İzmir’de İZBETON şirketine yönelik yolsuzluk soruşturması sürüyor. “İhaleye ve edimin ifasına fesat karıştırma” ile “nitelikli dolandırıcılık” suçlamaları yöneltilen 11’i tutuklu toplam 65 sanık, Aliağa-Şakran Cezaevi Yerleşkesi’ndeki duruşmada hâkim karşısına çıktı. Duruşma öncesinde adliye çevresinde yoğun güvenlik önlemleri alındı ve davayı CHP Genel Başkanı Özgür Özel de izlemek üzere salonda yerini aldı.
Aliağa-Şakran’da yoğun güvenlik
Duruşma öncesi cezaevi yerleşkesi çevresinde polis ve jandarma ekipleri geniş güvenlik önlemleri aldı.
65 sanık, 12 müşteki, 450 mağdur
İddianamede 11’i tutuklu 65 sanığın, kamu kurum ve siyasi parti tüzel kişiliklerini araç olarak kullanarak ihaleye fesat karıştırdıkları ve nitelikli dolandırıcılık yaptıkları öne sürülüyor.
3 yıldan 45 yıla kadar hapis talebi
Savcılık, sanıkların zincirleme suç işlediğini belirterek 3 yıldan 45 yıla kadar hapis cezası talep etti. Duruşmaların gün boyu sürmesi bekleniyor.
Duruşmaya CHP Genel Başkan Yardımcıları Deniz Yücel, Gökçe Gökcen, Murat Bakan, Aylin Nazlıaka
CHP Milletvekilleri: Seda Kaya Ösen, Mahir Polat, Ednan Arslan, Rıfat Nalbantoğlu, Rahmi Aşkın Türeli, Sevda Erdan Kılıç, Salih Uzun, Yüksel Taşkın
Tunç Soyer’in eşi Neptün Soyer, Şenol Aslanoğlu’nun eşi Duygu Aslanoğlu ve belediye başkanları da katıldı.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ise duruşmaya katılmadı.
Davanın İzmir’de görülmesini talep ediyoruz
Soyer’in avukatı Murat Aydın, “Aliağadayız ama siz İzmir Ağır Ceza Mahkemesisiniz. Aliağaya, Menemen bakıyor. Siz coğrafi olarak bile yetkili değilsiniz. O yüzden bu davanın İzmir’de görülmesini talep ediyoruz. Bu davanın Şakran’da olduğundan kimsenin haberi yoktu. Resmi olarak tebliğ edilmedi. Yargılama kolektif bir işlem. Bu yargılamaya olağanüstü görüntüsü vermemek lazım. Bizim talebimizi kabul edin, hiç değilse reddedin ama bir karar verin.” dedi.
Duruşmalar devam edecek
Duruşma pazartesi ve salı günü de devam edecek.
Sanık müdafiileri en azından tutuklu sanıkların ve avukatlarının beyanları bugün alınsın ve tutukluluk halleri hakkında karar verilsin diye talep etti.
Yapmadığım bir şeyi anlatmanın üzüntüsü içerisindeyim,
Mahkeme, avukatların talebine yanıt vermeden tutuklu sanık İzmir Büyükşehir Belediyesi eski Genel Sekreteri Barış Karcı’nın ifadesinin alınmasına başlandı.
Karcı ifadesinde şunları söyledi:
“18 yaşından beri devlet memuruyum. 20 yıldır İZBB’de çalışıyorum. 2023-2025 döneminde genel sekreter olarak görev yaptım. Görev yaptığım sürede, çok büyük finansman projelerinde bulundum. Bugüne kadar idari anlamda olumsuz bir şeyle karşılaşmadım. İlk kez yargılanıyorum. Benim için zor olan, yapmadığım bir şeyde kendimi savunmak.
İddianameyi inceledim. İki yerde adım geçiyor. Birincisi, 30 Mart tarihli kararımız. 2022 yılında Sayıştay denetiminde bir tespitte bulunuldu. Biz Sayıştay’ın kararlarını dikkate aldık. İZBETON olarak devam eden bir kooperatif hakkında geri dönük karar aldık. Ve bu hukuki bir durum. Sayıştay’ın önerisi de bu. İZBETON’un kooperatiflere yetki devri konusunda bir sorun yok. Bize verilen kurallara göre kararlar aldık. Yetki devri yapılarak şirketler yönetiliyor. Buradaki amaç çalışmaların aksamamasıydı. Kararın alınmasında suç işleme kastı yoktu.”
“Olasılıklar üzerinden kamu zararı tespiti yapılıyor”
Mahkeme hakimi Karcı’ya “Kurum geçmişe dönük karar mı aldı” sorusunu yöneltti.
Karcı, “Evet. Bilirkişi raporunda bunun hukuka uygun olduğu tespiti yer aldı. Yetki devri, şeffaf bir şekilde ticari Sicil’e uygun olarak yapılıyor. Yetki devri ve yönetim kurulu dışında dahil olduğum bir konuya rastlamadım. İddianamede 41.9 milyonluk kamu zararından bahsediliyor. Bu gerçeği yansıtmıyor. Olasılıklar üzerinden kamu zararı tespiti yapılıyor. Kentsel dönüşüm kapsamında verilen kira yardımı vardır. Bunun miktarı ve süresi meclis tarafından yasal bir şekilde veriliyor. İnşaatları bitirilemeyeceği varsayılarak yapılan bir tespit bu” dedi.
Mahkeme hakimi Karcı’ya “Geciken projeler oldu mu” diye sordu.
Karcı soruya cevap verirken ifadesine şu sözlerle devam etti:
“Oldu. Bu zararı yapılabilmesi için inşaatın gerçekten bitirilip bitirilmediğinin tespit edilmesi lazım. Ayrıca ben yeni yönetimin inşaatları bitirme tavrı olduğunu görüyorum. Biteceğine inanıyorum. Ayrıca bilirkişi raporunda kamu zararının Sayıştay raporuna yansımadığı hususu da var. Kooperatif sözleşmelerinin hiçbirinde benim imzam yok.”
Hakim Karcı’nın savunması sırasında, “Mağdurlar, gecikme nedeniyle mağdur olmamış mıdır” diye sordu.
Karcı, “Bu sadece yönetim kuruluyla ilgili değil. Benim taraf olduğum bir şey değil. Bir yönetim kurulu üyesinin doğrudan kimseyi mağdur ettiği bir karar değil. Kooperatif üyelerinden bir tanıdığım yok. Kontrolüm altında olan konuları, ticari sicil kapsamında yönetim kurulu üyesi olarak kontrol ettim. Ayrıca 3. şahıslara yarar sağladığıma ilişkin somut bir delili yok iddianamede” şeklinde konuştu.
Karcı, hakimin “Belediye ve İZBETON arasında yapılan sözleşmede, işin alt taşerona verilebileceği var mıdır sorusuna ise şu şekilde yanıt verdi:
“Hukuk müşavirimize sorduk. Yapılabileceğine ilişkin hukuk müşaviri görüşü doğrultusunda devam ettik. Herhangi bir kaçma şüphem yok. Tahliyemi ve tutuksuz yargılanmayı talep ediyorum. Ben kamu zararı olmadığını düşünüyorum. Bir zarar olsaydı Sayıştay’ın suç duyurusunda bulunması gerekirdi.”
Avukatların ikinci talebine de ret geldi
Karcı’nın savunmasının alınmasının ardından avukatlar, tutuklu sanıkların ifadelerinin önce alınmasını talep ederek alfabetik sıraya göre savunma alınmasına itiraz etti. Müdafi avukatlarından biri, “Peş peşe savunma aldığınızda 3 gün sonra tahliye edilirse bu kişi 3 gün boşuna içerde yatmış olacak” dedi.
Hakim, avukatların talebini reddetti ve savunmaların alınmasına alfabetik sırayla devam edildi.”
Davul bizde tokmak sizde mi olacak?” dedim
Örnekköy Kooperatifi Başkanı Cihangir Lübiç, “Cemil bey bizleri topladı. Kooperatiflerle yürümeye devam edeceğiz dedi. Ama bir türlü ilerleme olmadı. Sonra bizi bir daha çağırdılar. Sayın Tugay, sizlerle devam edeceğiz ama ihaleyi başkasına vereceğiz dedi. Ben de davul bizde tokmak sizde mi olacak dedim. Ben üyelerimden aldığım paranın hesabını vermem lazım. Cemil bey, ihaleye çıkacağız dedi. Ben de peki biz bir heyet oluşturmayacak mıyız, biz görmeyecek miyiz dedim. Sonra bir arkadaşımla atıştılar ve kalktı gitti. Sonra sürüncemede kaldı. Sonra bizi dinleyen olmadı. Sözleşmelerimizi tek taraflı feshettiler. Fesih gerekçesi, bizim müteahhitlik belgemizin olmamasıydı.” dedi.
Duruşmada savunma yapan İZBETON’un önceki dönem Genel Müdürü Heval Savaş Kaya, hakkındaki suçlamaları reddetti. Kaya, belediye ile İZBETON arasında yapılan kat karşılığı sözleşmelerin yasal olduğunu, süreçlerin şeffaf yürütüldüğünü belirtti. Kaya, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın projeye sahip çıkmadığını ileri sürdü.
“Mühürleme örneği Türkiye’de tektir”
İZBETON’un önceki dönem Genel Müdürü Heval Savaş Kaya’nın savunmasının tamamı şu şekilde:
Belediye ile İZBETON arasında kat karşılığı sözleşme yaptık, 40 firma ile görüştük, firmalar inşaat maliyetleri gerekçesiyle imtina ettiler. İZBETON’un imkânları el vermedi. Bunlardan Arzu Özçelik’in bilgisi olmaması mümkün değil. Örnekköy inşaatı sürerken Özçelik’in talebiyle mühürleme yapıldı. Bir betondaki sorun gerekçe gösterildi. Bir belediye kendi işini mühürledi, Türkiye’de tektir. Özçelik inat etmiştir. Kentsel Dönüşüm Daire Başkanı olur vermeyerek kolay bir biçimde işi çözecekken konu sansasyonel hale geldi. Özel müteahhitlerle yapılmasını düşünüyordu, kooperatif konusuna karşıydı. Temel mesele finansman, müteahhitler girmiyor, bir model üretmek zorunda kaldık. İyi niyetli olmayan mühürleme işlemi kamuoyunda olumsuz algı oluşturdu. İnşaatlar haksız olarak 6 ay mühürlendi. Kooperatif üyeleri tedirgin oldu, inşaat maliyetleri de birden arttı. İşleyiş durma noktasına geldi, maliyetlerin artmasıyla da işler ağırlaştı.
Tugay modele sahip çıkmadı
Bu mühürleme işlemi sonrası basın üzerinden karalama faaliyetleri oldu. Tunç Soyer bir dönem daha başkan gösterilmeyince ben de görevimi bıraktım. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay modele sahip çıkmadı. Kooperatiflerle İZBETON arasındaki sözleşmeyi feshetti. Sonrasında Mülkiye Müfettişi inceleme başlattı. Bu rapor, ‘suç var’ önyargısı ile oluşturuldu. Kötü niyetle şekillenen bu süreçte 13 ay sonra operasyon yapıldı. İZBETON ihale ile yapmak zorunda mıydı? Sözleşmeler geçerli mi? İZBETON’u da kapsayan yasada para harcanması halinde yasayı kullanabilir. İZBETON’un bütçesinden para harcanmadı. Kamu harcaması gerektirmeyen hallerde İZBETON’un ihale yapma zorunluluğu yoktur. İZBETON istese de ihale yapamaz. İZBETON’un özel hukuki kişi olduğu mutabakatı vardır. Bu sebeple sözleşme yapma özgürlüğü de vardır. Sözleşmeler de geçerlidir.
Gizleme olsa neden tarih atalım?
Tek başına imza atmam ve sonrasında yönetim kurulu kararı almam aykırı mıdır? 30 Mart kurul kararıyla askıda hükümsüzlük sona erdi. Mülkiye Müfettişi raporu hukuki bilgilerden yoksundur. “Sanki”, “gibi” ifadelerle oluşturulmuştur. Dosyada ikinci imzada tarih atıldığı açıkça görülüyor. Bir gizleme söz konusu olsaydı neden tarih atalım? Hukuken sözleşmeler imzaların atıldığı ilk tarihten itibaren geçerli olur. Sonradan karar almasaydık da kooperatiflerle yapılan sözleşmeler kamuoyu ile paylaşıldı. İZBETON kooperatiflerle yaptığı sözleşmeleri belediyeye bildirdi. Biz izin almamış olsaydık İzBB’nin dur demesi gerekirdi. Kötü niyet varsa bizde değil, başka arkadaşlardadır. Fesih hakkını kullanmayan Arzu Özçelik tüm süreçleri manipüle etmek istemiş ve temel atma törenlerine dahi katılmış olmasına rağmen müdahale etmemiştir. Bu sözleşmeler geçerlidir ve İzBB yaptırım hakkını kullanmamıştır. Bunu tüm İzmir konuşmuş ancak İzBB işlem yapmamıştır. Müteahhitlik belgesi ile ilgili İl Müdürlüğü takdiri Savcılığa bırakmıştır. Ruhsatlar bizim adımıza alındı.
Enflasyon olumsuz etkiledi
İnşaatlar gecikti mi ve kamu zararı oluştu mu? İddia edilen Örnekköy’deki sözleşmeler geç imzalandı. Biz İZBETON ile sözleşme imzaladıktan 1 sene sonra kooperatifler kuruldu. İnşaatların 6 ay mühürlenmesi sebebiyle ve algıyı düzeltme, kooperatifleri ikna etme ve ekiplerin oluşturulması 6 ay sürdü. Bu yüzden 1 yıllık bir gecikme yaşandı. Yüksek enflasyon süreci olumsuz etkiledi. İnşaat sektörünün durma noktasına gelmesine rağmen kooperatiflere ek süre verilmedi. Ancak yeni yönetim devamı yönünde karar verseydi inşaatlar biterdi.
Bizim zamanımızda bir gecikme olmadı
Bizim zamanımızda bir gecikme olmadı. Bizim dönemimizde 6 ay ek süre verildi. İZBETON’un ve İzBB’nin 41 milyon 935 bin TL zarara uğratıldığı ve kamu zararı oluşturulduğu yazılmış. Savcılık, bilirkişinin isnadını bize doğrulttu. Bu isnadı kabul etmiyoruz. Zarar nereden çıktı? Zarar yoksa suç da yok. Suç yoksa neden buradayız? Kooperatif ile İZBETON arasındaki sözleşmeler geçerlidir. Kamu zararı varsa da ortadan kaldırılabilirdi. Bu zararlar fesih tarihinde doğdu. Feshi yapan bizden sonraki yönetimdir. Fesih hakkı olsa dahi bizimle alakası yok.
“Dolandırmamız mümkün değil”
İZBETON’un hak ettiği taşınmazlar devredilmedi. Tapular hâlâ belediye üzerindedir. Nasıl bir zarar oluşabilir? Taşınmazların hâlâ belediyeye kayıtlı olması zarar ihtimalini ortadan kaldırdı. Kooperatiflere dava açılarak zarar kaldırılabilirdi. İZBETON iyi niyetli protokolü imzalamış. Yeniden ilişkiler kurulmuş. Değerlendirmeler önyargılıdır. Algı, Mülkiye Müfettişi, bilirkişi raporları ve en sonunda iddianameye yansıdı. Ne benim ne de arkadaşlarımızın hukukun arkasından dolanma durumu yoktur. Sorun çözmek için elimizden geleni yaptık. Arsa sahiplerini dolandırmamız mümkün değil. Çünkü o dönemde yönetici değildik. Bizim tek derdimiz sorun çözmektir.
İzBB yazışmasında zarar yok
Dolaylı olarak kişilere haksız menfaat sağladığım belirtilse de ortada ne bir kişisel menfaat ne de dolandırıcılık suçu ile ilgili en ufak şüphe dahi yoktur. İddianamede belediyenin zarara uğratıldığı belirtilse de belediye ile İZBETON arasında yapılan 41 milyon TL’lik sözleşme feshedilmemiştir. Belediyenin arsa sahiplerine kira ödemesi de kamu zararı olarak iddianamede geçmiştir. Belediyenin kira ödemesiyle ilgili süreç 2015-2016 yılları arasındaki sözleşmeye dayanmaktadır. Kira bedelleri sosyal yardım bedelidir. Bunda bir zarar yoktur. Ayrıca İzBB 4 Eylül 2025 tarihinde yaptığı iç yazışmasında belediyenin zararının olmadığını belirtmiştir. Bu belgeyi de mahkemeye sunuyorum.
Arzu Özçelik hakkında suç duyurusu
Arzu Özçelik, aleyhime ifade veren tek kişidir. Arzu Özçelik iyi niyetli bu modele iyi niyetle davranmamıştır. Özel bir kasıtla hareket etmiştir. İfadesinde İZBETON’un kooperatiflerle yaptığı sözleşmelerden 6 ay sonra haberi olduğunu belirtmiştir. Bu doğru değildir. Süreç içinde kendisi sürekli bilgilendirildi. Kooperatiflerle yapılan sözleşmeden 2 hafta sonra Kentsel Dönüşüm Daire Başkanlığı bilgilendirildi. Çakılan ilk çividen itibaren Kentsel Dönüşüm Daire Başkanlığı ile birlikte çalıştık. Özçelik ifadesinde yalan söylemektedir. Süreçlerin tamamı ile ilgili haberler yapılmış, sosyal medya paylaşımları yapılmıştır. Kendisi sanırım kış uykusundaydı. Ayşe Özçelik hakkında suç duyurusunda bulunuyorum.
Torunumun kokusunu içime çekmek istiyorum
Levent İşler: Kooperatif üyelerinin hiçbirini tanımıyorken nasıl dolandırmış olabilirim. Ben kimseyi dolandırmadım, dolandırmaya aracılık etmedim. Benimle ilgili kimse şikayette bulunmadı.
İZBETON ile kooperatifler arasında sözleşmeler imzalanırken ben İZBETON yönetim kurulu üyesi bile değildim. Ayrıca biz Sayıştay’ın eksik gördüğü yönetim kurulu imzasını geriye dönük tamamlarken benimle birlikte yönetimde olan diğer hiçkimse tutuklanmadı. Bir tek ben tutuklandım ve mağdurum. Tahliyemi istiyorum. Avukatım da olan kızım, 15 gün sonra doğum yapacak. İlk torunumun kokusunu içine çekmek isteyen bir baba olarak tutuksuz yargılanmayı istiyorum
Duruşma 17:30’da sona erecek
Mahkeme başkanı, “bugün UYAP güncellemesi olduğu için duruşmayı mecburen 17.30’da bitireceğim” dedi.
Bunun üzerine sanık avukatları, duruşmanın önümüzdeki hafta içine kalması nedeniyle mağdur olduklarını, duruşmanın İzmir’e alınmasını tekraren istedi. Mahkeme başkanı bu talebi yine reddetti.
Avukatlar ısrarla, “İzmir’de büyük salonumuz var, Aziz Kocaoğlu da İzmir’de yargılandı” dedi.
Kooperatifçilik dolandırıcılık değildir
Eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer savunmasına başladı.
Soyer savunmasında şu ifadeleri kullandı:
Kooperatifçiliği anlattı
Soyer, sözlerine kooperatifçiliğin tanımını yaparak devam etti. Soyer’in cümleleri şu şekilde:
“Kooperatif insanların ortak bir ihtiyacı karşılamak veya ortak bir amacı gerçekleştirmek için kendi iradeleriyle bir araya gelip oluşturduğu organizasyondur. Sayın heyet mutlaka sizin de aile büyükleriniz içinde ya da tanıdıklarınız arasında kooperatif üyesi olanlar vardır. Mutlaka kooperatiflere aşinasınız. Ama yine de kısa bir tarihsel özet yapmak istiyorum. İlk örnekleri Sanayi Devrimi ertesinde 1850’lerde İngiltere’de ortaya çıkmış. Bir bölüm düşünür kooperatifçiliği sosyal demokrasi ile buluştururken, bir bölümü, kapitalizm ile sosyalizm arasında bir orta yol olarak değerlendirmiş. Aynı yıllarda Mithat Paşa öncülüğünde, Osmanlı köylüsünü tefeciden kurtarmak ve ortak finansman yaratmak için “Memleket Sandıkları” kurulmuş. Kökenlerini, geleneksel imece – ahi – lonca – vakıf temelli dayanışma kültüründen alan kooperatif hareketi, devlet destekli üretim birlikleri şeklinde gelişmiş. Memleket Sandıkları daha sonra Ziraat Bankasına dönüşmüş. Atatürk daha Cumhuriyet ilan edilmeden hatta Kurtuluş Savaşı zaferle sonlanmadan çok önce, 27 Eylül 1920’de TBMM’ye “Kooperatif Şirketler Kanunu Tasarısını” sunuyor ve Mecliste kabul ediliyor. Atatürk “Kooperatif şirketlerin ülkemizde de kurulmaları ve çoğalmaları milletimiz için başlı başına bir iktisadi zafer olacaktır.” diyor. 1935 yılında CHP Programı 4. Büyük Kurultay tarafından kabul ediliyor. Programın 10. Maddesi “Partimiz kooperatifçiliği ana prensiplerinden sayar, kooperatiflerin kurulmasına ve çoğalmasına önem verir” diyor. Kooperatifçilik Cumhuriyet’in ilk yılarında önemli bir sermaye birikim biçimi olarak görülüyor. II. Dünya Savaşından sonraki büyük yıkım nedeniyle Avrupa’da konut kooperatifçiliği devlet destekli bir politika haline geliyor. 1950’lerde Türkiye, sanayileşme ve kapitalistleşme sürecinin gelişmesiyle yoğun bir şehre göç ve gecekondulaşma gerçeğiyle yüzleşiyor.
“Kooperatifçilik İzmir’in tarihinde, kültüründe önemli bir yer taşıyor”
1960’a kadar Emlak ve Kredi Bankası ile Sosyal Sigortalar Kurumu, kooperatif kredileri veriyor. Daha sonra OYAK da devreye giriyor. 1961-1980 döneminde, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu ile belediyelerin konut kooperatiflerine ortak olmasının önü açılıyor ve konut kooperatifçiliği yasal düzenlemelerle daha kurumsal bir niteliğe kavuşuyor. Nihayet bu kurumsal altyapı ile Ankara Belediyesi öncülüğünde Kent Koop. kuruluyor.
1979’da faaliyete başlayan kooperatif, Batıkent projesini gerçekleştirip, 30 bine yakın konutun imalatını tamamlıyor. 1984 yılında 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu ile Toplu Konut Fonu oluşturuluyor. Fon, Genel Bütçe dışına alınıp, çok zengin gelir kaynaklarına kavuşturuluyor. Bu dönemde kurulan TOKİ, bu fonu kullanarak 2002 yılına kadar 950 bin konuta finansman desteği sağlıyor.
Gelelim İzmir’e; Toplu konut imalatında kooperatifçilik İzmir’in tarihinde, kültüründe önemli bir yer taşıyor. 1984-1989 tarihleriarasında Burhan Özfatura’nın ilk döneminde, Ege-Koop adıyla kurulan kooperatifler Birliği, bünyesindeki 41 kooperatif ve 8500 ortakla 8500 konutun imalatını başlatıyor. 1989-1994 yılları arasında görev yapan Yüksel Çakmur başka partiden olmasına rağmen neyse ki; Burhan Özfatura’yı dolandırıcılıkla suçlamayıp, kamuda devamlılık esastır diyor inşaatları durdurmuyor devam ettiriyor. Sonuç olarak, 1984-2000 yılları arasında kooperatif ve İzmir Belediyesi işbirliğiyle 40.000 üzeri konut inşa edilip hak sahiplerine teslim ediliyor.
“Sermaye aktarım mekanizması işlevi görmeye başlamıştı”
2002 sonrasında büyük bir değişim yaşandı. TOKİ, sosyal konut ve konut kooperatifçiliği iradesini bir tarafa bırakarak, inşaat sektörünü şekillendiren bir misyon üstlenmeye başladı. Başbakanlığa bağlı özel statülü bir kurum haline getirildi. Kamu İhale Kanunu kapsamından çıkarıldı, Sayıştay denetiminin dışında tutuldu ve Devlet Denetleme Kuruluna tabihale geldi. TOKİ; başlangıçta sosyal devlet misyonunu üstlenmişti ancak hayatın akışı böyle gerçekleşmedi ve bir sermaye aktarım mekanizması işlevi görmeye başladı.”
“Deprem sonrasında bütün önceliğim afetlere dirençli bir kent yaratma hedefi oldu”
Savunmasında, öncelikli hedefinin afetlere ve depreme dirençli bir kent yaratmak olduğunu ifade etti. Soyer, savunmasını şu sözlerle sürdürdü:
“Bu değerlendirmeler subjektif görüşlerim değil. İki sayısal veriyle 2002-2024 tarihleri arasındaki değişimin nereden nereye vardığını, söylediklerimin nasıl gerçeğe dönüştüğünü ortaya koymak isterim.
Birinci veri: TUİK’in yayınladığı “Yapı Kullanma İzni Belgesi İstatistiklerine” göre, 2002 yılında kooperatifler tarafından imal edilen binaların sayısı toplamın yüzde 31,97’si iken yani konutların 3’te biri kooperatif eliyle yapılırken bu oran 2024 yılında yüzde 1.15’e düşmüş. Özel sektör ise 2002’de yüzde 66.71 iken 2024 yılında yüzde 93.10’a çıkmış.
İkinci veri: Yine TUİK verilerine göre, Türkiye’de kendi evinde oturanların oranı 2002 yılında yüzde 73 iken 2024 yılında bu oran yüzde 56.13’e düşmüş. Kısaca insanlar bir yandan yoksullaşırken bir yandan da konut barınma hakkı olmaktan çıkmış, yatırım aracına dönüşmüş. Oysa 1948’de kabul edilen Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, barınma hakkını temel insan hakları arasında saymıştır. Hatta barınma hakkı diğer temel hakları altında toplayan bir “çatı” olarak kabul edilmiştir. 2019’da Belediye Başkanı seçildikten sonra daha ilk aylarda İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesinde “Deprem ve Afet Daire Başkanlığı”nı kurdurdum. Çünkü, İzmir’in bir deprem şehri olduğunu ve yapı stoğunun maalesef çok eski olduğunu biliyordum. Korktuğum başımıza geldi ve İzmir’e 70 mil uzaklıkta, Ege Denizi’nde meydana gelen bir deprem İzmir’de 118 canımızı aldı. Enkaz başında geçen günleri ve geceleri asla unutamadım. İzmir merkezli bir depremde çok daha büyük kayıplar yaşanabileceği ihtimali o günden itibaren kabusum haline geldi. 30 Ekim depreminden sonra bütün önceliğim Deprem ve afetlere dirençli bir kent yaratma hedefi oldu.”
“10 yıldır bekleyen kentsel dönüşüm sorunu ile ilgili tarihi bir adım attık”
İzmir’in yıllardır gündeminde olan kentsel dönüşüm sorununu çözmek için önemli adımlar attıklarını dile getiren Soyer, şunları kaydetti:
“O dönem depremzedeleri çadırdan kurtarmak için başlattığımız “Bir Kira Bir Yuva” kampanyasıyla İzmir’de büyük bir dayanışma gerçekleştirdik ve depremzedelere nakdi destek sağladık. Bu yeni ve yaratıcı çözümü 6 Şubat depremi sonrasında da hayata geçirdik. Ve yine belediyenin cebinden tek kuruş çıkmadan Türkiye’den hatta dünyanın her yerinden insanların katkısıyla toplanan 330 milyon lira ile 33 bin depremzede aileye nakit destek yarattık. Deprem öncesinde, deprem sırasında ve deprem sonrasında neler yapılması gerektiği ile ilgili onlarca proje hayata geçirdik. O arada Kentsel Dönüşüm Daire Başkanlığını da Deprem ve Afet Daire Başkanlığı’na bağlayarak deprem öncelikli bir bakış açısını hakim kılmaya çalıştım.
Yapı Stoğu çalışmalarında İnşaat Mühendisleri Odasıyla, mikrobölgeleme ve depremsellik çalışmalarında 10 üniversiteden 84 akademisyenle işbirliği yaptık. İzmir’in on yıllar önce çıkartılmış fay haritalarını güncelledik. Prof. Dr. Naci Görür hocamızın söylediği gibi her biri “Türkiye’ye örnek olan” bu hamleleri burada anlatıp vaktinizi almayacağım. O nedenle dosya konusuna, Kentsel Dönüşüm meselesine geleceğim.
Depremden 19 gün sonra 18 Kasım 2020’de İzmir Büyükşehir Belediyesi meclisi olarak 10 yıldır bekleyen kentsel dönüşüm sorunu ile ilgili tarihi bir adım attık ve oybirliğiyle yani CHP, AKP, MHP, İYİ Parti oylarıyla bir Meclis Kararı aldık. Bu karar ile 6306 sayılı Kanun’un 8. Maddesi uyarınca İzmir Büyükşehir Belediyesi ve belediyemiz şirketi olan İZBETON arasında yapılan protokol oybirliğiyle kabul edildi.
Böylece 10 yılı aşkın süredir evlerini bekleyen hak sahiplerinin olduğu ve tamamen kilitlenmiş kentsel dönüşüm süreçlerini tekrar başlatmış olduk. Diğer taraftan bazı kentsel dönüşüm ihalelerine İZBETON şirketini sokarak, müteahhitleri ihaleye girmeye teşvik ettik. Örneğin; Ege Mahallesi 1. Etap, Örnekköy 2. Etap, 5. Etap ve Gaziemir Aktepe- Emrez 2. Etap kentsel dönüşüm alanları ihalelerine İZBETON’u soktuk ve ihaleler müteahhitler üzerinde kaldı. Görev sürem içerisinde, önceki dönem başlayan Uzundere 2. Etap ve Örnekköy 1. Etap inşaatlarını tamamladık.”
“Hukuki temeller üzerine oturan, demokratik bir modeldir”
Soyer, soruşturma kapsamında bulunan ‘Halk Konut’ projesine ilişkin açıklamalarda da bulundu. Soyer, şunları kaydetti:
“İhalesini gerçekleştirdiğimiz Örnekköy 2. Etabın da inşaatını başlatıp bitirdik ve hak sahipleri güvenli konutlarına geçtiler. Toplam bin 150 anahtar teslimi gerçekleştirdik, bin 575 bağımsız birimin imalatı müteahhitler eliyle bu kapsamda devam ediyor. Depremden sonra çaresiz kalan binlerce orta hasarlı binanın yıkılıp yeniden yapılmasını mümkün kılacak bir kooperatifçilik modelini “Halk Konut”u o günlerde hayata geçirdik.
Türkiye’de ilk defa bina ölçeğinde dönüşümü başlattığımız bu model ile kooperatifleşen bina sakinleri kendi evlerinin dönüşümünü sağlayabildiler. Bin 350 ailenin kooperatifleştiği bu modelde son olarak geçtiğimiz hafta 120 aile yeni binalarının inşaatını tamamladı. 2025 sonunda 5 kooperatif inşaatının da bitmesiyle 160 aile daha güvenli konutlarına yerleşecekler. “Halk Konut” projemiz 6 ülkede araştırmalara konu oldu. Bu ay başı, biz cezaevindeyken modelin tüm dünyada uygulanabilirliğini sağlamak için çalışan Japonya Yokohama Üniversitesinden araştırmacılar İzmir’e gelip incelemelerde bulundular.
Ortaya koyduğumuz başarı hikayesi, kentsel dönüşümde kooperatifçilik modelini uygulamamız konusunda bizi cesaretlendirmişti. Bu model her türlü hukuki tartışmaya rağmen, çok sağlam hukuki temeller üzerine oturan, müteahhit karını ortadan kaldıran, en düşük maliyetlerle inşaat yapılmasını mümkün kılan, şenaf, hesap sorulabilir, katılımcı, demokratik bir modeldir.
Bu modelin; inşaatlardaki gecikmeler ya da hak sahiplerine yapılan kira ödemelerinin kamu zararına sebep olması gerekçe gösterilerek suçlanması, itibarsızlaştırılması memleketimizin ve şehrimizin gerçekleriyle bağdaşmayacaktır. Depreme dirençli bir kent, depreme dirençli bir ülke yaratmak için verilmesi gereken mücadeleyi zayıflatacaktır. Bu model bazı sorulara cevap aradığım için ortaya çıkmıştır. Kendi kendime sorduğum bu soruları sizlerle de paylaşmak istiyorum.”
“TOKİ’nin yaptığı 5-6 bin konutla teselli bulup kenara mı çekilseydik?”
Soyer, sözlerine şöyle devam etti:
“Birinci soru – İzmir nüfusunun yüzde 70’inin yani yaklaşık 670 bin binada yaşayan insanın depreme dayanıksız konutlarda yaşadığını bile bile, TOKİ’nin yaptığı 5-6 bin konutla teselli bulup bir kenara mı çekilseydik?
Burada bir parantez açmak isterim. Sayın Cumhurbaşkanı’nı yanlış bilgilendirmişler. TOKİ’yi geçmek iddiasıyla bu işe kalkıştığımızı ifade etti kendileri. Bu doğru değil.
Biz, bizden önce başlatılan ve bizim sorumluluğumuzda olan kentsel dönüşüm alanlarında tıkanmış bir süreci kooperatif modeliyle aşmaya çalıştık. Üzerimize düşeni, yani yasanın üzerimize yüklediği görevi hukuka uygun şekilde yapmaya çalıştık.
İkinci soru – Müteahhitlerin girmediği kentsel dönüşüm ihaleleri sonrasında “biz vazifemizi yaptık, girmedilerse ben ne yapayım” deyip arkamıza mı yaslansaydık?
Üçüncü soru – Fay hatlarının yerlerini değiştiremeyeceğimize göre, mutlaka bir gün yaşanacak bir büyük felakette on binlerce insanın ölmesini bir kadermiş gibi beklemeyi mi tercih etseydik?
Dördüncü soru – Bu tevekkül ve rehaveti bir kenara bırakıp; vatandaş, belediye, hükümet işbirliğiyle yeni, büyük, kapsayıcı çözümler üretmeye biz başlayalım dedik, demese miydik?”
“Hukuk sistemimiz vaatlerini yerine getirmeyen seçilmişlere bir cezai sorumluluk yüklemiyor”
Kentsel dönüşüm projelerinin, kendisinin seçim vaatleri arasında yer aldığını dile getiren Soyer, şöyle konuştu:
“Delil olarak mahkemenize ibraz ettiğim “Söz Verdik Yaptık” kitabında da göreceğiniz gibi, ben, göreve gelmeden önce vaat ettiklerimin yüzde 87’sini yapmakla gurur duyan bir başkan oldum. Kentsel Dönüşüm de o vaatlerim arasındaydı ve 30 Ekim Depreminden sonra bu mesele çok daha büyük bir aciliyet ve önem kazandı. Göreve geldiğimde kentsel dönüşüm alanları olarak belirlenmiş yerlerde belediyenin ofisleri açılmış, projelerin çizimi, hazırlığı yapılmış, hak sahipleriyle uzlaşmalar başlamış durumdaydı.
Ancak 10 yıl önce başlayan bu çalışmalar müteahhitlerin karlı görmemeleri nedeniyle ihalelere girmedikleri için yürümüyordu. Kamuda devamlılık esas diyerek yeni alanlarda çalışmak yerine öncelikle mevcut alanlardaki sorunları çözmemiz gerektiğine karar verdim. Çözüm için müteahhitlerle birçok görüşme yaptık, hatta mevcut projelerde meclis kararı alarak tadilat yapıp uzlaşma süreçlerinigüncelledik ancak ihalelere giren yine de olmadı.
Kilitlenmiş kangren olmuş bu meseleyi çözmek için denenmemiş, yeni yaratıcı ve hukuka uygun çözümler bulmak zorundaydım ve bu nedenle elimi taşın altına sokmaya karar verdim. Anlaşılan o ki; hukuk sistemimiz vaatlerini yerine getirmeyen seçilmişlerle, kamu yöneticilerine herhangi bir cezai sorumluluk yüklemiyor. Ama durumdan vazife çıkartıp, yeni yaratıcı yöntemler bulmaya gayret eden ve elini taşın altına sokanları anetmiyor.”
Ayrıntılar geliyor…

