Bu yıl “Cadı Kazanı” oyunuyla isminden sıkça bahsettiren İzmir Şehir Tiyatrosu, 26 Şubat’ta Bertolt Brecht’in “Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı” adlı oyununun prömiyerini gerçekleştirdi.
Oyunun yönetmeni Ümit Aydoğdu. Yönetmen yardımcısı ise Arzu Turan Aydoğdu. Reji, oyunun ritmini ön plana çıkarmış; epik tiyatronun ruhuna uygun olan şarkılar, ani sahne geçişleri ve oyunculuk üslubu bu ritmin en önemli dayanakları. Epik tiyatronun malzemeleri ve ögeleri, sahnedeki sürekliliği kırmayı ve seyirciyi her an aktif kılmayı hedefler. Bir illüzyon yaratmaktan çekinir, gerçek olanın her an sahnede olmasını hedefler. Bu gerçek; abartılarla ve bilinçli bir şekilde yaratılan grotesk tavırlarla vurgulanır, seyircinin gözden kaçırmasının imkânsız olduğu bir tutum içinde sahneye konur.

Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı, Adolf Hitler’in Alman politikasında yer edinmesiyle paralel bir öykü anlatır. Ui’nin Chicago’daki karnabahar tröstünü ele geçirip gözünü Cicero’ya dikmesi, Hitler’in Almanya’daki iktidarını pekiştirdikten sonra Avusturya’yı işgal ederek yayılmasına tutulan alegorik bir aynadır. Oyunun dinamiği, bu alegorik tutumla sağlanır ancak seyirciden kendi kendine bir çıkarım yapması beklenmez; oyun içinde kullanılan projeksiyon, Ui’nin karşılığını (Hitler ve Hitler Almanya’sını) seyirciye bildirir.
Ümit Aydoğdu, rejisinde projeksiyon kullanmamış, seyirciyi anlatıcıyla bilgilendirmeyi tercih etmiş. Bu durum, halihazırda dinamik olan sahneyi takibi zor bir yoğunluğa itmiş. Bu yoğunluk, Brecht tiyatrosunun olmazsa olmazı sayılan “yabancılaştırma” etmeninin, bazı bölümlerde dikkat dağıtıcı bir unsur haline gelmesinde de kendini göstermekte. Yabancılaştırma, seyirciyi illüzyona girmekten korur, dikkati üzerine çekerek “bir oyun” atmosferi oluşturmayı hedefler. Yabancılaştırma unsuru, oyunun kendini anlattığı ve önemli bilgilerin verildiği anlarda kontrolsüz şekilde kullanılırsa, seyircinin dikkatini çekmekten ziyade dikkatini dağıtabilecek bir unsur haline gelebilir. Gösterimde, Cicero’lu İgnatius Dullfeet ve Betty Dullfeet’in karşılıklı konuşma sahnesinin sürekli olarak kesilmesi elbette bilinçli bir tercih ancak takibi ve anlaşılabilirliği sıfırlayarak içeriği göz ardı ediyor. Tarihi arka planın güçlü olduğu bir oyunda anlam dengesinin kayması, epik tiyatro sınırları içinde seyirciden istenilen “yargılayıcı konumu” etkisiz hale getirme riskini alıyor maalesef.

Reji, Arturo Ui’yi tek bir kişi olarak konumlandırmamış, oyunun çeşitli bölümlerinde çeşitli Ui’lerle karşılaşıyoruz. Bu durum, oyunun başında vurgulanan “Hitler olmasaydı da aynıları yaşanırdı.” algısıyla paralel bir düzlemde ilerliyor. Peki iktidar, kişiliği öldürür mü? Gücü elinde bulunduran her kimlik, tek tipleşmeye mahkûm mudur? Oyun içinde Ui’yi canlandıran her oyuncunun aynı karakteri canlandırması, aynı hareketlerle sahneyi doldurup aynı üslupla çevresine zehir salması, bu soruları yüzeye çıkarıyor kanımca. Eğer “Herkes Ui’dir, Herkes Ui olabilir.” mesajı rejinin zeminini oluşturacaksa, bahsi geçen “herkesi” görmeliyiz. Aksi takdirde aynı kişiyi oynayan birden fazla oyuncuyu görmekten ileri gidemeyiz ve anlamı içeren mesaj, yüzeysel bir anlatının kıskacından kurtulamaz.

Arturo Ui rejisi, kolektif bir yapı oluşturmayı hedeflemiş. Ansambl bir oyunculuk üslubu seyirciyi karşılıyor. Burada özellikle sahne trafiğine ve oyuncuların bu trafiğe uyumlanma biçimine bakmalıyız. Oyuncuların, gerek sahne geçişlerinde gerekse sahne içindeki trafikte reji matematiğine sadık kaldıkları ve disiplinli bir mekanizma oluşturdukları söylenmeli.
Sahnenin atmosferi ve enerjisi gösterim boyunca düşmedi ve keyifli bir seyir akışı oluştu. Her ne kadar gidip gelen elektrik ve tavan arasında biz seyirciyi selamlayan kedi sesleri uzun süre varlığını korusa da oyuncular bu engellere direnerek müthiş bir irade gösterdiler. Bütün oyuncuları yeniden tebrik etmek gerek…
Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı, bütün engellere, bütün aksiliklere rağmen coşkuyla ilerleyen ve coşkuyla sonlanan bir oyundu. Her şeyden önce seyirciye kendini ve çevresini sorgulatmasıyla dinamik bir yüzleşme alanı oluşturuyor. İzmir Şehir Tiyatrosu bu prodüksiyonla bizlere faşizmin tırmanışını, uyaranlarını ve en önemlisi kolektif bir bilinçle bu tırmanışın nasıl “önlenebilir” olduğunu hatırlatıyor. Herkesi bu “hatırlama” anına davet ediyorum…

Dilan Kater

