İzmir Büyükşehir Belediyesi, kentin hafızasını taşıyan tarihi çeşme, heykel ve anıtların korunması için kapsamlı restorasyon çalışması başlattı. Kent Tarihi, Tanıtım ve Turizm Dairesi Başkanlığı’na bağlı ekipler, yapılardaki çatlak, aşınma ve yüzey bozulmalarını bilimsel yöntemlerle onarıyor.
Koruma Uygulama ve Denetim Şube Müdürlüğü (KUDEB) ile Tarihi Yapılar Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından yürütülen çalışmalarda, tarihi yapıların yalnızca fiziksel görünümü değil, özgün dokusu ve kent hafızasındaki yeri de korunuyor.
“Bir çeşmeye baktığımda geçmişten iz görüyorum”
Tarihi Yapılar Şube Müdürlüğü’nde görev yapan restoratör Pınar Girgin, tarihi yapıların kent yaşamındaki önemine dikkat çekerek şunları söyledi:
“Kentin ‘kılcal damarları’ olarak gördüğümüz çeşmeler, heykeller ve anıtlarla ilgileniyoruz. Çalışmalarımıza Kültürpark’tan başladık. Kültürpark, şehrin içindeki bir cennet gibi ve biz de bu cenneti en iyi şekilde korumaya çalışıyoruz. Ben bir çeşmeye baktığımda yalnızca taş ya da mermer görmüyorum; o mahallede yaşamış insanların izlerini, geçmişin gündelik hayatını ve kentin hafızasını görüyorum. Bir çeşme sadece bir su yapısı değil, insanların buluştuğu, sohbet ettiği ve yaşamın aktığı bir nokta. Bu nedenle her tarihi çeşme, geçmişle bugün arasında bir köprü kuruyor.”
“Bir çatlak bizim için alarm niteliği taşıyor”
Restorasyon sürecinde en küçük detayların bile önemli olduğunu belirten Girgin, şu ifadeleri kullandı:
“Kitabesinde kimin adı yazıyor, hangi dönemin izlerini taşıyor, mahallede nasıl bir anısı var… Önce bunları öğrenmeye çalışıyoruz. Çünkü bir yapının ruhunu anlamadan onu gerçekten koruyamazsınız. Bir heykelin parmak ucundaki küçücük bir çatlak ya da bir çeşmenin kurnasındaki aşınma bizim için alarm niteliği taşıyor. Taş üzerindeki yosunlaşma, tuzlanma, mermer dokusundaki bozulmalar ve yapısal kayıplar, eserin geleceğiyle ilgili çok önemli sinyaller veriyor. Vatandaşlar bazen bunları fark etmeyebilir ancak bizim işimiz tam da bu detayları görmek.”
“Yanlış müdahaleler tarihi yapılara zarar veriyor”
Girgin, bilinçsiz uygulamaların tarihi eserlerde geri dönülmez sonuçlar doğurabileceğini belirterek şunları söyledi:
“Bazen çok temiz görünen bir yüzey, aslında taşın nefes almasını engelleyen yanlış bir kimyasal uygulamanın sonucu olabiliyor. O parlaklık ilk bakışta iyi gibi görünse de uzun vadede esere zarar veriyor. Bizim görevimiz, çoğu zaman görünmeyen bu riskleri erken tespit ederek doğru müdahaleyi yapmak. Yaptığımız iş, tam anlamıyla kentin takılarını korumak. Bir bina sessiz kalabilir ama bir çeşme suyuyla, bir heykel ise duruşuyla kentle konuşur. Biz de o konuşmanın kesilmemesi için çalışıyoruz. Aslında yaptığımız iş biraz da İzmir’in takılarını temizleyip parlatmak gibi. Çünkü bu eserler, kentin kimliğini oluşturan en değerli parçalar.”
“Bir kentin ruhu geçmişine saygıyla ölçülür”
Tarihi yapıların korunmasının yalnızca teknik müdahaleyle mümkün olmadığını vurgulayan Girgin, vatandaşlara da çağrıda bulundu:
“Bu eserlerin gerçek sahibi yalnızca bizler değil, kentte yaşayan herkes. Bir çeşmenin üzerine yazılan bir isim ya da bir heykelin çevresine bırakılan çöp, sadece taşa değil, bu kentin ortak hafızasına da zarar veriyor. Tarihi yapıları korumak için insanların da onları sahiplenmesi gerekiyor. Bir kentin ruhu, geçmişine gösterdiği saygıyla ölçülür. Bu eserleri koruyup gelecek nesillere aktarmak hepimizin ortak görevi. Vatandaşlarımızdan ricamız; bu eserleri evlerindeki birer eşya gibi görmeleri. Onları incitmeden, dokusuna zarar vermeden gelecek nesillere aktarmak en büyük vatandaşlık görevimiz. Unutmayın ki, bir kentin ruhu, o kentin geçmişine ne kadar saygı duyduğuyla ölçülür.”
Tarihi dokular bilimsel yöntemlerle korunuyor
KUDEB ve Tarihi Yapılar Şube Müdürlüğü ekipleri, restorasyon çalışmalarında tarihi yapıların özgün dokusunu korumaya öncelik veriyor. Taş ve mermer yüzeylerde oluşan yosunlaşma, tuzlanma ve aşınmalar özel yöntemlerle temizlenirken, kitabeler ve süslemelerin zarar görmemesi için hassas çalışma yürütülüyor.
Ekipler ayrıca sonradan yapılan ve tarihi yapıyla uyumsuz müdahaleleri kaldırıyor. Kullanılan malzemelerin özgün yapıyla uyumlu olmasına dikkat edilirken, çeşmelerin su sistemi ve altyapısı da kontrol edilerek yeniden işlev kazanması hedefleniyor.



