorum.
- Değerli arkadaşlar, hepimiz milletin seçilmiş temsilcileriyiz. Bizi buraya millet getirdi, bu görevleri millet verdi. Her ne yaşarsak yaşayalım milletin gündeminden kopamayız. Bugün halkımızın, milletimizin ağır bir ekonomik kriz altında ezildiğini hepimiz biliyoruz. 2018’den beri bitmeyen, ağırlaşarak devam eden çok yönlü bir krizin içindeyiz. Dün mayıs ayının açlık ve yoksulluk sınırı rakamları açıklandı. Ve açlık sınırının 18 bin 969 liraya, yoksulluk sınırının 61 bin 788 liraya yükseldiğini gördük. Yani tüm emeklilerin, tüm emekçilerin, tüm mavi ve beyaz yakalıların, neredeyse tüm devlet memurlarının yoksulluk sınırının altında olduğu, emeklilerin ve asgari ücretlilerin açlık sınırının altında olduğu bir sürecin içindeyiz.
“ENFLASYONU TÜRKİYE’DEN KÖTÜ DÜNYADA DÖRT ÜLKE VAR”
- Ülkede çiftçi yaşı 58’i bulmuş, üç çiftçiden ikisi asgari ücretli iş bulursam seneye ekmem dikmem, toprağı bırakırım giderim diyecek hale gelmiştir. İnsanca yaşamın mümkün olmadığı bir sürecin içinde Türkiye gıda enflasyonunda da genel enflasyonda da Avrupa’da birinci, dünyada beşinci sıradadır. Enflasyonu Türkiye’den kötü dünyada dört ülke vardır. Bu ülkeler ya savaşta ya iç savaşta ya bombardıman altında, perişan durumdaki Güney Sudan’dan, İran’dan ve Arjantin’den sonra en kötü enflasyon Türkiye’dedir. Adını bilmediğimiz coğrafyalarda, haritada yeri zor bulunacak ülkelerde enflasyon bizden iyidir. Milletimize tüm bu yaratılan büyük kaosu ve kargaşayı anlatacağım ama milletin sesini kesen, milletin sesi yerine başka sesler duyurmaya çalışanların huzurunda milletimize şunu hatırlatmak isterim: Türkiye’nin bir aylık enflasyonu, dünyadaki yüz ülkenin bir yıllık enflasyonundan fazladır.
- Yani ülke kötü yönetilmekte, beceriksizce yönetilmekte, enflasyon sorunu dünyada çözülmekte ama Türkiye’de tırmanmaktadır. Bunun sebebi liyakatli, akılcı ve doğru yönetim yerine hem liyakatsiz kadrolar hem de iktidarı kaybetmemek için ardı arkası gelmeyen siyasi operasyonlardır. Devletin otuz yıl önce verdiği bir diplomayı birisine rakip olmasın diye iptal eden devlet, devletin bütün kâğıtlarına güvensizlik yaratmaktadır.
- Otuz yıl önce verdiği diplomayı inkâr eden benim tapumu mu tanıyacak, benim banka cüzdanıma mı değer verecek? Ülkenin ana muhalefet partisinin garantisinin olmadığı yerde devletin garantisi ne kadar sürecek? İşte bu ülkenin risk primi budur. Bu ülkenin pahalı borçlanmasıdır. Bu ülkenin yüksek faizidir. Bu ülkenin içinden çıkamadığı ekonomik sarmaldır. Ve öyle bir noktadayız ki bir büyük paradigma değişimi olmadan, hukuk tanımazların ve mahkeme tanımazların geride bırakıldığı, halkın kazandığı, hukukun kazandığı, adaletin kazandığı bir Türkiye kurulmadan bu kriz bitmeyecektir.
ÖZEL, “AKPDEN.COM” İÇİN KONUŞTU
- Bugün Türkiye’nin en büyük sorunu vergi sorunudur. Bugün Türkiye’nin en büyük sorunu verginin adaletsiz, haksız ve yersiz alınması sorunudur. Türkiye’de servet sahiplerinin toplam verginin yalnızca yüzde 11’ini ödediği, vatandaşların ise dolaylı vergilerle verginin yüzde 64’ünü karşıladığı bir sistem vardır. Maaşlı çalışanlar da gelir vergisiyle verginin yüzde 24’ünü ödemektedir. Esas vergi vermesi gerekenlerin verginin onda birini ödediği, vermemesi gerekenlerin ise verginin onda dokuzunu ödediği bir düzen adil değildir.
- Söz verdim genç bir arkadaşa. Diyor ki bana Çınar, “Hani Özgür abi, akpden.com devam edecekti?” “Ediyor” dedim, “akpden2.com.” “Baktım ama bir araba var, bir bilgisayar var, cep telefonu var ama oyun konsolu yok. Amerika’da Türkiye’nin üçte biri fiyatınaymış, onu da gösterecek misin?” dedi.
- Göstereceğim oğlum dedim. İşte vergi düzeni bu. Türkiye’de 44 bin 500 liraya almak mümkünken, AKP’den olmasa, akpden.com’da sepete ekle dediğinde “Dur bakalım Çınar” diyorlar. “8 bin 900 lira gümrük vergisi ver, 10 bin 680 lira ÖTV ver, bir de bunların üstüne 12 bin 820 lira KDV ver. Yani 32 bin 400 lirayı daha Tayyip amcaya ve onun beceriksiz bakanlarına ver, varsa 77 bin liran oyun konsolunu alırsın” diyorlar.
- Bu düzeni değiştirmenin, bu kara düzeni ortadan kaldırmanın ve Çınar’ın da yüzünü güldürmenin sözünü veriyor Cumhuriyet Halk Partisi. Çınar’ın ve babasının canını yakanlar, 65 bin liralık cep telefonunu 133 bin liraya sattıranlardır. 65 bin liralık cep telefonundan 67 bin lira vergi alanlardır. Çınar’ın babası 30-40 yıl önce devlet memuru ya da beyaz yakalı, mavi yakalı olsaydı; eşi de çalışsaydı, beş yılda bir araba, on yılda bir ev alabiliyordu. Ama şimdi miras ya da piyango çıkmadıysa ömür boyu çalışıp ev ve araba almak neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Almaya kalkanın karşısına da Tayyip Bey çıkar, 1 milyon 200 bin liralık arabadan 1 milyon 557 bin lira vergi alır ve fiyatı 2,7 milyona çıkarır. İşte AK Parti’nin kara düzeni budur.
“ONLARA AF ÇIKARANLARIN TARAFINI GÖRMEK İÇİN HEPİMİZ TARAFIMIZI BELİRLEMEK DURUMUNDAYIZ”
- Bu açlığa ve bu sefalete çözüm bulmayanlar, çözüm bulamayacaklarını bilenler, milletin artık bu kötü yönetimi istemediğini görenler, bir daha seçim kazanamayacaklarından emin olanlar; demokrasinin doğal işleyişinden vazgeçmek istiyorlar.
“DEĞİŞTİRMEK İSTEMEYENLERİN DÜŞÜK KATILIM OLANLARIN DA…”
- Milleti adaysız, milleti partisiz, partiyi lidersiz ve seçimi alternatifsiz bırakmak istiyorlar. Rakipsiz ya da rakibini kendilerinin belirlediği seçimlerin olduğu şekli bir demokrasiye dönmek istiyorlar. İşte bugün yaşadığımız her şeyin temelinde bu gerçeklik vardır.
“BİR SONRAKİ İKTİDARA YAPILAN DARBEDİR”
- Doğrusu milletin dediği olur. İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır, İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder. İstanbul üç seçim üst üste aynı tercihi yaptıktan sonra, o kişinin Türkiye’yi yönetme ihtimali belirginleşmişken yapılan iş, bir sonraki cumhurbaşkanına ve bir sonraki iktidara yapılan darbedir.
“BİR KEZ DAHA KAYBETMEYİ HAZMEDEBİLEN KİMSE OLDUĞUNA İNANMIYORUM BU SALONDA”
- Değerli arkadaşlar, kısaca hatırlayalım. Üç yıl önce bu kara düzeni değiştirmek için yola çıktık. Çok kazanmamız gereken bir seçimi hatalarımızla ve kusurlarımızla kaybettik ve kahrolduk. Bu salonda o seçimin ertesi sabahı ağlamayan, günlerce kendine gelebilen, kaybetmeyi bir kez daha hazmedebilen kimse olduğuna inanmıyorum. Kimse yok.
- İşte bu anlayış, “Bir daha kaybetmemeliyiz” diyen anlayış, “CHP değişirse Türkiye değişir” diyen anlayış; gençleriyle, kadınlarıyla ve her yaştan yurttaşıyla bir değişime inandı ve bunu gerçekleştirdi.
- Cumhuriyet Halk Partililerin kazananıyla, kaybedeniyle o seçimde boynunda yeni bir demokrasi madalyası vardı. İsmet İnönü’nün 14 Mayıs 1950 seçimlerini kaybettiğinde gösterdiği demokratik olgunluk, hepimiz için örnektir.
- O gün Demokrat Parti seçimle iktidara gelen ilk parti unvanını alırken, seçimi kaybedip sonuçlarına saygı gösteren İsmet Paşa da demokrasi madalyasını aldı. Bizim kurultayımızda da ilk kez bir siyasi partinin genel başkanı ikili yarışla değişti. Bendeki madalya ne kadar büyükse, o gün görevi devreden kişinin de görevi bırakmayı bilseydi madalyası daha büyük olacaktı.
KILIÇDAROĞLU’NA SERT GÖNDERME
- (“Hain Kemal” sloganları üzerine) Arkadaşlar, arkadaşlar, arkadaşlar… İhanet, yüksek sesle başkalarından duyulduğunda değil, yalnız kaldığında içinde hissedildiğinde cezalandıran duygudur. O yüzden, lütfen bu salonda, bu yüce çatı altında bu öfke cümlesi yerine; geleceğe yönelik kuracağımız cümleleri bekleyelim. Geleceğe yönelik umut sloganları atalım.
* Biz iktidara gelmek için genel seçimlere gün sayarken ve bir yandan, bir yandan partide 10 ay önce 5 parti birlikte yüzde 25 oy almış, şimdi yüzde 38 oy almışken, son ankette kurultaydan önceki en iyimserinde partinin oyu yüzde 14, kararsız protestolar yüzde 40’larda gezerken değişimle, umutla, doğru adaylarla, gençlerle, kadınlarla, bilimle, doğru bir kampanyayla, doğru bir stratejiyle Cumhuriyet Halk Partisi o büyük değişimden 4 ay, 5 ay sonra yüzde 38 oyla, 47 yıl sonra kurulduğu gün gibi Türkiye’nin birinci partisi oldu ve kurulduğu günden beri AK Parti’yi yenen ilk parti oldu.
* İşte bu yüzden bu değişimi, bu değişimin rüzgarını, kararlılığı, azmi görenler, kararı iktidarı değiştirmeye verdiğimizi görenler, başa gelince, kazanınca, başarınca şekil, anlayış değiştirmediğimizi görenler, kendi adaylığımın peşinde koşmadığımı, milletin istediği bir adayı ancak partilinin, sonra da o darbe sonrası 15,5 milyonun oyuyla adaylaştırdığımızı görenler, “Onu hapse attık, diplomasını yaktık, artık olamaz o” deyince yine “Sıra bize geldi” demek yerine, “Bu görevi her birimiz yapabiliriz, bu görevi yapabilecek çok kuvvetli adaylarımız ve mutlaka ve mutlaka Erdoğan’ı yenecek en doğru adayımız vardır, o kararı vereceğim, seçimi alacağım” dediğimizi görenler işte bugünlere giriştiler. Sürecin tamamını ailelere, evlatlara, eşlere, dostlara haksızca saldıracak kadar küçülerek sürdürdüler. O süreçleri hep birlikte gördük. O günden bugüne açık, gizli bir sürü şey duyduk.
“BİZ ALIŞTIK KAYBETMEYE, PARTİNİN BAŞINDA OTURURUZ” DEDİLER
* Öyle bir hal aldı ki, “Ben mesajı okuyorum, ben orada yokum” dediğim ya da oradan buradan fısıldayana, “Ben iktidar yürüyüşünden vazgeçmeyi, meydanlardan çekilmeyi, Ankara’ya dönmeyi, makbul muhalefet olmayı, kazanacak adayın değil, şekli bir yarışın tarafı olmayı reddediyorum” dedikçe, ben bunu söyledikçe ilk günlerde Ekrem Başkan’ın eşine ilk başta koşanlar, hapiste ziyaret edenler, gözaltı sürecinden sonra yapılan tutuklamaya itiraz edip cezaevi ziyareti yapanlar, yaptığımız kurultaya katılıp ayakta alkışlayanlar, bir yandan birilerinin bizi, “Biz Ekrem’i yedik bitirdik, kazanacak başka adaya bakma, partinin başında otur, bizim için makbul olan budur” diyenlere “Hayır” cevabını biz verince, “Belki bizimle olur, eğer partiyi bize verirseniz biz alıştığınız gibi oluruz, biz bildiğiniz gibi oluruz, biz alıştık kaybetmeye, bir kez daha kaybeder partinin başında otururuz” dediler.
ÖZEL CHP GENEL MERKEZİ’NE GELEN O KİŞİLERİ AÇIKLADI
* Karşımızda, karşımızda, karşımızda 5 Kasım kurultayını hazmedemeyenlerle 31 Mart yerel seçimini hazmedemeyenlerin, yani mutlak sultanla mutlak butlanın ittifakı vardır karşımızda. Değerli dostlarım, bir mahkeme kararı elde, genel merkezin önüne polisle, biber gazıyla, plastik mermiyle, sabaha kadar barda pavyonda bodyguardlık yapmış, CHP’nin kapısının önüne hayatında ilk kez gelmiş tiplerle, belde kasaturalarla gelip de gençlik kollarının karşısına, direkt gençlik kollarının karşısına…
* Hani diyorlar ya, “İçeride bilmem kimler vardı, kapıyı kapattı.” Açıkça söylüyorum bütün kayıtlar ortada. Gençlik kollarının karşısına onlarla gelince, biz o kapıyı kapattırmasaydık bu gençlik kollarının evlatlarının karşısına o olmadık tipler bu partide hiçbirimizin kabul edemeyeceği şeyler olacaktı ama biz o kapıyı kapatarak evlatlarımızı koruduk, onlar o kapıya dayanarak bu partiye en büyük utancı yaşattılar. Şimdi meseleyi görelim. Meseleyi görelim. Maalesef hızla çözeceğiz, çözmek için emek, gayret, cesaret göstereceğiz.
* Ama maalesef şu anda iki tane Cumhuriyet Halk Partisi görüntüsü var. Bir tarafta, bir tarafta butlan kararıyla bizlerin polis zoruyla dışarıya atıldığı baba ocağımız ve orada oturanlar; bir tarafta burada Gazi’nin diğer büyük eserinin çatısı altında partisine ve ülkesine sahip çıkmaya çalışanlar. Bugün burada oturanların meziyetleri kaybetse de demokrasiye sahip çıkmak, kazanınca millete ayırmadan hizmet etmek, haklının yanında haksızın karşısında durmak, mağdurdan yana olmak, her zaman ezilenin yanında durmak, karıncanın kardeşi olmak ve kazanmak için sadece ve sadece kendine güvenmek, günü geldiğinde kazanma ümidiyle iktidara yürümek varken; diğer tarafta bugünkü iktidarla yürümeyi tercih eden ve bir haksız, hukuksuz mahkeme kararıyla bu partinin baba ocağında bulunanlar var.
KILIÇDAROĞLU’NUN BASIN DANIŞMANI ATAKAN SÖNMEZ’E SERT TEPKİ
* Burada onları tanımıyorsunuz, onları tanımıyorsunuz, onları tanımıyorsunuz. Örneğin bugün genel merkezdeki basın danışmanı bu partinin bir evladı değil, bu partinin bir evladı değil, TGRT’nin, 1,5 yıldır TGRT’den maaş alan, 1,5 yıldır her türlü haksız, edepsiz, arkadaşlarımızla uğraşan, partimizle uğraşan, yalanları köpürtenler, köpürten birisi gelmiş partide basın danışmanı olmuş, sizin helal, sizin her bir damlası helal alın teriyle kazanıp da partiye ödediğiniz aidatlarla alınmış arabalara “Haram mal” diyecek kadar yerin dibine geçmişler oturuyor orada.
* Bugün, bugün her gün mahkeme mahkeme gezen, her gün mahkeme mahkeme gezen, butlan kovalayan, oradan buradan yalancı şahit ayarlayan, her seferinde önce inkar eden sonra pişkinlik eden, geçmişte bu partinin kanını emenler o partide şimdi devlet karşısında güya partinin avukatı olmuşlar, bizim haklı başvurumuzu haksız şekilde geri çekmeye kalkıyorlar. Bizden birileri değil, bir başkaları oturuyor orada.
İBB BORSASINDA İSMİ GEÇEN AVUKAT, CHP BİNASINDAYMIŞ
* İftiracı, rüşvetçi “Şu kişiye iftira atar, bana da şu kadar para verirsen, savcı yolladı beni buraya” diyen, benim suçüstü yaptığım, Türkiye’den kaçarken yakalanan bir avukat, ev hapsi alan bir avukat, ev hapsini kaldırmışlar, partinin çatısında balkonunda keyif yapıp “Cumhuriyet Halk Partisi arınmaya başladı” diyor. İtirafçı alçaklar partinin çatısında oturuyor. Bitmedi, bu bahsi burada kapatmam. Karşımda, karşımda belediye başkanım gözümün içine bakıyor, il başkanım.
“ÇİKOLATA DAĞITMA” GÖRÜNTÜLERİNE ATEŞ PÜSKÜRDÜ
* Canımız Ferdi’nin elektrik çarpması sonucu canıyla uğraştığı, o gün Yeni Akit Gazetesi’nde “Çarpıldı” diye dalga geçen karikatürü çizen kadın çikolata dağıtıyor babaevinde.
“GÜLŞAH DURBAY’A İFTİRA ATANLAR, PARTİDE GÖBEK ATMIŞ”
* Evladımız Gülşah’a, İl Başkanımın gözüne bakarak söylüyorum; evladımız Gülşah ölüm döşeğinde, ameliyatta, yoğun bakımda, ölünce kabrinde namusuna iftira atanlar, şimdi gidiyorlar o partide göbek atıyorlar alçaklar!
* Ama, ama milletimiz, sizler bu oyunu bozdunuz. Genel merkezden polisle atıldığımızda meclise yürüyüşümüz, bu çatıya sığınışımız ve buradaki başlangıcımız bir milattır. Meclisin önünde Milli Egemenlik Parkı’ndaki dolu altında yürüyen o on binlerin sahip çıkışı bir milattır. Biz o yürüyüşle eskimiş, köhnemiş, yozlaşmış bir kara düzeni ve o kara düzenle iş birliği yapanları arkamızda bırakarak iktidar yürüyüşüne başladık sizinle birlikte.
“BU İŞİN HİÇBİR YERİNDE YOKUZ” DİYEN ERDOĞAN’A YANIT
* Meclis önündeki Manisa’daki on binler, İzmir’deki ve Kızılay’daki yüz binler, yüz binlerle Ataya yürüyüşümüz, Anıtkabir’in, Anıtkabir’in bir kararla dolup taşması ve artık bu yürüyüşün bambaşka bir aşamaya başlaması son derece önemlidir, son derece milattır, çok önemli bir milattır. Şimdi Erdoğan dün bir konuşma yapmış, 10 gündür ağzını bıçak açmıyor, ölçüyor biçiyor görüyor neler olduğunu görüyor, şimdi nedamet getiriyor ve 10 gün sonra ilk konuştuğunda dönüyor diyor ki, “Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz.
* Hiçbir yerinde yokuz.” Vallahi “Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz” diyor. Bana, bize haksız, kendilerince yapışmayacak bir FETÖ yapıştırması yapmaya kalktıklarında bize sahip çıkan sevgili Ahmet Tatar burada, kumpasları çok iyi bilir, Genelkurmay Başkanımız İlker Başbuğ, Tuncay Özkan, Mustafa Balbay, Mehmet Haberal çok iyi bilir, o kumpaslarda sen nerede duruyorsan şimdi de tam orada duruyorsun, tam orada.
* Şimdi şunu söyleyeyim, şunu söyleyeyim Erdoğan; hani “Hiçbir yerinde yokum” diyorsun ya, önümüze altı kere barikatlar çektiğin, TOMA’ları dizdiğin, dolunun altında o üstüne çıktığım TOMA var ya, sen o TOMAnın şoför koltuğunda oturuyorsun, şoför koltuğunda. 21 Mayıs’ta, 19 Mart’ta darbeyi yapan da, 21 Mayıs butlan darbesini yapan da, ardından polisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partiye sokan da, bunların hepsini yapan sen, senin şımarttığın İstanbul Cumhuriyet Başsavcın, ödüllendirdiğin bakanın, tapularının hesabını veremeyen o kadar malı mülkü ne yaparak edindiğini senin de açıklayamadığın, açıklatmadığın celladının elinde talimatı sen verdin “Kes bunların boynunu” diye.
* Bu mesele CHP içinde bir mesele değildir. Bu mesele Erdoğan’la, rejimle, millet arasında bir meseledir. Buradan Erdoğan’a şunu hatırlatmak isterim: 15 Temmuz darbesine kadar az zulmetmedin. 15 Temmuz darbesinde şımarttıkların, ne istediyse verdiklerin, sırtını sıvazladıkların, altına F-16 çektiklerin bu meclisi bombaladı, altına tank verdiklerin bu milleti ezdi. O gün, o darbeye karşı, o darbeye karşı ilk telefonu ben açtım AK Parti’ye.
* Milletvekillerimizle birlikte 15 kahraman arkadaşla, 15 kişi vardık Ankara’da, kapalıydı meclis, kapalı meclisi açtırdık. Çıktık, “Yüz yıllık partiyiz” dedik, “Yeneriz yeniliriz ama darbecilere teslim olmayız, seçilmiş, seçilmiş parlamentonun, seçilmiş parlamentonun, demokrasinin arkasındayız, darbenin tam karşısındayız” dedik. Ertesi sabah bu tutumumuza teşekkür iletenler, önümüzde taziye gibi tebrik kuyruğuna girenler, Erdoğan’a gidip de Özgür Özel’in, Cumhuriyet Halk Partisi’nin durumunu söyleyenler, A Haber’de bize “Beklenmedik bir şey, daha önce çok olumsuz şeyler söylüyordu, bu gece tarihi bir tutum aldı” diye sabaha kadar yayın yapanlar şunu kendi kendilerine bir hatırlatsınlar: Biz o gün en büyük rakibimize darbe yapıldığında “Olmaz” demiştik, “Biz burada duramayız” demiştik.
“YOKUM DENMEZ, DARBEYE KARŞI OLUNUR”
* Şimdi 10 gündür susan Erdoğan’a, “Ben hiçbir tarafında yokum bu işin” diyen Erdoğan’a soruyorum; hiçbir tarafında yokum demek, bir yerde oturup da susuyorum, izliyorum demekle olmaz, darbeye karşı olunur, karşı olunur! Hadi bakayım! Hadi bakayım! Biz 15 Temmuz akşamından alnımızın akıyla çıktık. Siz 19 Mart ve 21 Mayıs darbeleriyle aslında demokrasinin tarafında değil, demokrasiden sebeplenerek milletin sırtında, hatta gerekirse milletin kararının karşısında olduğunuzu gösterdiniz.
DELEGELER İÇİN BAŞLATILAN ‘JET’ İNCELEMEYE TEPKİ
* Değerli arkadaşlar, kurultayımızı iptal etmek için 2,5 yıldır her şeyi yaptılar. Önce delegelere 1.200 tane cep telefonu dağıtıldı dediler, bir tane bile ispat edemediler, iddianameye bile yazamadılar. Utanmadan, KİPTAŞ’tan ev verildi dediler. “Hangi ev, göster” dendi, bir kelime bile edemediler, iddia dahi edemediler. Dava yürüyor, hakim soruyor; “Para verildi demişsin, nerede gördün?” “Görmedim.” “Nerede duydun?” “Başkasından duydun.” “Kimden duydun?” “Kimden duyduğumu da unuttum.” Bu iftiracılarla yürüyen bir süreçteyiz.
* Şimdi dün bütün kurultaylar iptal edilip 38. Kurultay’ın delegeleri ayaktayken, Anayasa Mahkemesi de “Delegenin yarıdan bir fazlası diyorsa önünde kurultayın hiçbir engeli olamaz” derken biz 15 gün sürede 552 delegemizden imza toplamak üzere dün sabah harekete geçtik. Ve, ve dün sabah harekete geçmemizle birlikte “15 günde 552 olur mu?” sorusuna cevap aranırken, ben onlara inanan, genel başkanlığa olarak “3 günde bile toplanır o sayı” derken 12’yi çeyrek geçe 600 sayısına ulaştı delege, 600 sayısına. Ve rakam hızla 800’ü aşıp bine doğru ilerlerken bir soruşturma haberi daha.
* Aklınca gözdağı verecek, aklınca korkutacak, diyor ki; delegelerin ve yakınlarının hesaplarına bakacağım. Bakın, bizim elinizden geleni ardınıza koymayın. Zaten kurultayı iptal ettiyseniz bir şeyleri biliyor, ispat ediyor olmanız lazımdı, anlaşılıyor ki yeni bakıyorsunuz. Buradan söylüyorum, buradan söylüyorum: Cumhuriyet Halk Partisi’nin hangi dönem seçilmiş olmuş olursa olsun hiçbir delegesi ne kendi iradesini sizin hani tek adaylı kongrelerinizde delege başına verdiğiniz o kol saatleri var ya, o güzel saatler var ya, dağıtıyorsunuz ya, “Kesin bunlarda da yapıyordur” diyorsunuz ya; delegelerin hesapları ortada, yakınlarının hesapları ortada, bütün hesap ortada.
* Bir selamımla bir imza yollayanlara helal olsun, sonuna kadar yolları açık olsun. İmam-ı Şafi’ye soruyorlar: “Fitne zamanında hakikati ve hakkı tutanları nasıl anlarız?” “Düşman okunu takip ediniz” diyor, “O sizi hak ehline götürür.” Bugün düşmanın oku demokrasi ve adalet isteyenlere, bugün düşman oku Gazi Mustafa Kemal’in partisine, Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelmiştir. Tüm demokratik sistem saldırı altındadır. Milletimizin iktidarı değiştirme iradesi saldırı altındadır.
“BUGÜN CHP’Yİ SAVUNMAK BİR PARTİYİ SAVUNMAK DEĞİLDİR”
* Bugün CHP’yi kurtarmak bir partiyi kurtarmak, CHP’yi savunmak bir partiyi savunmak değildir. Bugün CHP’yi savunmak demokrasiyi savunmak, CHP’yi kurtarmak Türkiye’nin gelecek ümidini kurtarmaktır. Ülkeyi, ülkeyi yönetenlerin arkasında milletin desteği yoktur. Onlar müesses nizamı korumak için, yani haksız vergi, sömürü düzenini, alın terinin, alın terinin sömürüldüğü bu düzeni savunmak için bambaşka işlere girişmişlerdir. Şimdi geldiğimiz noktada milletten meşruiyet alamayanlar, Tom Barrack, Amerikan Büyükelçisi’nin… Trump, akıllı adam, Erdoğan’a onda olmayanı veriyor, her istediğini alıyor demiştir, buna bir kelime söz söyleyecek babayiğit bir AKP’li çıkmamıştır. Amerikan Başkanına giderken Dışişleri Sözcüsü, Dışişleri Sözcüsü, bizden görüşme yapmak için, 5 dakika görüşmek için…
* Arkadaşlar, ister istemez bakın tarihi bir toplantıya geldiniz. İster istemez ayakta duruluyor, ön kapanıyor, arka görülemiyor. Bu muhteşem, tarihe geçen atmosfere o TGRT denen zübükler leke sürer “Aralarında tartıştılar” diye. Aman ha! Aman ha! Ben de zorluğu görüyorum, 3200 kişi kapıda, kapasitenin 4 katı insan burada ama bugüne kadar hiç söylemedim, hiç konuşmadım partiye zarar vermemek için, partinin geleneklerine, geçmişine, değerlerine leke sürmemek için hiç konuşmadım. Şimdi ilk ve tek kez bu konuşmayı bu açıklıkta yapıyorum.

