Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Barış Karcı’dan Kooperatif Davası’yla ilgili ilk özel açıklamalar ve Cemil Tugay yorumu

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin eski Genel Sekreteri Barış Karcı, Kooperatif Davası’nda tahliye olduktan sonra ilk özel açıklamalarını Gazete Pürüz’e yaptı

İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin eski Genel Sekreteri Barış Karcı, Kooperatif Davası'nda

YAĞIZ BARUT – İzmir’de 2025 yılının en önemli siyasi gelişmesi olarak hafızalara kazındı Kooperatif Davası

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin eski Başkanı Tunç Soyer başta olmak üzere kentin tanınan önemli bürokratları, siyasetçileri, iş insanları tutuklandı. Onlardan biri de ismi her anıldığında, “Türkiye’nin en dürüst, en namuslu bürokratlarından” tanımlamasının mutlaka yapıldığı İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin eski Genel Sekreteri Barış Karcı’ydı.

Kamuoyu, dava sürecinde kendisini daha yakından tanısa da Barış Karcı süreç içinde yaşadıklarını ne sosyal medyaya ne de basına aktarmadı. 9 Aralık’taki tahliyesinin ardından sürece ilişkin merak edilen başlıkları ise ilk kez gazetemize anlattı.

Yaşadığı mağduriyetlerden hakkında öne sürülen suçlamalara, İzBB Başkanı Cemil Tugay’ın süreçteki rolünden davadaki çelişkilere kadar pek çok konuya değindik…

Çok değerli eşi Dilek Karcı da bizi yalnız bırakmadı ve röportaja dahil olarak önemli anekdotlar paylaştı.

  • Barış Bey, sizin sürecinize dair detayları pek bilmiyoruz. O yüzden ilk günden başlayalım; gözaltı ve tutuklanma süreciniz nasıl oldu?

Polisler sabaha karşı saat 5 gibi geldi. Evden ayrılırken, bu süreçte nelere ihtiyaç olacağını bildiğim için eşime bazı telefon numaraları verdim; “şu arkadaşları ara lütfen” dedim. Sonradan öğrendim ki ben çıktıktan sonra eşim hepsini aramaya başlamış ve o isimlerin de tamamı gözaltına alınmış. (Gülüyor) Yani o arkadaşlarla nezarethanede buluştuk.

Nezarethane koşulları zorluydu ama çok ciddi bir sıkıntı yaşamadım. Dördüncü gün adliyeye çıkarıldık ve tutuklama kararı da oldukça hızlı verildi.

Ardından Şakran Cezaevi’ne sevk edildik. Koğuşlar hazırdı, orada da ciddi bir problemle karşılaşmadım. Yatılı okul geçmişim olduğu için benzer koşullara yabancı değildim. Süreci bol bol kitap okuyarak, daha çok spor yaparak ve daha az yiyerek atlatmaya çalıştım. Bu süreçte yaklaşık 10 kilo verdim. (Gülüyor)

İddianamemiz, her şeye rağmen oldukça hızlı hazırlandı. Bu da sürecin daha çabuk ilerlemesini sağladı. İlk aşamada belirsizlikle baş etmeye, ne olduğunu anlamaya çalıştık. Avukatlarımız bu süreçte bizi hiç yalnız bırakmadı.

Benim için önemli olan bir diğer konu da İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Cemil Tugay’ın ve belediye yönetiminin cezaevinde bürokratik bir destek ziyareti gerçekleştirmesiydi. Yanımda olduklarını hissettim. Ayrıca süreç boyunca belediye yönetiminden bilgi ve belge temini konusunda bir sorun yaşamadık. Bu anlamda da açıkça destek oldular.

  • Öncesi ve sonrasıyla sürece ilişkin bir çerçeve çizer misiniz? Hakkınızdaki suçlamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kooperatif sürecinde hem İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri hem de İZBETON Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev aldım. Aslında kooperatiflerle ilgili inceleme süreci bir Mülkiye Müfettişi tarafından başlatıldı. Bu incelemede kooperatiflere ilişkin birçok başlık detaylı biçimde araştırıldı. Hatta mülkiye müfettişinin İçişleri Bakanlığı’na gönderdiği raporda, yargılama izni verilmesine dair bir görüş de yer aldı.

Sonrasında bakanlık tarafından yargılama izni verildi ancak biz bu karara Danıştay nezdinde itiraz ettik. İki ayrı başlık vardı: Biri kooperatiflerin bütünsel süreciyle ilgiliydi, diğeri ise özellikle Örnekköy’deki eksik imalat iddialarına ilişkindi. Danıştay, Ocak 2025’te her iki başlık açısından da “yargılamaya gerek yoktur” kararı verdi. Ancak 2024’ün son ayları gibi mülkiye müfettişi, Danıştay’ın kararını beklemeden savcılığa bir suç duyurusu gönderdi.

Biz bu sürecin detaylarını daha çok dava dosyası önümüze geldikçe gördük. Elbette savcılık tarafından ifadeye çağrılabileceğimizi öngörüyorduk ancak sürecin normal bir seyirde ilerleyeceğini, davet edilerek ifade vereceğimizi düşünüyorduk. Kaç yıllık bürokratım; ilk kez bir ceza yargılamasıyla karşı karşıya kaldım. Üstelik ben denetim elemanı kökenli birisiyim ve bu tür süreçlerin nasıl işlemesi gerektiğini de bilirim.

  • İddianame peki…

Sizin de daha önce yazılarınızda ifade ettiğiniz gibi, iddianamede bazı temel noktalar var. Bunların başında, bizim kendimize ya da üçüncü kişilere herhangi bir maddi menfaat sağlamadığımız hususu geliyor. Bu durum savcılık tarafından da açıkça ifade ediliyor. Üçüncü kişilere menfaat sağlanmadığı da ifadelerden anlaşılıyor; hatta birçok kişi zararına iş yaptığını söylüyor.

Kamu zararı iddiası da tartışılan başlıklardan bir diğeri. Oysa belediyenin mahkemeye gönderdiği “zarar yoktur” yazısı mevcut. Sayıştay raporlarında da bugüne kadar hiçbir şekilde kamu zararı tespiti yapılmadı. Kaldı ki kooperatiflerle yapılan sözleşmelerde, sürenin aşılması halinde kira bedellerinin kooperatif tarafından ödeneceği açıkça yazılıdır. Bu nedenle hak sahiplerine ödenen kiralar üzerinden bir kamu zararı oluşması mümkün değil.

İkinci başlık “teminat mektubu” meselesi. İzbeton’un belediyeye verdiği bir teminat mektubu var. İddianamede, proje yapılamazsa teminat mektubunun paraya çevrilebileceği, İzbeton’un zarar edebileceği, belediyenin de İzbeton’a sermaye aktarımı yapması halinde dolaylı bir kamu zararı oluşabileceği gibi ihtimaller üzerinden değerlendirmeler yapılmış. Ancak ihtimaller üzerinden kamu zararı tespiti yapılamaz. Ben yıllarca kamu zararı kavramı üzerine çalışmış biriyim. Kamu zararının nasıl tespit edileceği, Mali Kontrol Yasası’nın 71’inci maddesinde ve ilgili yönetmelikte açıkça tanımlanmıştır. Ortada gerçekleşmiş, somut bir zarar olması gerekir. Kooperatif dosyasında ise teminat mektubu hâlâ belediyenin elindedir. Nitekim son duruşmada Kentsel Dönüşüm Daire Başkanı Ayşe Arzu Özçelik de bunu ifade etti.

Dosyada kasıt ya da kusur da bulunmuyor. Belediye şirketinin ya da kamunun dolandırıcılık için bir araç olarak kullandırıldığına dair iddiaların da karşılığı olmadığı ortaya çıktı.

  • Size dair kısmı somutlaştırırsak… Neler var?

Benimle ilgili iki temel husus var. Bunlardan biri, İzbeton yönetim kurulu kararında yer alan imzam. Sayıştay’ın önerisi doğrultusunda, devam eden bir işleme ilişkin yönetim kurulu kararı alındığı için yargılanıyoruz. Yani Sayıştay’ın önerisini dikkate aldığımız için yargılanıyoruz!

İkinci konu ise yetkilendirme meselesi. Her şirkette yöneticilere verilen yetkiler vardır. Ben de şirketin genel müdürüne ve yardımcılarına sözleşme yapma konusunda yetkilendirdim. İddianamede bu yetkinin dayanağının olmadığı iddia ediliyor. Oysa Türk Ticaret Kanunu’nda bu yetkinin açık bir dayanağı var. Belediyenin ana sözleşmesinde yetki devrine ilişkin hüküm bulunuyor. Buna dayanarak bir imza yönergesi çıkarılmış. Bu yönerge Ticaret Sicil Gazetesi’nde yayımlanmış, yetki verilen kişiler noterde imza altına alınmış ve ilan edilmiştir. Hukuki açıdan bunun bir sorun teşkil etmediğini anlatmaya çalıştık.

Mahkeme sürecinde hepimiz, heyetle bir çatışma yaşamadan ilerlemeye, sürece yardımcı olmaya çalıştık. Mahkeme heyeti de bizi sabırla dinledi. Bu anlamda teşekkür etmek isterim. Her ne kadar heyetin belirlenme süreci tartışmalı olsa da karşımızda bizi dinleyen bir heyet vardı.

Bugüne kadar gizli kapaklı hiçbir işimiz olmadı. Ekonomik çıkar beklentisiyle hareket etmedik. Herkesin gözü önünde, açık bir hayat yaşadık.

  • İkinci dosyaya ilişkin ne söylersiniz? Şenol Aslanoğlu yeniden tutuklandı. İlk dosyadan tahliyesi beklenen Tunç Soyer ve Heval Savaş Kaya için de bu ikinci dosya kapsamında tutuklama kararı çıktı! Yani 5 Ocak’taki duruşmada tahliye kararı çıksa bile cezaevinde kalacaklar. Bu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hem ilk dosya hem de ikinci dosya için aynı şeyi söylüyorum: Tutuksuz yargılama, hukukun genel ilkesidir. 5 Ocak’ta görülecek duruşmada, tutuklu yargılanan son iki isim olan Tunç Soyer ve Heval Savaş Kaya’nın da tahliye edilmesi öngörülüyordu. Bu duruşma öncesinde, ikinci bir dosya üzerinden tutuklama kararı verilmesi hepimizi ciddi biçimde endişelendirdi.

Şuna dikkat çekmek gerekir; ilk dosyadan tahliye edilen hiç kimse kaçmadı… Yani kimsenin yargılanmaktan kaçtığı yok. Hiçbirimiz suçlamaları kabul etmiyoruz! Adil bir yargılama için tutuksuz yargılama esas olmalıdır.

Benim babam 12 Eylül döneminde tutuklandı. 3-4 ay sonra tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi ve sonunda beraat etti. Sıkıyönetim koşullarında bile tutuksuz yargılama mümkün olmuşken, bugün de bunu sağlayabilmeliyiz.

Sonuçları siyasi olarak kullanılan bir davada, ağır suçlamalarla karşı karşıyayız. Hayatını doğruluk ve dürüstlük gibi ilkeler üzerine kurmuş insanlar olarak bu suçlamalar bize çok ağır geliyor. Tunç Başkan’ın dediği gibi; “Bu suçlamalar bize yapışmaz” ama ailelerimize ve bize büyük bir üzüntü yaşatıyor.

Bugün CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’in de ifade ettiği gibi, bu durum kamu vicdanının kaldıramayacağı bir noktaya gelmiştir. Bu mesele son derece önemli. Hem bizim vicdanımıza hem de toplumun vicdanına sığmıyor.

  • Tahliye edilenlerin hiçbirinin kaçmadığını defaatle vurgulamak gerekiyor gerçekten de.

Elbette. Tahliye edilenler ile hâlâ tutuklu olanların gerekçeleri aynı! Örneğin ben İZBETON Yönetim Kurulu Üyesi olarak yargılanıyorum. Aynı yönetimdeki diğer arkadaşlardan iki ay daha fazla tutuklu kaldım. Bazıları hiç tutuklanmadı. Bazıları gözaltına alınıp bırakıldı. Oysa aramızda hukuki açıdan hiçbir fark yoktu. Sanırım genel sekreter olmam nedeniyle daha uzun süre tutuldum!

Ancak burada önemli bir ayrıntı var: Genel sekreterlik görevimle ilgili olarak Danıştay’dan lehime verilmiş bir karar bulunuyor. Eğer genel sekreterlik sıfatımla yargılanmış olsaydım, zaten Danıştay “yargılamaya gerek yoktur” demişti.

Ancak buna rağmen mahkeme heyetini yapıcı buluyorum. İlk dosya açısından olumlu gelişmelerin devam edeceğini düşünüyorum.

  • Bu süreçte sizinle ilgili çok defa, “gerçek bir devlet insanı, onurlu bir bürokrat, tertemiz bir insan” gibi yorumlar yapıldı. İnsan kendini elbette bilir ama böyle bir süreçte bunları dışarıdan duymak size neler hissettirdi?

Bu aslında biraz yetiştirilme tarzıyla ilgili. En temel değerleri aileden alıyoruz. Öte yandan ben 14 yaşındayken, bugün artık kapalı olan, Maliye Bakanlığı’na bağlı Maliye Meslek Lisesi’nde yatılı olarak okudum. Yani doğrudan memur olarak yetiştirilmek üzere eğitimden geçtik. Derslerimizin yarısı teknik derslerdi. Müfettişler, hesap uzmanları, saymanlar, bürokrasinin içinden gelen pek çok hocamız maliyeyle ilgili konuları anlattı.

17 yaşında memuriyete başladım. Aynı dönemde Gazi Üniversitesi Maliye Bölümü’nü kazandım. Arada kısa bir boşluk olsa da toplamda 28 yıllık kesintisiz bir kamu hizmeti geçmişim var. Vergi dairesinde çalıştım, denetim elemanı oldum, hazine arazileriyle ilgilendim. Son 20 yılımı ise belediyede geçirdim.

Aile, lise, üniversite hayatı, çalışma koşulları, üstatlarımızın bize öğrettiği çalışma anlayışı ve belediye bürokrasisi… Hakkımda söylenen iyi sözlerin tamamı aslında bu yetiştirilme biçiminin bir sonucu. Biz hep yasal mevzuat neyi gerektiriyorsa onun üzerinden çalıştık. Her zaman kamuyu korumaya odaklandık.

Belki de en zor ama en kıymetli tarafı, çalışanlarla sürekli iç içe olmaktı. Olumlu tepkilerin en önemli nedenlerinden birinin de bu olduğunu düşünüyorum. İşime hep erken gittim, mümkün olduğunca en son çıkan olmaya çalıştım. Belediye yönetimi olarak işçi arkadaşlarımızla zaman zaman tartıştığımız da oldu. Ama hiçbir zaman iyi niyetimizi kaybetmedik. İşin zorluğu da galiba burada; hem tartışabilmek hem de her koşulda çözüm için birlikte çalışmayı sürdürebilmek.

Özetle insan tabii ki gururlanıyor ama bu söylenenler tek taraflı gelişmedi; tamamen karşılıklı bir ilişki.

  • Peki içeriden dışarıyı nasıl gözlemlediniz? Medyanın, kamuoyunun ve dost çevrenizin tutumunu nasıl değerlendirdiniz?

Süreci yakından takip eden, ayrıntılara hâkim olan gazeteci arkadaşlarımızın desteği çok kıymetliydi.

Ama tabi böylesi süreçlerde İnsanlar “Acaba gerçekten bir şey var mıdır?” diye düşünüyor, bir mesafe koyabiliyor.

Başlangıçta daha temkinli ya da soğuk davranan bazı insanlar, zamanla haberleriniz ve kamuoyuna yansıyan bilgiler sayesinde şunu gördü: “Burada bir şey yokmuş, biz bu insanları tanıyoruz, bunlar düzgün insanlar.” Bu nedenle medyanın rolü bu süreçte gerçekten çok belirleyiciydi.

Dilek Karcı:
Dava ilk başta çok büyük bir operasyon olarak algılandı ve insanlar doğal olarak temkinli yaklaştı. Ancak dosyanın içeriği zamanla anlaşılınca bu hava dağıldı. Dava başladığında Barış Karcı tanınan, medyatik bir isim değildi. Ama süreç ilerledikçe kim olduğu, geçmişi, mesleki kariyeri ortaya çıktıkça insanların yaklaşımı daha samimi ve daha destekleyici oldu. Açıkçası şu an kendimizi daha anlaşılmış hissediyoruz; bu bizim için çok önemli.

Barış işi ile ilgili mevzuatı her gün takip eder, dolayısıyla geçmişteki soruşturmalarda da danışılan biridir. Yani güvenilir olmasını buradan da anlıyoruz.

Şunu da özellikle vurgulamak isterim: İzmir farklı bir şehir. İzmir halkının sağduyusu bizim için büyük bir şanstı. Avukatlarımızın çok tecrübeli olması da süreci güçlendirdi. Avukatlar, İzmir Barosu, CHP İzmir İl Koordinasyon Kurulu; bence herkes bu süreçte iyi bir sınav verdi. Aile dayanışmamız da çok güçlüydü. Büyük kızım bir gün bana, “Olmamış şeyler için kendini üzme” dedi. Bu cümle benim için çok büyük bir motivasyon kaynağı oldu.

  • İlk süreçte “Cemil Tugay ve yeni yönetim şikâyet etti” iddiaları çok konuşuldu. Bu tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kooperatif dosyasında, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait bir denetim raporu ya da şikâyet yok. Ancak İZBETON’a yönelik, araç kiralaması ve bazı yapım işleriyle ilgili belediye denetçilerinin yaptığı çalışmalar var. Ben eski bir denetim elemanı olarak bu tür süreçlerin nasıl işlediğini biliyorum. Geçmişte de benzer raporlarla karşılaştık.

Bu tür raporların ardından genellikle bir ön değerlendirme yapılması gerekir. Sanıyorum burada, başkandan da bağımsız biçimde, sürecin biraz daha hızlı işletilerek savcılığa iletilmesi gibi bir yol izlendi. Diğer arkadaşların itiraz ettiği nokta da buydu: “Keşke bizim de fikrimiz alınsaydı, neden böyle yapıldı?” diyorlardı. Nitekim bazı konularda haklı oldukları da ortaya çıktı; çünkü biliyorsunuz, bazı isimler hiç duruşmaya çıkmadan tahliye edildiler.

Denetçi bir şey yazdığında bunun yüzde 100 doğru olduğu anlamına gelmez. Sayıştay raporlarında da böyledir; itiraz mekanizmaları vardır. Denetçi ve bilirkişi raporları çoğu zaman ikinci bir değerlendirmeye ihtiyaç duyar. Çünkü herkesin bakış açısı farklı olabilir.

  • Mart 2024 yerel seçimlerinden Ocak 2025’e kadar, yani yeni yönetimin ilk 9 ayında genel sekreterlik görevine devam ettiniz. Mahkemeye yansıdığı üzere; Temmuz 2024’te yeni belediye yönetimi kooperatif sözleşmelerini iptal etti ya da süreci durdurdu. Yeni yönetimin, eski yönetime karşı “düşmanca” davrandığı, halef-selef kavgası iddiaları da dile getirildi. Siz görev sürecinde bu durumu nasıl gözlemlediniz?

Temmuz 2024 tarihi, Mülkiye Müfettişi’nin bu dosyalarla ilgili yaptığı denetimlerin sonuçlandığı döneme denk geliyor. Yeni yönetim göreve geldikten sonra, bu iddiaların ve tartışmaların yeniden ele alınması gerekiyordu. O tarihte alınan kararlar bu nedenle alındı.

Eğer Cemil Başkan’ın bu projeye dair olumsuz bir yaklaşımı olsaydı bu süreci devam ettirmezdi. Oysa bugün tadil protokolleri yapılıyor. Örnekköy’de inşaatlar ileri bir aşamaya gelmiş durumda. Kooperatifçilik modeli, ilke olarak devam ediyor; ancak teknik olarak, yapım işinin kooperatifler yerine İZBETON tarafından üstlenildiği bir yönteme geçildi. Bu konuda uzlaşı sağlanan kooperatif yönetimleri de var.

Gecikme meselesine gelince… Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı ekonomik tablo ortada. Gıda fiyatları bile bazı ürünlerde son beş yılda 30 kata varan artışlar gösterdi. İnşaat maliyetlerinde ise yüzde 1000’i (bin) aşan artışlar söz konusu. Bunları yok saymak mümkün değil. Ayrıca çok büyük deprem süreçlerini de yaşadık.

Ben bu süreçte düşmanca bir tavır da görmüyorum. Siyasetin kendi doğası içinde yaşanabilecek şeyler olarak görüyorum. Yeni yönetimin, yöntemsel olarak farklı bir yol izlese de projeye sahip çıktığını düşünüyorum. Hukukçular da dosyayı iyi değerlendirdi. Konutlar teslim edildiğinde herkesin mutlu olacağına inanıyorum.

Kooperatifçilik Türkiye’de eski bir yöntem. Hem benim ailem hem de eşimin ailesi bu yöntemle ev sahibi olmuş… Uzun sürer ama sonuçta biter. Ben bu konuda da olumsuz değilim.

Eski yönetimle yeni yönetim arasında bir denge kurmam gerekirse; bu süreci ancak bir iş birliğiyle aşabiliriz. Herkes birbirine kötü niyetle baktığında iyi bir sonuç çıkmıyor açıkçası!

  • Anladığım kadarıyla CHP Genel Merkezi de konuya benzer bir yerden bakıyor. Sayın Özgür Özel, bitmeyen inşaatlar nedeniyle mağduriyetleri kabul ediyor ve yeni yönetim inşaatları tamamladığında davanın konusuz kalacağını söylüyor. Siz de bunu söylüyorsunuz…

Aynen öyle. Bizim dava açısından baktığımızda, ortada gecikme dışında hiçbir şey yok. Bu süreçlerde siyaseten bakılmadan yol yürünmesi gerekiyor. İzmir kamuoyu da bu konuda oldukça duyarlı.

  • Umarım herkes için adalet bir an önce yerini bulur… Eklemek istediğiniz son bir şey var mı?

Türkiye’nin içeride de bir yaşamı olduğunu, herkesin masumluk ve mağdurluk anlamında bir hikayesi olduğunu unutmamak gerekiyor. Suçun türü ne olursa olsun, insanları buralara iten nedenleri toplum olarak daha fazla konuşmamız gerekiyor.

Ben son olarak, bugüne kadar bizi destekleyen herkese teşekkür ediyorum.

Dilek Karcı:
Biz mağdur olduk, ancak bizden daha büyük mağduriyet yaşayanlar var. Çok ağır sağlık sorunları yaşayanlar, aylarca iddianamesi yazılmayanlar, binlerce sayfalık iddianamelerle karşı karşıya kalanlar, duruşma günleri çok uzak tarihlere verilenler var. Gerçekten çok zor bir süreç.

Ve şunu da belirteyim; Barış’ın hayattan şikâyet eden bir yapısı yoktur. Hep “Ne yapabilirim, bu sorunu nasıl çözerim?” diye düşünen bir insandır. Bu yüzden biz ailece süreci daha sakin atlatabildik. Barış ilk kez nezarethaneye alındığında bir avukatımız beni rahatlatmak için, “Barış Bey çok iyi görünüyor, hiçbir şikâyeti yok” demişti. Ben de gülümseyerek, “Barış hayatında hiçbir şeyden şikâyet etmez, benden bile” demiştim. (Gülüyoruz) Şaka bir yana şunu da net söylemek gerekir: Bütün bunlar, bu kapsamda, bu kadar mağduriyet yaşanmadan da yürütülebilirdi… Ben de destek olan herkese teşekkür ediyorum.