Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

İYİ Partili Doğan’dan CHP ve AKP’ye eleştiri: İzmir halkı özensizliklerini görüyor

İyi Parti İzmir İl Başkanı Ülkü Doğan, gazeteci Tuğkan Üsküp’ün sorularını yanıtladı. Kent gündemine dair önemli açıklamalarda bulunan Doğan, ülkeyi yöneten AKP’nin de İzmir’i yöneten CHP’nin de kente oldukça özensiz davrandığını ifade etti.

İyi Parti İzmir İl Başkanı Ülkü Doğan, gazeteci Tuğkan Üsküp'ün

Tuğkan ÜSKÜP / Gazete Pürüz- İyi Parti İzmir Başkanı Ülkü Doğan ile kent gündemine, partinin kurultay sürecine ve terörsüz Türkiye sürecine dair konuştuk. Doğan, ülkeyi yöneten AKP’nin de İzmir’i yöneten CHP’nin de kente oldukça özensiz davrandığını ifade etti.

AKP’li milletvekillerinin ülkeyi yöneten partinin temsilcileri olarak İzmir’deki sorunların çözümüne katkı sunması gerektiğini ifade eden Başkan Doğan, “İktidar temsilcileri İzmir’deki sorunları çözebilir ama sadece eleştiri yapıyorlar. Kendi Büyükşehir adaylarının da projeleri vardı. ‘Sadece bizi seçerseniz hizmet getiririz’ diyorlarsa, zihniyet buysa İzmir halkı onları seçmez. Çünkü İzmir halkı tehditten hoşlanmaz” ifadelerini kullandı.

Videolu röportajı izlemek için tıklayın

“Önce ülkemize, sonra şehrimize nefes aldıracağız”

Öncelikle  yakın zamanda kurultayınız oldu. Genel başkanınız Sayın Müsavat Dervişoğlu tekrardan genel başkanlığa seçildi. Özellikle siz de İzmir il başkanı olarak yeni dönem için güven tazelediniz diyebiliriz. Bu bağlamda kurultayın ardından parti içerisindeki havayı merak ediyorum. Özellikle sizin partinize ve partinizin de bu kente katabileceği çalışmalar anlamında nasıl bir süreç bizi bekliyor?

-Eylül ayıyla başlayan ve Ocak ayında büyük kurultayımızı tamamlayarak sonuçlandırdığımız yaklaşık 4 aylık bir serüveni, süreci tamamladık. İlçe, il ve büyük kurultay ile genel başkanımız tek adayı olarak girdiği seçimden güven tazeleyerek çıktı. Kadrolarımız yenilendi. Tüm il ve ilçelerimizde aslında kadrolarımızı güçlendirip yenileme fırsatı bulduk. Kongrelerde hep söylediğim bir şey vardır. Teşkilatlarda biz tecrübeyle yani eskilerle yenilerin heyecanını birleştirdik. Ve yolumuza daha da güçlenerek devam ediyoruz. Bu kongre süreçleri partimizin güçlenmesine de vesile oldu. Oluşan hava anlamında tabii ki hem motivasyonumuz yüksek hem heyecanımız yüksek. Bununla birlikte bu heyecanımızı da İzmir’e, şehrimize göstermeye hazırız. Hem sahadayız, hem İzmir’in yerel gündemini ilgilendiren konulara ilişkin çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. Bir yandan da vatandaşlarımızın bize ilettiği sorunlara çözüm buluyoruz. Yani bir siyasi partinin yapması gereken her şeyi yapıyoruz. İzmir’e ne vadediyoruz derseniz, İzmir çok uzun zamandır kayıp bir şehir.  Yani ne yazık ki asgari hadde yaşadığımızı düşünüyorum. Yani potansiyelini değerlendiremeyen, çok daha farklı yerlerde, çok daha vatandaşının refah içinde yaşayabileceği bir şehir olabilecekken bu imkanlarını, bu potansiyelini değerlendiremiyor. O yüzden de kayıp durumdayız. Ne iktidarın gereken özeni gösterdiği, yatırım olarak desteklediği bir iliz, ne de yerel yönetimlerde çok büyük bir güvenle 25 yıldır iktidarda bulunmasına rağmen Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu kendilerine gösterilen özenin karşılığını veremediği bir konumdayız. Biz İzmir’e bunu vadediyoruz işte. Yani kavga etmeden, mazeret üretmeden, sorunları bilerek ve o sorunları çözerek ilerleyeceğimiz, hizmet getireceğimiz, polemikten ziyade hizmet üreteceğimiz bir dönem vadediyoruz. Önümüzdeki ilk seçim genel seçimler. İnşallah önce ülkemize bir nefes aldıracağız. Sonra da yerel seçimlerde de şehrimize.

“İzmir’in sorunlarının Meclis’e taşınmasına destek olan vekil yok!”

İzmir özelinde, CHP ve AK Parti milletvekilleri arasında bir sahada olmama polemiği var.  AK Parti kanadından gelen eleştiriler CHP’li vekiller için ‘”İzmir’de sahada yoklar hatta İzmir’de yoklar” şeklinde. CHP kanadından eleştiriler ise “Halkın içine çıkmaya yüzleri yok, bu yüzden sahada görünemiyorlar” şeklinde. İyi Parti bu boşluğu doldurma anlamında örgütsel olarak ne gibi çalışmalar yapıyor? Nasıl bir strateji izliyor? Bunun yanında İzmir milletvekiliniz Sayın Hüsmen Kırkpınar’ın ne gibi çalışmaları var? Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz? Ayrıca enel başkanınız Sayın Müsavat Dervişoğlu da İzmir milletvekili. Bu anlamda genel merkez kapsamında çalışmalar ne yönde? Müsavat Bey’in İzmir milletvekili olması sizce bir dezavantaj mı yoksa avantaj mı sizin açınızdan? Çünkü parti genel merkezindeki işler var. İzmir özeline inmek ne derece kolay oluyor?

-Öncelikle bir avantaj elbette ki, biz bununla gururlanıyoruz. Bu tabii büyük bir sorumluluk bir yandan da. Çünkü genel başkanın kentinde bizim çok başarılı olmamız bir zorunluluk. 81 il içerisindeki en başarılı il olmak gibi bir misyonumuz var. Genel başkanımız bu arada tabii tek genel başkan olan İzmirli. İzmir milletvekili. Bu da çok kıymetli. Çünkü İzmir’in Ankara’da, mecliste sesinin yüksek en yüksek şekilde duyulmasını sağlıyor. Genel başkanımız evet belki bir milletvekili olarak sahada olmak adına burada olmayabilir ama İzmir’de çok uzun yıllar siyaset yapmış ve memleketini İzmir olarak gören bir milletvekili olarak da İzmir’in haklarının korunması noktasında her zaman önemli katkılar sunuyor.

Diğer yandan milletvekilimiz Sayın Hüsmen Kırkpınar da İzmir’in sorunlarını meclise taşıma noktasında çok çalışkan. Daha dün meclis konuşmasında Ankara-İzmir hızlı tren yılan hikayesini dile getirdi. Bu ve bunun gibi pek çok konuyu aslında İzmir’in sorunlarını dile getiriyor mecliste.

Diğer partilere baktığımızda açıkçası ben İzmir’in sorunlarını konuşma noktasında -evet genel gündeme ilişkin konuşuluyor ama- İzmir özelinde sorunların meclise taşınmasına destek olan vekil göremiyorum. Bırakın sahada olmayı. Burada iki önemli eleştirim olacak. Bir tanesi tabii ki Cumhuriyet Halk Partili vekillerin çok büyük oranda destek aldıkları bu şehirde olmamaları, bazılarının şehir dışından gelmiş olması zaten bir handikap. Bu şehirde bulunmamaları, sahaya açılmamaları sadece bizim eleştirimiz değil, Kendi teşkilatlarının da aslında yalnız bırakıldıkları yönünde bir eleştirileri var.

Diğer tarafa baktığımda yani iktidar kanadının milletvekillerine, onların da sürekli olarak eleştirdiklerini ve sorunları dile getirdiklerini görüyorum. Ama bu sorunları dile getirirken çözümün bir ortağı oldukları gerçeğini göz ardı ediyorlar. Özellikle de iktidar milletvekili olmak bakanlıklarda İzmir adına, İzmir lehine yapılması gereken çalışmaların onların görevi olduğunu hatırlatıyorum onlara. Eleştirmeye herkes eleştirir. Bu şöyle bir şey yani yetki varsa sorumluluk da vardır. Onlara bir yetki verildi. Milletvekili olarak Ankara’dalar. İktidar kanadındalar. Sorunu çözebilirler. Niye sadece eleştiriyorlar? Üstelik bu eleştirileri yenileyenlerden bir tanesi Büyükşehir Belediye Başkan Adayıydı. Projeleri vardı. O projeler nerede şimdi? Yani sadece kazanırsanız mı yapacaktınız o projeleri? Yani sadece bizi seçerseniz biz İzmir’e hizmet getiririz diyorsa zihniyet buysa İzmir halkı onları seçmez. Çünkü İzmir halkı tehditten hoşlanmaz. İzmir’i ne kadar çok cezalandırırlarsa hizmet getirmeyerek o derece büyük kaybedeceklerini fark ettiklerini zannediyorum. Bu tutmaz İzmir’de. Yani İzmir insanı için kendisine hizmet getirilip götürülmesi önemlidir ama hizmetsizliğin faturasını sadece belediyeye çıkarmaz. Burada sorumluluk sahibi olan iktidarın görevini yerine getirmediğini de görüyor. Hizmet getirmeye devam etmedikleri sürece İzmir’de seçim kazanamazlar. belki o cezalandırma politikasından çıkarak hizmet getirirlerse bir şansları olabilir ama açıkçası yani genel seçimlerde AK Parti iktidarının değişmesi için var gücümüzle çalışıyoruz ve bu gerçekleşecek. Ondan sonra yapılacak ilk seçimlerde İzmir halkının bu hizmetsizliğinin, bu geçirdiği 25 yıllık kayıp dönemin faturasını gerekli sorumlulara çıkartacağını ve ve iyi bir tercihte bulunacağını biliyorum.

“Mahkeme kararı varken yapılaşma niye?”

O zaman tam da bu noktada biraz İzmir’in genel sorunlarına değinelim. Buca Cezaevi alanı konusunda sizin değerlendirmeleriniz nelerdir? İzmir Büyükşehir Belediyesi yönetimi ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Cemil Tugay’ın yönetimini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

İzmir’in çok uzun yıllardır problemleri var ve bu sorunlar çözülemediği için de açıkçası artık çözümsüzlüğe doğru gidiyoruz. İşte bunlardan bir tanesi en gündemde olanı Buca Cezaevi. Ortada bir de kamuoyunun yanlış yönlendirildiğini düşündüğüm noktalar da var. Buca cezaevi ile ilgili biliyorsunuz daha önce bakanlığın orada bir imar değişikliği vardı ve bunu mahkeme iptal etti. İdare mahkemesi kararıyla orada bir yapılaşmanın önüne geçildi. Şimdi elde böyle bir yargı kararı varken orada yeniden sadece İller Bankası’ın mülkiyetinde olan yerde neden olabileceği gerekçesiyle kaynak yoksunluğu nedeniyle orada bir yapılaşmaya gitmenin önünü açmayı doğru bulmuyorum. Dediğim gibi daha önce orada -üstelik Büyükşehir Belediyesi tarafından açılmış bir davaydı- o yapılaşmanın önüne geçilmişken mahkeme kararıyla orada bir yapılaşma yapılamayacağı belirtilmişken, neden yeniden Büyükşehir Belediyesi kanalıyla acaba yapılaşmaya gidilmeye çalışılıyor?

Cezaevine ilişkin değerlendirmemizi paylaşmıştık.

Bir kez daha yineleyeceğim. Buca İzmir’in en büyük ilçesi, nüfusu anlamında da ve ne yazık ki yeşil alan anlamındaki en fakir ilçesi. Bazı mahallelerde 1 metrekareye kadar düşüyor kişi başına düşen yeşil alan. Dünya Sağlık Örgütü’nün kişi başına düşen yeşil alanlarla ilgili birtakım tavsiye niteliğinde bildirimleri var. Benzerlerine bakıyoruz. Amsterdam’da yaklaşık 50 metrekare kişi başına düşen yeşil alan. Dünyanın hemen hemen pek çok şehrinde alan çok daha fazla. Zaten yeşil olmayan zaten vatandaşın nefes alamadığı bir alanda neden yeniden yapılaşma? Buca bir bina yığını. Bu nedenle trafiğinde problem var. Bu nedenle yapılanmasında, kentsel dönüşümünde problem yaşanıyor. Bu alan hem yeşil alan, bir defa onu ayırıyorum. Bu çok hayati bir önem taşıyor. Bir de afet toplanma merkezi. Orası Allah korusun İzmir gibi deprem gerçeğini iliklerine kadar hisseden bir şehirde can kurtaracak bir alan. Biz orada bir yapılaşmaya gidemeyiz. ) Şimdi kamuoyuna bakıyorsunuz. Tüm halk orayı yeşil alan olarak istiyor. Nefes alalım istiyor. Uzmanlara bakıyorsunuz işte mimar mühendisler odası gibi, peyzaj mimarları odası gibi ya da bu olanın uzmanlarına bakıyorsunuz. Onlar da buranın yeşil alanı olması gerektiğini savunuyor. E bir de mahkeme kararı var buranın yeşil alanı olması gerektiğine ilişkin. Biz şu an neyi tartışıyoruz? Yani iktidar ve CHP ve AKP’li üyelerinin onayıyla geçti ama biz neyi tartışıyoruz? Yani burada eğer kriterimiz İzmir halkının menfaati ise İyi Parti ancak o menfaatin yanında durur ve çok net bir şekilde söyleyebilirim ki hem yasal mevzuata hem deprem riskine hem yeşil alan olarak vatandaşın ihtiyacına baktığımızda Buca cezaevi bir yeşil alan olarak değerlendirilecektir.

“Basmane Çukuru İzmir’in utancı”

Bir diğer konu Basmane Çukuru…

-Şimdi orada da yine bazı gerçeklerin saklandığını düşünüyorum. Orasıyla ilgili yürüyen bir dava da var. Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından sanki %30 kazandırıldı İzmir’e. Bir menfaat yokken temin edilmiş gibi gösteriliyor ama devam eden bir yargı süreci var. Devam eden yargı sürecinde bilirkişi raporları da belediyenin lehine geldi. Büyükşehir Belediyesi’nin lehine geldi. Dolayısıyla oradaki %30 bir kazanç mı kayıp mı sorusunun cevabını vermeleri gerekiyor önce. Basmane Çukuru İzmir’in utancıdır. Yani şehrin göbeğinde çok güzel bir şekilde değerlendirilebilecekken şu an hakikaten yani şehrin utancı neresidir deseniz insanları götürüp gösterebileceğimiz bir yer konumunda. Evet orada bir düzenleme yapılması, oranın kazandırılması gerekir ama bunu İzmir halkının menfaatle bir şey yapıyormuş gibi gösterilerek aleyhine yapılıp yapılmadığı noktasında bir defa kamuoyunu doğru şekilde bilgilendirmeleri gerekiyor.

“İzmir’in su planlamasına ihtiyacı var”

Bir de su krizini sormuş olayım. İzmir’de yaz aylarından bu yana ciddi bir su problemi var. kuraklık yaşanıyor. Hatta düzenli kesintiler boyutunda ilerliyor.

Su krizi sadece İzmir’in problemi değil. Bu aslında tüm Türkiye’nin hatta tüm dünyanın sorunu ama İzmir kuraklık yaşayan, kuraklık tehlikesi yaşayan, en yüksek hadde yaşayan şehirlerden biri. Hatta ilk beşte olması lazım. Yüksek bir su stresi var. Bu bugünün sorunu değil. Geçtiğimiz 10 yıl içerisinde birtakım adımlar atılıp, yaklaşan sona göre hazırlık yapılması gerekiyordu. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Geçtiğimiz 10 yıl içerisinde bizim önümüzdeki 10 yıla hazırlık yapan projeler geliştirmemiz gerekiyordu. Özellikle yaklaşan riskleri de görerek örneğin Körfez, örneğin Harmandalı çöplüğünün kapatılması gibi. Yöneticilerin şunu yapıyor olması gerekir. 5 yıllık, 10 yıllık, 15 yıllık, 50 yıllık planlarınızın olması lazım şehrinize dair. İzmir’de bu yok. İzmir’de günümüzü geçiriyoruz. İzmir günü kurtarmaya çalışıyor. Su krizi böyle bir konu. Deniz suyu arıtması, kirli su, atık su arıtması, yağmur suyu depolanması, gri su kullanımı gibi gibi. Şimdi geldiğimiz noktada biz sanki hiç böyle bir şey yaşayacağımızdan haberimiz yokmuş gibi kapımıza çıkan bir susuzluk. Sular gitti. E ne yapacağız o zaman? Su keselim. Ya bizim susuzluk yaşamamamızın sebebi evde kullandığımız sular değil ki. Yani evde kullanılan su toplam su kullanımının şehrin toplam su kullanımının belki de %10’luk bir kesimini ifade ediyor ve dolayısıyla da günün belli saatlerinde su kesintileri en çağ dışı kalmış yöntem su tasarrufu anlamında. Şimdi Büyükşehir Belediyesi’nin aldığı çözüme bakıyoruz. İşte son olarak bulut tohumlanması galiba. O da en uç yöntem. Aradaki bütün o ara çözümleri es geçtik. Ya siyah ya beyaz noktasındayız. Oysa yapılacak çok şey var. Hala var. Geç kalmış değiliz. hala özellikle atık su kullanımının değerlendirilmesi gibi ya da işte yağmur suyu depolanması gibi yöntemleri denemeliyiz. Tarım en fazla suyu kullandığımız alan. Bununla ilgili vahşi sulamayı engelleyip su tasarrufuna gitmeliyiz. Bu çözümlerin önce denenmesi gerekir ama işte İzmir’in en büyük sorunu ileriye dair projelerinin olmaması.

“İzmir’in bir kimlik kazanması gerekli”

İzmir muhteşem bir kent. Yani bu şehirde yaşıyorum diye söylemiyorum. Gerçekten tarihiyle, turizmiyle, limanıyla, insanıyla muhteşem bir kent. potansiyeli çok yüksek. Sadece yanlış yönetiliyor. İzmir’de bir kimlik sorunu var. Bir vizyon sorunu var. İleriye dair çözüm projelendirme sorunu var. Bugünden yarını düşünmeden hareket ettiğinizde bu tip sorunlar yumağıyla baş başa kalıyorsunuz. Bizim iktidara yani yerel iktidara en büyük eleştirimiz hep bu yönde. Bunu sadece Cemil Bey özelinde söylemiyorum. Bunu geçmiş belediye başkanları anlamında da söylüyorum. İzmir’e bir kimlik kazandırılması lazım. Çöp toplanması, kentsel dönüşüm ve benzeri hizmetleri için belediyeyi alkışlayamam. Bunlar zaten yapılması gereken bir belediyenin asgari hizmetleridir. Esas biz İzmir’i nereye götüreceğiz? İzmir’le ilgili hayalimiz ne? İzmir sadece Türkiye’nin en güzel kenti olmak zorunda değil. İzmir potansiyeli dünyanın en güzel kentlerinden biri. Biz İyi Parti olarak bir defa inandığımız ve savunduğumuz ve mücadele ettiğimiz şey bu. İzmir’in hak ettiği yere getirilmesi. Yani dediğiniz gibi su konusundan girdik ama genelde hemen hemen hep sorunlarda aynı şeyi yaşıyoruz. Çözüm üretme noktasında o çözümü hayata geçirme noktasında hep eksiklik var. Yani İzmir’in pek çok zenginliği var ama hiçbirini tam anlamıyla tam randımanıyla kullanamıyoruz. Bir tarım kenti evet. Son yıllarda İzmir’de tarım hep ilk üçte, bazen ikinci olmuş bazen üçüncü olmuş ama bugün Türkiye’de de dünyada da İzmir bir tarım kenti olarak tanınmıyor. İzmir’e fuarlar kenti dedik önce. ) Şimdi en büyük yaptığımız mermer fuarı. Onu bile elimizden almaya çalışıyorlar. Yani tam anlamıyla bir gelişmişlik söz konusu değil. Turizm deseniz en az yatak kapasitesine sahip şehirlerden bir tanesiyiz. Hiçbirinden yok. Hepsinden azar azar var ama hiçbirinden yok. O yüzden de İzmir bugün gençlerin kendini ya yurt dışından ya da İstanbul’a götürmeye çalıştığı, orada yaşamaya çalıştığı giderek nüfusunun yaşlandığı bir şehre dönüştü. Çünkü sadece emekliler huzur bulmak için geliyorlar. Çok huzurlu bir kent. Hani bu da önemli bir şey tabii ki ama ne gencine bir şey vadedebiliyor ne de yaşayan vatandaşına refah vadedebiliyor. İzmir’in bir kimlik kazanması gerekli.

“Adaleti zedelerseniz devletin de temelini zedelemiş olursunuz!”

Biraz Tunç Soyer ziyaretinize değinmek istiyorum. Dün Buca Kırıklar Cezaevinde eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’i ziyaret ettiniz. Yine aynı cezaevinde ciddi sağlık problemleriyle tutuklu durumda bulunan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık var. Bu süreçte siyasi dava söylemi var CHP kanadından. Siz bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? CHP’ye yargı baskısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Tunç Bey’in tüm sevenlerine, tüm İzmir’e selam ve sevgileri var. Hem mücadele azmi hem morali gayet yerinde ve o da bu süreçte, bu zihniyetle mücadele etmeye devam kararını dile getirdi. Ben bir hukukçu olarak şunu söyleyebilirim en başta. Tutukluluk, tutuklu yargılanma bir tedbirdir. Bize hukuk fakültesi sıralarında öğretilen şey bu. Ama ne yazık ki bugün artık bu bir cezalandırma amacı gibi kullanılıyor. Yani belki yatarı o kadar olmayacak suçlardan daha uzun süre tutukluluklar gerçekleşiyor. Ben yine bir hukukçu olarak söylüyorum. Hiçbir suç cezasız kalmamalıdır. Her suç yargılanmalı ve muhatabı gereken cezayı almalıdır. Eğer bir suçu varsa. Ama yine hukukun temel ilkesi şüpheden sanık yararlanır yani suçu kanıtlanana kadar herkesin masum olduğu, masumiyet karinesinden hareketle bu kadar uzun süren yargılama süreçlerinin sadece muhalif belediye başkanlarına ya da belediyelere karşı yürütülmesi. İktidar kanadındaki belediyelere ya da işte kurumlara birtakım söylentiler çıkıyor biliyorsunuz. Bunların hakkında bırakın dava açmayı soruşturma dahi açılmıyor olması vatandaşın nezdinde ciddi bir soru işaretine neden oluyor.

Yani burada gerçekleşen şey gerçekten hukuki bir soruşturma mı yoksa siyasi bir operasyon mu? Vatandaşın kafasında bu soru işareti oluştuğu sürece kendinizi anlatamazsınız ve bu işten hem adalet mekanizmaları hem siyaset makamları zarar görecektir. Buradaki mülk devlettir ve devletin temeli adalettir. Eğer adaleti yıkarsanız, adaleti zedelerseniz devletin de temelini zedelemiş olursunuz. Bir ülkede adalete güven duyulmuyorsa işte çöküş o zaman başlar. İktidarın en büyük sorumluluğu vatandaşın kafasındaki soru işaretlerini gidermektir. Yani bu operasyonların, bu soruşturmaların, bu yürütülen süreçlerin siyasi bir yanı olmadığını, gerçek soruşturmalar olduğunu, gerçek suç isnatları olduğunu göstermesi gerekir. Bunu nasıl gösterecek? İşte bunu da o iddianameler düzenleniyor ya. O iddianameleri şeffaf bir şekilde paylaşmaları. O iddianameler böyle binlerce sayfadan bahsetmiyorum tabii ki. O iddianamelerdeki delillerin inandırıcı olması, tutuklamalardan aylar sonra iddianameler değil, hızlı yargılamayla, mümkün olan en kısa süreli tutuklamalarla sürecin şeffaf, adil ve hızlı bir şekilde yürütülmesi gerekir. Bir bakanlığın, bir iktidarın en büyük görevi toplumun adalete olan güvenliğinin yeniden tesisidir.

“Terörsüz Türkiye süreci güzel bir ambalaja sarılan zehir”

Sayın başkan son olarak şunu sormak isterim; Terörsüz Türkiye süreci yürütülüyor. Şu an biliyorsunuz Suriye’de de yeni gelişmeler yaşanıyor. Toplumda bir kaygı durumu hakim. Partiniz de en başından beri bu sürecin karşısında oldu konum olarak. Bunun İzmir’deki yansımalarını nasıl okudunuz? Muhafazakar milliyetçi ve seküler milliyetçi tabanda bunun yansımaları nasıl oldu? İzmir özelinde buna dair görüşlerinizi alabilir miyim?

Bir defa şunun altını çizmek lazım. Yani sanki adını terörsüz Türkiye koyunca böyle güzel bir ambalaja sarılan bir zehirmiş gibi. Biz bunun benzerini hatırlarsanız açılım sürecinde de yaşamıştık. O zamanki renkli ambalajda ‘Analar ağlamasın’ idi. O dönemde de sanki o sürece karşı çıkanlar anneler ağlasın mı istiyordu? Hayır, hiçbir anne ağlamasın istiyoruz. Ülkemizde terör kalmasın istiyoruz. Ama yine de yürütmeye çalıştığınız bu sürece karşıyız. İyi Parti başından beri bu sürece karşı. Türkiye’de bir terör sorunu var. Evet. Şu an belki sınırlarımız içerisinde değil ama uluslararası anlamda sınırlarımızın dışında ciddi bir tehlike var. Bununla ilgili de devletin mücadele etmesi gerekiyor.Biz devletimizin vereceği her mücadelede onun yanındayız. Terörle mücadelede ve terörün bitirilmesi adına atılacak adımlarda da. Ama siz bu terörü bitirmek için ne zamanki terörist başını muhatap almaya kalkarsanız, ne zamanki o terörist başına sanki bir terör örgütü kurduğunu unutup da kurucu önder adını takarsanız o zaman karşınızda bizi bulursunuz. Meclise getiremezsiniz dedik. Evet, meclise getiremediler ama meclisi onun ayağına götürdüler. Bu Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına atılmış çok büyük bir yanlış adımdır. 30 tane silahı mangalda yakarak terör örgütünün bitirildiğini iddia etmek vatandaşın da aklıyla aday etmektir.

Biz başından beri bu süreçte bunu dile getiriyoruz. İzmir halkı da bu anlamda çok hassas. Gerçekten de cumhuriyetine, bayrağına, şehitlerine sahip çıkan hassas, milli hassasiyetleri çok yüksek bir kent. Dolayısıyla da bizim bu politikamızı çok desteklediler. Pek çok hem vatandaşlarımızdan hem sivil toplum kuruluşlarından hem komisyona girmeyerek hem bu sürece ilişkin itirazlarımızı ilk günden itibaren en yüksek perdede genel başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu’nun söylemleriyle dile getirdiğimiz için çokça takdir ve teşekkür aldık. Keşke böyle bir süreç hiç başlamasaydı. Keşke bu teşekkürleri hiç almasaydık ama ben gururla şunu söyleyebilirim ki biz milletimizin yanındayız. İsterlerse Meclis’teki yüzde 60’lık milletvekiliyle bu sürece sürece destek yakalamış olsunlar. Milletimizin yüzde 60’ı bunu desteklemiyor. Milletimiz büyük bir oranda bu sürece karşı çıkıyor. Tıpkı açılım sürecinde karşı çıktığı gibi. Açılım sürecinde de o yanlışı söyledik. Dinlememişlerdi. Sonra bedelini çok ağır bir şekilde ödedik. Hendek olaylarında yaklaşık 800 vatan evladını şehit verdik biz o sürecin bedelini ödeyebilmek adına. Ama hatırlarsanız o zaman da bayrağı indirmişlerdi. Yine indirdiler. Dolayısıyla da biz parti olarak genel başkanımızın ifade ettiği gibi bu sürecin başından beri karşıyız. Karşı durmaya devam edeceğiz. İzmir’deki vatandaşlarımız da bizim bu politikamızı beğeniyor ve takdir ediyor. Onların da görüşleri tabii ki milletimizin sesi olmak gibi iddiamız var. Onların görüşlerini biz dile getiriyoruz mecliste ve İzmir’de. Ama hep söylüyorum yani keşke bu bunlar hiç yaşanmamış olsaydı. Keşke vatandaşımızın milli hassasiyetleriyle bu kadar çok oynanmasaydı. Ve ülkenin en büyük sorunlarından bir tanesi bu kutuplaşma. Yani bizi ortadan ikiye bölmeye çalışıyorlar. Millet olarak bizi bir arada tutan birtakım kıymetlerimiz var. Bayrak, ezan, dinimiz, Atatürk. Bunlar millet olarak bizi bir arada tutan harçlar. Eğer milli birliğimizi kaybedersek o zaman sınırımızın ötesindeki o diğer ülkeler gibi oluruz. Bizi Ortadoğu ülkelerinden ayıran en büyük özelliğimiz milli birlik ve beraberliğimiz. İşte buna zarar verilmeye çalışılıyor. Biz buna karşı çıkıyoruz. Bu insanlar, bu ülkenin insanları yeterince yoruldu. Kutuplaştırmadan bizim yeniden merkezde buluşmamız lazım. Yeniden bir millet olduğumuzu hatırlamamız lazım. İyi Parti bunun için kurulmuştu zaten. Kutuplaştırmalara, bu ülkenin bölünmesine karşı çıktığı için merkezde buluşturabilmek için vatandaşlarımızı İyi Parti’nin en büyük görevi, ülkemize en büyük vereceğimiz hizmetimiz bizim milletimize yeniden bir millet olduğumuzu hatırlatmak ve birleştirmek.

“İyi bir gelecek var” vurgusu

Başkanım benim sorularım bu kadardı. Varsa eklemek istediklerinizi son olarak alabilirim.

-Genelde şöyle bitiriyorum çünkü hakikaten bunu hatırlamamız gerektiğini düşünüyorum. Son dönemlerde giderek artan bir karamsarlık tablosu var ülkemizde. Gençler umutsuz, emekliler, her kesim. Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır demiş ulu önder. O yüzden de umudumuzu kaybedemeyiz. Bizim umudumuzu kaybetmek gibi bir lüksümüz yok. Yarınlar güneşli olacak. Bugün evet biraz karanlıkta yaşıyoruz ama ben herkese bunu söyleyebilirim. Umudunuzu kaybetmeyin. İyi bir gelecek var.