Gazeteciler Can Dündar ve Erk Acarer, YouTube’da yayınlanan programlarında, yaklaşık 6 yıldır Arjantin’de tutuklu bulunan ve geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye iade edilen suç örgütü faaliyetleri nedeniyle kırmızı bültenle aranan Serkan Kurtuluş’un geçmişi ve özellikle İzmir’deki bağlantıları üzerine kapsamlı bir değerlendirme yaptı.
Programda, Kurtuluş’un İzmir’deki suç örgütü yapılanması, dönemin AKP teşkilatı, emniyet ve yargı içerisindeki bazı isimlerle kurulduğu ileri sürülen ilişkiler, kamuoyunda “FETÖ borsası” olarak adlandırılan yapı, Suriye’deki silahlı gruplara yönelik sevkiyat iddiaları ve gazeteci Can Dündar’a yönelik olduğu öne sürülen suikast planı ele alındı.
Dündar ve Acarer, söz konusu anlatımların önemli bölümünün doğrudan Serkan Kurtuluş’un beyanlarına dayandığını belirtirken, iddiaların ayrıca araştırılması ve delillerle doğrulanması gerektiğine dikkat çekti.

İZMİR’DE BAŞLAYAN HİKÂYE VE NÜKHET HOTAR İLE BİNALİ YILDIRIM İDDİASI
Can Dündar’ın anlatımına göre İzmir doğumlu olan Serkan Kurtuluş, ailesinin Almanya’ya gitmesinin ardından bir süre Almanya’da yaşadı ancak daha sonra İzmir’e döndü.
Genç yaşlarda bir spor salonu işleten Kurtuluş’un zamanla yeraltı dünyasıyla ilişkili bir çevreye girdiği, ardından AKP teşkilatıyla temas kurduğu öne sürüldü.
Dündar, Kurtuluş’un kendisine anlattıklarına dayanarak, AKP İzmir İl Başkanlığı binasının çeşitli dönemlerde polis, savcı, yargı mensupları, istihbarat görevlileri ve mafya bağlantılı isimlerin bir araya geldiği bir merkez gibi çalıştığını iddia etti.
Bu noktada programda dönemin AKP Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Nükhet Hotar’ın adı gündeme getirildi. Dündar’ın aktardığı iddiaya göre İzmir’deki bazı operasyonların siyasi bağlantısının Ankara’ya uzandığı ve bu silsilede dönemin Başbakanı Binali Yıldırım’ın da bulunduğu ileri sürüldü.
“BÜYÜK ÇARKIN KÜÇÜK DİŞLİSİ”
Can Dündar, Serkan Kurtuluş’u doğrudan bütün yapılanmanın lideri olarak görmek yerine, daha büyük bir siyasi, bürokratik ve suç ağı içerisinde yer alan bir aktör olarak değerlendirdi.
Dündar’a göre Kurtuluş’un anlattıkları, İzmir ölçeğinde devlet kurumları, siyaset, istihbarat ve organize suç çevreleri arasında bulunduğu ileri sürülen ilişkilerin anlaşılması açısından önem taşıyor.
Programda İzmir eski İl Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürü Kudret Dikmen ile eski İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Okan Bato’nun da isimleri gündeme getirildi.
Dündar, Kurtuluş’un anlatımlarında istihbarat ayağının Dikmen’e, yargı ayağının ise Bato’ya bağlandığını öne sürdü.
Bu isimlere ilişkin anlatımların da Kurtuluş’un beyanlarına dayandığı özellikle belirtilmesi gereken noktalar arasında yer aldı.
“FETÖ BORSASI” İDDİASI
Programın en geniş bölümlerinden biri, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında İzmir’de oluştuğu ileri sürülen “FETÖ borsası” yapılanmasına ayrıldı.
Erk Acarer, Kurtuluş’un anlatımlarından hareketle, FETÖ ile bağlantılı oldukları ileri sürülen iş insanlarından para alınması ve bazı kişilerin cezaevine girmemesi karşılığında para talep edilmesi gibi yöntemlerin kullanıldığını iddia etti.
Acarer’in aktardığına göre bazı iş insanlarına, mallarına ve şirketlerine el konulabileceği veya kendilerinin ya da yakınlarının cezaevine girebileceği söylenerek yüksek miktarlarda para talep edildi.
Programda, söz konusu miktarların milyonlarca dolara ulaştığı da ileri sürüldü.
Acarer, yapılanmanın başlangıçta FETÖ ile ilişkilendirilen kişiler üzerinden yürüdüğünü, ancak zamanla kapsamın genişlediğini ve farklı kişilerin de hedef haline getirildiğini iddia etti.
Bu anlatıma göre bazı isimlerin belirlenmesinde istihbarat ve savcılık kaynaklı olduğu öne sürülen bilgiler kullanılıyordu.
AHMET KURTULUŞ CİNAYETİ
Programın İzmir bağlantısındaki en kritik başlıklardan biri, eski AKP İzmir İl Başkan Yardımcısı Ahmet Kurtuluş’un öldürülmesi oldu.
Can Dündar ve Erk Acarer, Ahmet Kurtuluş’un Serkan Kurtuluş’a talimat ve iş veren bir ‘patron’ ve yapılanmanın önemli isimlerinden biri olduğunu ileri sürdü.
Dündar, Ahmet Kurtuluş’un cezaevinde bulunduğu sırada kendisinin de içinde yer aldığı işlerden dolayı sadece kendisinin içeride yatmasından rahatsızlık duymaya başladığını ve bu neden bazı konuları anlatmaya başladığını iddia etti.
Bu süreçte Ahmet Kurtuluş’un ev hapsine çıkarıldığı, ardından evinde oğlunun da bulunduğu sırada polis kılığındaki bir kişi tarafından öldürüldüğü anlatıldı. Tetikçi olarak ise Yener Toğa’nın adı gündeme getirildi.
Programda, cinayetin Serkan Kurtuluş’un verdiği emir doğrultusunda gerçekleştirildiğinin yargılama dosyasında ileri sürüldüğü belirtildi.
Dündar, Ahmet Kurtuluş’un öldürülmesinin, söz konusu yapının yalnızca ekonomik çıkarlar doğrultusunda hareket eden bir suç örgütü değil, aynı zamanda şiddet kullanabilen bir yapı olduğu yönündeki iddialar açısından kritik bir dönüm noktası olduğunu savundu.

SURİYE HATTI: “SİLAH VE MÜHİMMAT TAŞINDIĞINI ANLATTI”
Programda Serkan Kurtuluş’un İzmir dışındaki bağlantıları da ele alındı.
Can Dündar, Kurtuluş’un kendisine Suriye’ye yaptığı seyahatleri anlattığını söyledi.
Kurtuluş’un ilk etapta Suriye’ye battaniye, ilaç ve insani yardım götürüleceğinin söylendiğini, ancak daha sonra araçlarda silah ve mühimmat bulunduğunu fark ettiğini aktardığı belirtildi.
Dündar, Kurtuluş’un Suriye’deki Türkmen Dağı bölgesine defalarca gittiğini ve sevkiyatların nasıl gerçekleştirildiğine ilişkin ayrıntılar verdiğini söyledi.
Kurtuluş’un anlatımına göre sınır geçişlerinde araçların aranmadan geçirildiği ve Suriye tarafında bazı istihbarat görevlileri tarafından karşılandıkları ileri sürüldü.
Dündar ayrıca Kurtuluş’un yalnızca Türkmen gruplarına değil, El Nusra ve IŞİD gibi cihatçı örgütlere de silah ulaştırıldığı yönünde iddialarda bulunduğunu söyledi.
Kurtuluş’un, silahların teslim edildiği ileri sürülen bazı bölgeleri harita üzerinde gösterdiği ve bu konuda fotoğraflar sunduğu da Dündar’ın anlatımında yer aldı.
RAHİP BRUNSON VE CAN DÜNDAR’A YÖNELİK SUİKAST İDDİASI
Can Dündar’ın programda üzerinde durduğu başlıklardan biri ise kendisine yönelik suikast planı oldu.
Dündar’ın anlatımına göre Serkan Kurtuluş, dönemin istihbarat şube müdürlerinden biri tarafından çağrıldığını ve kendisine Dündar’ın fotoğrafının gösterildiğini söyledi.
Kurtuluş’un iddiasına göre Dündar, devlet sırrı olduğu ileri sürülen bilgileri ortaya çıkarmış bir gazeteci olarak hedef gösterildi ve “elimine edilmesi” istendi.
Kurtuluş’un ayrıca aynı dönemde İzmir’de bulunan Amerikalı din adamı Andrew Brunson’a yönelik bir saldırı veya suikast planından da söz ettiği aktarıldı.
Dündar, Kurtuluş’un iki hedefin de “fazla büyük” olduğunu düşündüğünü ve bu nedenle görevi yerine getirmeyi geciktirdiğini öne sürdü.
Dündar’ın anlatımına göre daha sonra başka bir kişi kendisine yönelik silahlı saldırıyı gerçekleştirmeye çalıştı ancak saldırı sırasında silah etkisiz hale getirildi.
“KURTULUŞ NEDEN GETİRİLDİ?”
Programın önemli bölümlerinden biri de Kurtuluş’un Türkiye’ye iade edilmesinden sonra vereceği ifade üzerineydi.
Can Dündar, Kurtuluş’un Türkiye’de gözaltı ve sorgu sürecinde daha önce kendisine anlattığı iddiaları reddetmesinin veya geri çekmesinin mümkün olduğunu söyledi.
Dündar, geçmişte Nuri Gökhan Bozkır örneğini hatırlatarak, Türkiye’ye getirilen bazı kişilerin ilk ifadelerinde önceki anlatımlarını reddettiklerini, daha sonra ise işkence altında ifade verdiklerini söylediklerini savundu.
Dündar, Kurtuluş’un da benzer biçimde baskı altında kalabileceği endişesini dile getirdi.
Bu nedenle, Arjantin’de yapılan röportajların ve Kurtuluş’un anlattığı bilgilerin kayıt altında tutulmasının önemli olduğunu belirtti.
Programın sonunda Dündar ve Acarer, Serkan Kurtuluş’un Türkiye’ye iadesinin yalnızca bir suçlunun yakalanması olarak değerlendirilemeyeceğini savundu.
Dündar’a göre Kurtuluş, büyük bir yapının içerisinde yer alan bir aktör ve “susturulmak için” Türkiye’ye getirildi.
Can Dündar, Kurtuluş için “Gerçeklerin üzerini örtmek için getirdiler. Çok şey biliyor; bildiklerini anlatırsa burada ne Binali Yıldırım kalır ne Nükhet Hotar kalır, ne istihbarat ne yargı kalır. Küçük bir dişli diyoruz kendisine ama büyük çarka dair çok şey bilen bir dişli.” ifadelerini kullandı. Bu nedenle Kurtuluş’un vereceği ifadelerin siyaset, istihbarat, yargı ve organize suç çevreleri arasında bulunduğu ileri sürülen ilişkilerin de aydınlatılması açısından önem taşıdığını savundu.

