İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraki İZBETON AŞ’ye yönelik yürütülen nitelikli dolandırıcılık soruşturması kapsamında tutuklu bulunan sanıklar İzmir Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Tunç Soyer ile İZBETON eski Genel Müdürü Heval Savaş Kaya Aliağa Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’ndeki mahkeme salonunda bugün bir kez daha hakim karşısına çıktı.
Daha önce ev hapsi ve adli kontrolle serbest bırakılan önceki dönem CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu, İzmir İş İnsanları Örnekköy Konut Yapı Kooperatifi’ne yönelik “zimmet” iddiaları kapsamında başlatılan ayrı bir soruşturmadan tutuklanmıştı.
Tahliye kararı veren tek hakim heyette yer almadı
Duruşma SEGBİS kriziyle başladı. Avukat Murat Aydın, SEGBİS sisteminin açılmasını talep etti. Aydın’ın talebi kısa bir tartışmanın ardından kabul edildi. Aydın, “Heyette değişiklik oldu. Tutukluluğa ret veren hakim heyetten çıkarıldı. Bu 5. değişiklik oldu. Bu mahkemenin bağımsızlığını bize sorgulattı. Siz (mahkeme başkanı) hariç diğer üye hakimler tüm delillere temas etmeden karar verecek.” dedi.
Murat Aydın ile Mahkeme başkanı arasında yaşanan SEGBİS geriliminin ardından mahkeme başkanı, “Usul tartışmıyoruz. Bundan önceki duruşmalarda sorun olmadı. Bir sürü sanık ve tanık var. Elimden geldiğinde pratik olmaya çalışıyorum. SEGBİS’in çözümlemesi bir hafta, 10 gün sürüyor” dedi.
Tekrar söz alan Murat Aydın, ” Zorluğun farkındayım ama bu duruşmada farklı söyleyeceğimiz şeyler ve talepler olacak. Tutanağa eksik ya da yanlış geçmesini istemeyiz.” dedi.
Önceki duruşmada tahliye kararı veren tek hakim salonda yer almadı.
“Yasal başvuru yapacağız”
Murat Aydın söz alarak, “Bu duruşma için başka taleplerimiz de olacak. Heyetin oluşumu ile ilgili de taleplerimiz var. Mahkeme heyetinizde bir değişiklik daha oldu. Tutuksuz yargılama isteyen hakim burada değil. Muhalif üye hangi gerekçe ile burada değil? Bu heyette yapılan beşinci değişiklik. Bu bizim açımızdan bağımsızlık ve tarafsızlık noktasında endişe uyandırdı. Diğer 2 hakim savunmaları duymadan karar verecek. Mahkeme üzerinde baskı varsa bu sorumluluk size aittir. Mahkemede tahliye isteyen ve hali hazırda heyette bulunan hakim salonda neden yok? Haklı gerekçe varsa zapta geçsin. Yoksa biz yasal başvuru yapacağız.” diye konuştu.
Tutuklu sanık Heval Savaş Kaya’nın ifadesi alınmak istendiği esnada bilirkişi raporu okunmak istendi. Murat Aydın, bilirkişi raporuna itiraz ettiklerini ancak itirazlarına bir yanıt verilmediğini buna rağmen bilirkişi raporunun okunmak istendiğini söyledi. Av. Aydın, “Bilirkişi görevlendirmesi yazısında, kimlerin bilirkişi olduğu yazmadı. Bilirkişilerin, iddianamede suçtan zarar gören kurum olarak gözüken Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda çalışan kişilerden atandığını öğrendik. Bir yandan Hazine ve Maliye Bakanlığı müdafi olarak avukat gönderiyor. Bir yandan da aynı kurumun çalışanları bilirkişi olarak görevlendiriliyor. Bu raporun bağımsız ve tarafsız olduğunu kim söyleyebilir? Bilirkişi konusunda talebimiz nettir ve raporun iptalini istiyoruz. Raporun iptalini vermeyecekseniz bile bir karar almanızı istiyoruz. Çünkü ekim ayından beri olumsuz da olsa bir karar vermediniz. Bu kişilerin bilirkişi olma yetkisi yoktur” dedi.
Mahkeme başkanı Aydın’a, “Bilirkişiler sistemde olan isimlerdir. Bunun altında bir şey aramaya gerek yok” yanıtını verdi.
Murat Aydın ise mahkeme başkanına şunları söyledi:
Biz sistemde değiller demiyoruz ki! Sadece suçtan zarar gören kurumda çalışan kişiler bu davada bilirkişilik yapamaz diyoruz. Çünkü eğer o kurumun çalışanıysa tarafsız ve bağımsız iş yapamaz. Talebimiz çok net. Olumlu ya da olumsuz bir karar verin.
“Verin cezayı gitsin!”
Geçtiğimiz cumartesi günü bilirkişi raporunun mahkemeye ulaştığı öğrenildi. Bilirkişi raporu hakkında değerlendirmelerde bulunan Heval Savaş Kaya, “Bilirkişi raporu dosyaya hiçbir yenilik katmamış, iddianamedeki bilirkişi raporunun aynısını almış oraya koymuşlar. 4 duruşma 6 aya rağmen, bizim ve avukatlarımızın onlarca ifadesine rağmen aynı rapor geliyorsa bir şey yapmamıza gerek yok. Verin cezayı gitsin. Bu işkence sürmesin. Bilirkişinin yaptığı görevi kötüye kullanmaktır. Belediyenin “zararım yok” yazısı var. Ona da bir şey denmemiş. Mevcut büyükşehir yönetimi kooperatiflerle tadil sözleşmeleri yapıyor, buna bile olumlu ya da olumsuz değinilmemiş. Bu kadar zulüm olmaz ki! Kumpasla yapılan bir mühürleme işi vardı, gecikme konusunda buna bile değinilmemiş.” dedi.
Bilirkişi raporunu detaylı okumak için ek süre talep eden Kaya. “Önceki duruşmada ‘operasyon şefi’ Arzu Özçelik ifade verdi. Raporda onun ifadelerine bile değinilmemiş.
İZBETON’dan sorulmasını istiyorum;
Kooperatiflerden alınan teminatlara ne oldu? Bir zarar varsa kooperatiflere yönelik bir işlem yapılmış mı sorulmasını istiyorum.” şeklinde konuştu.
Soyer: Tüm meclis üyelerini sanık sandalyesine oturtmanız lazım!
Duruşmada söz alan Eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer de bilirkişi raporuna tepki göstererek raporun yüzde 98’inin iddianamedeki raporla aynı olduğunu ifade etti.
Soyer, “Rapor alt yükleniciye ihtiyaç olduğu halde idareden izin alınmadığını söylüyor. Ben İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin o dönemki başkanı olarak İZBETON ile yapılan işlerde onayım var diyorum. Rapor, Örnekköy 3. Etapta dört ve Örnekköy 4. Etapta iki konutun İZBETON’a bırakılmamasının ve bunun hayatın olağan akışına aykırı olduğunu iddia ediyor. Aykırıysa bile burada bir suç şüphesi olamaz. Biz, bununla gurur duyuyoruz. Çünkü biz kar gütmek için iş yapmıyoruz. Ayrıca bilirkişi heyeti inşaatların ‘fenni’ kurallara uygun olduğunu belirterek şu anki yönetimi aklama ve bizim hakkımızda şüphe oluşturma iradesi ortaya koymuştur. İnşaatlar durdurulmasa ve vaktinde bitse kamu zararı tespiti yapılacak mıydı? Bilirkişi heyeti İZBB ve İZBETON arasında protokolün kamu zararı olduğu kanısındaysa bu karar benim şahsi kararım değildir, meclis kararıdır. Öyleyse tüm meclis üyelerinin sanık sandalyesinde oturması gerekir.
“Bu rapor dolandırıcılık yapmadığımızın kanıtıdır”
“Bilirkişi özensiz raporu 6 aydır aradığımız, dolandırıcılık suçunun kimin lehine işlendiği sorusuna yanıt vermiş. Hem toplam kamu zararını hem de kime menfaat sağlandığını ortaya koymuş. Suçun failleri bizsek kimin lehine suç işlemişiz? Bilirkişi heyeti, 27 milyon 963 bin 92 kuruş kamu zararı olduğunu ortaya çıkarmış. Gecikme olmasa da kamu zararı olacak mıydı? Ayrıca görevde olmadığım süre zaman diliminde de kamu zararından bahsediliyor. Ama gerçek öyle değil. Bu raporla, dolandırıcılık suçlaması tamamen ortadan kalkmıştır. Elimizdeki bu rapor, bizim dolandırıcılık yapmadığımızın kanıtıdır. Bilirkişi 98 + 161, yani toplam 259 hak sahibine kira ödemesini kamu zararı saymıştır. Sayın mahkeme heyeti, işiniz çok zor. Bu bilirkişi raporunu kabul ederseniz eğer, bu 259 hak sahibini çağırmanız ve elde ettikleri iddia edilen bu menfaatleri iade etmelerini istemek zorunda kalacaksınız. ” dedi.
“Tarafsız şekilde çalışmaya ehil değiller”
Murat Aydın, ayrıca şunları kaydetti:
“Bilirkişiler tarafsız şekilde çalışmaya ehil değillerdir. Bilirkişi raporu yazım hatalarına kadar aynı, kopyala yapıştır şeklinde yazılmış. Bilgisayar çıktı mertlik bozuldu tabii. Allah aklımızı korusun, bu denli kötücülüğü hiç görmedik! Deniyor ki hak sahiplerine kira yardımı hala ödeniyor. İnşaatlar devam ettiği sürece sittin sene de ödenecek. Ee o zaman bir yıl sonra da şimdiki yönetimi mi yargılayacağız? Çünkü Büyükşehir’in Kentsel Dönüşüm Daire Başkanı Arzu Özçelik, mahkemede geçen duruşmadaki ifadesinde kiraların tapular hak sahiplerinden alındıktan hemen sonra ödenmeye başladığını ve bununla ilgili bir süre sınırının olmadığını ifade etti. Yani sayın Soyer hiç bu işlere girmeseydi yine de kiralar ödenecekti. Hani nerede suç, hani nerede kamu zararı? Demek ki aylardır aradığımız menfaat evleri yıkılan 259 kişininmiş. Kira ödemek hukukidir. Bu raporu yazanlar görevini kötüye kullanmış ve resmi belgede sahtecilik suçu işlemiştir. Çünkü bir iddianamenin yüzde 98’ini kopyalamak intihaldir, çalmaktır. Hatalar bile aynı. Bu bilirkişiler hakkında yazılı suç duyurusunda bulunacağız. Talebim, bilirkişilerin reddine ilişkin talebimizin kabul edilmesi, bu talebimizin reddi halinde bilirkişilerin mahkemeye getirilerek dinlenmesi ve yazdıkları raporu bize anlatmalarıdır.” dedi.
“Cezası kendinden beter işlerle karşı karşıyayız”
Bilirkişi raporunu okumadığını dile getiren Eski CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu, “Okusan olmuyor, okumasan olmuyor. Sussan olmuyor, susmasan olmuyor. Yeni hâkim, geldi. Hoş geldiniz. Yerine geldiğiniz hâkim, Ticaret Odası iznimin kaldırılmasına şerh koyan hâkim. Savcılığın itirazına rağmen izin veren hakimdi” dedi. Bilirkişi raporuna yönelik konuşan Aslanoğlu, “Anlattık ama anlattıklarımız işe yarıyor mu? Günlerce anlattık. Ama anlattıklarımızdan bir kelime koymamış demek ki boşuna anlattık. Zarar görenlerden bahsediliyor şimdi hakimler zarar görüyor. Lehimize en ufak bir şey yaptıklarında sürülüyorlar. Anlatıyoruz ama şimdi hak verirseniz size de bir şey olabilir diye korkuyorum. Nitelikli dolandırıcılık, zimmette üçüncü kişiler… Bu olmazsa başka bir şey ile mi suçlanacağız? Mahkeme heyeti soruyor, Allah rızası için cevap ver! Mali bilirkişiler gelir gideri yazmış sadece. Ofisi, müşterisi bile olmayan bilirkişi… Cezası kendinden beter işlerle karşı karşıyayız.” dedi ve bilirkişi raporuna ilişkin savunma yapmak için ek süre istedi.
İntihara meyilli sanıklar var
Gaffar Karadoğan savunmasında, “Ben tıbbi olarak gözlemlerimi paylaşmak istiyorum. Bir ülkede tam vatandaşların sağlığını bozan unsurlarsan biri ekonomik istikrarsızlık bir diğeri ise adalete olan güvenin sarsılmasıdır. Benim adalete olan güvenim zedelenmiştir. 4 gün hücrede kaldık. 160 sanık var ve sanıklar arasında intihara meyilli insanlar var. Hastanemize gelenler var. Tutuklu sayısının azalmasına rağmen içeride kalan insanlarda travma belirtisi var. Sadece onlarda değil ailelerinde de travma var. Hepsi tıbbi destek alıyorlar. Verilen kararlar aileleri darmaduman etti . Bizi yargılayın, 27 milyon TL’yi de alın, oturduğum evi de alın. Vicdan be biraz vicdan. Adalet eğer varsa ve uygulanmıyorsa mazlumların ahı gökleri yakar. Bu insanların kaçma şüphesi yoktur, bu insanlar tutuklu yargılanmaya devam edecekse gelin bizi idam edin” dedi.
Kamu zararı ihtimali yok
Örnekköy Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanı 3. Etap kooperatif yöneticisi Çağlar Kalkan, kamu zararı ihtimalinin olmadığını ifade ederek şunları söyledi:
Örnekköy 3. Etap yönetimi olarak hala görevdeyiz. Bilirkişi raporunu usul ve esastan reddediyoruz. Burada 65 sanıktan 50’sini tanımıyoruz. Nasıl fikir birliği içinde oluyoruz anlamıyorum. Biz yeni belediye yönetimi ile çok zor bir süreç yaşadık. Kooperatif başkanımız bu davadan tutukluyken önümüze sunulan protokolü imzalamamızı istediler ama kabul etmedik. Bir sonraki protokolde mali durum lehimize olduğu için imzalamaya karar verdik. Bu tadil protokolünde gecikmeden kaynaklı kira ödemelerini kooperatifin yapacağı net şekilde yazılmıştır. Bizim bugüne kadar topladığımız para 400 milyon TL’yi bulmuyor. Ancak yaptırdığımız incelemelerde mevcut inşaat değerimiz 2.5 milyar TL civarında. Ve imzaladığımız protokole göre 3-4 ay içerisinde hak sahiplerine 1 yıl sonra ise kooperatif üyelerine daireleri teslim edilecektir. Yani kamu zararı ihtimali yoktur. Eğer bir zarar çıkarsa da kooperatifimize ait 16 dükkanı satarak zararı karşılayabileceğimizi söylüyoruz. Ancak hiçbir suçlamayı kabul etmiyoruz. Herhangi bir kamu zararı çıkmayacaktır.”
Kooperatif davadan çekildi!
Örnekköy III. Etap İş Dünyası Yapı Kooperatifi avukatı Mustafa Çağlar, şikayetini geri çekti. Müdafi avukatı açıklamasında, “Bilirkişi raporu hatalarla doludur. Bilirkişi raporunun yeniden ele alınıp yazılması gerekmektedir. Şikayetçiler zarara uğradığını söylemektedirler ancak 1-2 milyon TL ile kooperatife giren üyeler şu an 7-8 milyon TL’lik konut sahibi olacaklar. Bu işten zararları yoktur” dedi.
Hakimin, ‘zarar yok, siz şikayetçi değil misiniz?’ sorusuna ise, ‘ evet şikayetçi değilim’ dedi.
Sözleşme ve yer teslimi tarihlerine dikkat çekti
Duruşmada savunmaların yanı sıra tanık beyanları da alınırken, İZBETON yapı kontrol birimi şefi Arzu G. tanık sıfatıyla mahkeme huzurunda ifade verdi.
Mahkemede beyan veren Arzu G., sürece protokolün ardından fiilen dahil olduğunu belirterek, sözleşmelerin imzalanması ile yer teslimi arasında zaman farkı bulunduğunu ifade etti. Arzu G., “Sözleşmeler imzalandıktan belli bir süre sonra yer teslimi yapıldı. Fiili olarak sözleşme tarihi ile fiili yer teslimi tarihi farklıdır” dedi.
Gecikmelerin nedenleri açıklandı
Mahkeme başkanının gecikmelere ilişkin sorusu üzerine tanık Arzu G., projelerin etaplara göre farklı ilerlediğini söyledi. Örnekköy ve Gaziemir projelerine değinen Arzu G., “Örnekköy’de hafriyat kaynaklı bir gecikme olmadı. Gaziemir’de ise zemindeki iyileştirme çalışmalarından dolayı gecikme yaşandı. Bu durumun önceden bilinmesi mümkün değildi. Yaklaşık 7 ay geç yer teslimi yaptık” ifadelerini kullandı.
“Usulsüzlük tespit etmedim”
Mahkeme başkanının “Usulsüzlük var mı?” sorusuna net yanıt veren Arzu G., süreçte herhangi bir usulsüzlük tespit etmediğini belirterek, “Böyle bir tespitim olmadı” dedi.
Aslanoğlu tanığa sorular yöneltti
Tanık beyanlarının ardından söz alan sanık Şenol Aslanoğlu, Arzu G.’ye çeşitli sorular yöneltti. Aslanoğlu’nun, sözleşme öncesi toplantılar ve herhangi bir menfaat sağlanıp sağlanmadığına ilişkin sorusuna tanık, “Hayır” yanıtını verdi.
Malzeme temin süreci anlatıldı
Kooperatiflerle yürütülen malzeme temin sürecine ilişkin sorular üzerine Arzu G., taleplerin önce dijital ortamda iletildiğini, ardından belediyeden onay alındığını söyledi. Arzu G., onay sürecinden sonra uygun malzemelerin temin edildiğini ve bu aşamada kendilerine danışıldığını aktardı.
Toplantı iddialarına yanıt verdi
Aslanoğlu’nun, kooperatiflerin süreci yürüttüğüne dair iddialar ve yapılan toplantılarla ilgili soruları üzerine Arzu G., toplantı yapıldığını doğruladı ancak kooperatiflerin süreci bilmediği yönündeki iddialar için, “Bence doğru değil” ifadelerini kullandı.
İnşaatların durdurulması gündeme geldi
Duruşmada, 2023 yılına ait Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Sayıştay raporlarına rağmen inşaatların başkan değişikliğinden yaklaşık üç ay sonra durdurulmasının gerekçesi de soruldu. Arzu G., durdurma kararının kendi iradeleri dışında alındığını belirterek, “Başkanlık oluru ile durdurduk. Durdurma kararı bizim dışımızda alındı” dedi.
Heval Savaş Kaya sordu
Sanık Heval Savaş Kaya, tanık Arzu G.’ye sorular yöneltti. Kaya, “Bu süreçte kooperatiflerle sözleşme fikri oluşana kadar şirketlerle görüşme sağladık mı? Kaç firmayla görüşme sağladık?” diye sordu.
Arzu G. ise, “Evet, kooperatiflerden önce şirketlerle görüşme sağlandı. 50’yi geçkin firmayla görüşme yapıldı.” şeklinde yanıt verdi.
Kaya: Biz kooperatif işlemlerinin neresindeydik?
Arzu G.: Aracıydık.
Kaya: Yaptığımız işin her aşamasında İzmir Büyükşehir Belediyesi de var mıydı?
Arzu G.: Evet, vardı.
Kaya: Kooperatiflerin gelir giderlerini incelemek gibi bir yetkiniz var mıydı? Sizce bu mümkün mü?
Arzu G. Hayır, böyle bir yetkim yok. Mümkün değil.
Kaya: Projelerin son halini veren, ruhsat başvurularını yapan kimdi? Biz bu noktalarda aktif miydik?
Arzu G.: Bu süreçlerle İzmir Büyükşehir Belediyesi ilgileniyordu. İZBETON bu süreçlerde aktif değildi.
“Soyer devam etse inşaatlar biterdi”
Tunç Soyer’in müdafi olarak söz alan Defne Soyer, konuşulan tadil protokolü gibi mevzuların hiçbirinin Soyer dönemiyle ilgili olmadığını ifade etti. Defne Soyer’in Arzu G’ye yönelttiği, “Tunç Soyer göreve devam etseydi inşaatların sürdürülerek bitirileceğini düşünüyor musunuz?” sorusunu Arzu G. “Evet, şahsi fikrim sürdürülüp bitirileceği yönünde” şeklinde yanıtladı.
İZBETON ve kooperatifler arasında inşaat işlerinin başladığı sırada inşaat alanında İzmir Büyükşehir Belediyesi adına şeflik yapan tanık Ö.Ç.’ye söz verildi. Ö.Ç., “Kooperatiflerle yürütülen işlerin döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi adına inşaatlarda şeflik yaptım” ifadelerini kullandı.
Onayımız olmadan beton döküldü
Örnekköy 4’üncü etapta inşaatın projeye aykırı olmasına rağmen İzmir Büyükşehir Belediyesi onayı olmadan kooperatifler tarafından beton dökümü yapıldığını ifade eden Ö.Ç., şöyle konuştu:
“İzmir Büyükşehir Belediyesi, kooperatiflerle yürütülen işlerde İZBETON A.Ş. ile protokol imzaladı. İmalatları İZBETON’dan teslim alıyorduk. Kooperatiflerin bu işin sadece gayrimenkul kısmında değil inşaat kısmında da olduğunu görünce iletişime geçtik. İZBETON, kooperatiflerle anlaştığını bize yazılı olarak, inşaata başlandığında bildirdi. İZBETON inşaata başladı ama bize kooperatiflerle ilgili durumu sonradan bildirdi. Yazıda inşaatın kooperatiflerle yürütüldüğü ve sözleşmenin ekte olduğu belirtilmişti ancak ekte bir şey yoktu. Bu bize 6 ay sonra bildirildi. İzmir Büyükşehir Belediyesi bununla ilgili bir şey yapmadı. Bizim muhatabımız İZBETON olduğu için geri bildirimde bulunmamıza gerek yoktu. Kooperatiflerin inşaatı yürütmesiyle ilgili bir kabul yazısı ya da başka bir yazı göndermemiz gerekir miydi bilmiyorum. Mühürleme işlemi benim görev yaptığım dönemde oldu. Örnekköy 4’üncü etapta inşaatın projeye aykırı olduğu görüldü. Kooperatif yetkilileri onayımız olmadan o bölgeye beton döktü. Belediyeye bildirdik ve alan mühürlendi. Usulüne uygun olmayan buna rağmen beton dökümü yapılan yer yıkıldı ve yeniden yapıldı. Bu işlem 5 – 6 ay sürdü.”
İZBETON’a bildirim sonrasında inşaat mühürlendi
Ö.Ç., onaysız döküm yapılan güne ilişkin de konuştu. Tanık Ö.Ç., açıklamasının devamında şu ifadelere yer verdi:
“Biz onayımız olmadan döküm yapıldığı gün şantiyedeydik, iletişim halindeydik. Projeye aykırı olan, yanlış kalıplar ve sıkıntılı inşaat demirleri vardı. Geceye kadar orada kalabileceğimizi söyledik. Sonrasında ben akşam 17.30 sıralarında şantiyeden ayrıldım. Ancak akşam saat 20.00 sıralarına kadar telefon mesaisi devam etti. Biz orada değilken Çağlar Bey, mühendislere beton dökülmesini söylemiş ve bunun üzerine döküm yapılmış. Bu konu basına yansıyınca Çevre Şehircilik Bakanlığı’ndan tespit için geldiler. Karot testi yapıldı ve rapor çıkarıldı. Bunun sonucunda bir sıkıntı olmadığı görüldü. O kat haricinde işlerimizi durdurduk. Çevre Bakanlığı’ndan, kooperatiflerin inşaat yetkisi olmadığına dair bir yazı geldi bize. Bunun ardından İZBETON’a bildirimde bulunduk. Sonrasında da inşaat mühürlendi.”
Uyarılara uyulmadı
Kooperatiflerin inşaat çalışmalarına başlamalarının ardından hızları ve organizasyon yeteneklerinin zayıf olması nedeniyle İZBETON’a bildirimde bulunduklarını belirten Ö.Ç., uyarılara uzun müddet uyulmadığını söyledi. Ö.Ç., konuyla ilgili açıklamasında şunları kaydetti:
“Ben yaklaşık 20 senedir inşaat işindeyim. Bir şantiyenin aşağı yukarı ilerlemesi bellidir. Kooperatiflerde böyle bir ivme yakalayamadık. Bu konuda uyarılarımızı da yaptık. İZBETON’a bildirimde bulunduk. İşimizin yer tesliminden itibaren belirli bir süresi var. Kooperatifler işe başladığında hızları, organizasyon yetenekleri zayıftı. Bu konuda da bildirimde bulunduk. Bu hızla devam ederse işlerin bitmeyeceğini bildirdik. Malzeme ve eleman eksikliğinden dolayı işlerin yavaş ilerlediğini bildirdik. Uyarılara uzun müddet uyulmadı. Bizim İZBETON’la yaptığımız protokol gereği bir süremiz var. Firma yavaş başlayıp sonrasında da hızlanabilir. Yetişmezse ceza kesilebilir. İnşaat durdurulmasa da sözleşme sonuna kadar yetişmezdi. Mesela Örnekköy 3’üncü etapta bizim tespitimize göre, örnek veriyorum, yüzde 20 seviyesinde olması gereken inşaat yüzde 10 seviyesindeydi. Örnekköy 4’üncü etapta yüzde 100 seviyesinde olması gereken inşaat yüzde 22 seviyesindeydi. İZBETON’dan teminat çözümü olmadı çünkü İZBETON’la sözleşmemiz devam ediyordu. Sözleşmeyi bitene kadar feshetmiyoruz. Uzundere 3’üncü etapta yüzde 50 küsür seviyesinde olması gereken inşaat yüzde 6 seviyesindeydi. İZBETON’a yazdığımız uyarı yazısından da yanıt alamadık.”
İmzam ya da kişisel dahlim yok
Tanık Ö.Ç.’nin ifadesi sonrasında söz alan müşteki avukatı Murat Aydın, “Çevre Şehircilikten yazı geldiğinde durdurduğunuzu söylediniz ama o süreçte görevli değildiniz? Nasıl durdurmuş oluyorsunuz?” diye sordu. Ö.Ç. ise “Kurum tarafından yapıldığı için öyle söyledim” dedi. Sonrasında Aydın tarafından tanığa, “İZBETON’un kooperatif ile iş yaptığından 24 Ocak 2022’deki yazıyla haberi olmuş. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nün yazısı ne zaman geldi” sorusu sorulması üzerine tanık Ö.Ç., “Yazı 2023 yılının haziran ya da temmuz ayında geldi. Biz 2024 yılında inşaatları durdurduk” ifadelerini kullandı. Cevap üzerine müdahalede bulunan mahkeme başkanı, “Neden o zamana kadar beklediniz” siye sordu.
Tanık Ö.Ç. ise şu yanıtı verdi:
“Ben projede fenni mesuldüm. Yanlış giden imalatı gördüğümüzde tutanak tutarak Karşıyaka Belediyesi’ne bildirimde bulunduk. O dönemden sonra fenni mesullük ve şeflik görevimden ayrıldım. Durdurulduğu dönemde görevde değildim. Durdurma işleminin altında imzam ya da kişisel dahilim yok.”
Gecikme süresi kadar ek süre veriyoruz
Aydın’ın “İmalat yüzdelerine ilişkin rakam verdiniz. Ne zaman yüzde 100’de olmalıydı” diye sorması üzerine Ö.Ç., “Temmuz 2024’te yüzde 100 olmalıydı. O tarihte yüzde 35’ti” dedi. Cevabın ardından Aydın, “Fiziken teslim mi yoksa kaydi telsim tarihinden itibaren mi” sorusunu sordu. Tanık, “Kaydi teslim ile fiziki teslim aynıdır. O dönemde her alanın ruhsatı alınmamıştı” dedi. Aydın, “Ruhsat yoksa inşaat yapılamaz, kooperatif ne yapacak” diye sordu. Bunun üzerine tanık Ö.Ç., “Şantiyesini kurabilir, proje sürecini yürütebilir. Biz, yer teslimi yaparken mesela yıkılacak yapı varsa ’90 günde yıkacağız’ diyoruz şirkete. Gecikme olursa gecikme süresi kadar şirkete ek süre veriliyor” ifadelerini kullandı.
Savcı mütalaasını açıkladı
Savcı, yeminli olarak gönderilen bilirkişilerin memur olmalarının bağımsızlıklarını ve tarafsızlıklarını etkilememesi nedeniyle bilirkişinin reddi talebinin reddine, sanık Yunus Tosun hakkında yakalama kararı çıkarılmasına, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın davaya katılma talebinin kabulüne, İZBETON A.Ş’den teminat mektuplarının akıbetine ilişkin bilgi istenmesine, tutuklu sanıklarının tutukluluk hallerinin devamına ve adli kontrol altında olan sanıkların adli kontrollerinin devamını talep etti.
Soyer’den Sokratesli savunma: Üzülme, ya haklı olsalardı!
Önceki dönem İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, savunma yapmak için söz aldı.
Soyer savunmasında şu ifadeleri kullandı:
Sabahtan beri her şeyi konuştuk ama dolandırıcılığı konuşamadık. İması bile geçmiyor. Kaç duruşma yaparsak yapalım geçmeyecek. Çünkü yok.
Sayın Başkan, Sayın Heyet,
Hayatta haksızlığa uğrayan tek kişi ben değilim elbette. Çevremizde de geçmişte de çok örnek gösterebiliriz. 2000 sene önce Sokrates’e haksızlık yapmışlar. Suçsuz olduğunu bilmelerine rağmen, idam etmişler. Sokrates ölüme giderken eşine; “Üzülme, ya haklı olsalardı” demiş.
Ben ve ailem de, sevdiklerim de suçsuz olduğumu bilmenin gücüyle dimdik ayakta durmayı başarıyoruz. Çünkü biliyoruz ki hakikat; kaya gibi, dağ gibi durur. Yel esse tozunu kaldırsa da, depremler sarssa da hakikatin heybetinden bir şey eksilmez.
Biliyoruz ki; suçsuz olduğum gerçeği; üzerinden yıllar geçse de, raporlarla, bilirkişilerle çürütülemeyecek, yıkılamayacak. Çünkü hiçbir şey vardan yok edilemeyeceği gibi, yoktan da var edilemez.
Hakikat unutulmaz da; ne çekilen eziyetlerin acısı ne de bunları çektirenlerin zalimliği silinip yok edilemez. Bakın; Sokrates ve yargıçlarının hatırası 2000 sene sonra, bu saatte bu salonda bir kez daha tazelendi.
Sayın Başkan, Sayın Heyet,
Hayat bezen rastlantılarla bazen özgür irademizle birçok sınavla yüzleştirir bizi.
Birbirimizin varlığından habersiz insanlar olarak 6 ay önce burada karşı karşıya geldik. Hayat belki de bizi bambaşka koşullarda buluşturabilecekken sanık ve yargıç olarak bir araya getirdi. Bu rastlantının her iki tarafa yüklediği sorumlulukları ve her iki taraf için de sonuçları olacak.
Ben çektiğim acıların mağduriyetini yaşarken ve uğradığım haksızlığı anlatmaya çalışırken siz de hukuka uygun karar vermenin sorumluluğunu omuzlarınızda taşıyorsunuz.
Ben özgürlüğümün ve onurumun peşinde koşarken siz vicdanınıza sahip çıkmak istiyorsunuz. Her sınavda olduğu gibi biliyoruz ki; sınavın sonuçları hayat boyu bizi takip etmeye devam edecek, atılan hiçbir adım boşluğa atılmış olmayacak, izleri silinip kaybolmayacak.
Sayın Başkan, Sayın Heyet,
Ne ben Sokrates’im ne de sizler onun savcıları, yargıçları. Ama o hikayenin içinde evrensel bir ders saklı ve dersin içinde hepimize düşen bir pay var. Hakikat er ya da geç adaletle buluşur. Sokrates ve yargıçları; bize yüzyıllar geçse de hakikatle adaletin buluşacağını gösterir.
Yüzyıllardır devletlerin çöküşünün temel sebebi; üst yapı demek olan ahlak ve vicdanda yaşanan çürüme olmuştur. Devleti soyanların ona ihanet edenlerin cezasız kalması ve toplumun bunu seyretmesi daima ahlaki çöküntüyü hızlandırmıştır. Vicdani çöküntü ise toplumsal çürümenin en çok kendini gösterdiği yer olmuştur. Hele ki adaleti sağlamakla görevli yargı temsilcilerinin vicdansızlığı sadece mağdurun haksız yere acı çekmesi sonucunu doğurmaz. Toplumda adalete olan güven ve inancı sarsar, ki bu durum toplumsal düzenin bozulması, toplumu bir arada tutan bütün değerlerin ve erdemlerin dağılması, çürümesi demektir. Vicdanın kaybolması toplumu bitirir.
Vicdanını kaybetmeye başlamış bazı yargı temsilcilerinin, mağdurlardan gözlerini kaçırması göz göze gelmemeye çalışması aslında iyiye işarettir. Utanma duygusunun hala kaybolmadığını gösterir. Ancak kurumaya başlayan vicdanlarının farkına varıp çare üretmezlerse toplumsal hayata verecekleri zarara ek olarak, ileride çocuklarının, torunlarının gözlerine bakamamak gibi çok acı bir son onları beklemektedir. Allah herkesi böyle bir sondan korusun.
Son olarak şunu ifade etmek isterim. Ben 5 yıl boyunca 110 milyardan fazla bütçe yönettim.Buna ek olarak İzmir’e dışarıdan 1 milyar euro yani bugünün parasıyla 48 milyar lira finansman getirdim. Tek kuruş İzmir’in hakkını kimseye yedirmedim. Bu kadar emeğim karşılığında adımın bu iftiralarla, suçlamalarla lekelenmeye çalışılmasını reddediyorum.
Dilerim, hakkın ve hakkaniyetin yanında durur, çekilen bu zulmü ortadan kaldırır, vicdanı hakikat ve adaletle buluşturmak için daha çok beklemezsiniz.
Dilerim, bu dünyayı herkes için cennete çevirmek isteyen birine daha fazla cehennemi yaşatmazsınız.
Defne Soyer: İsyan ediyorum
Defne Soyer, “İsyan ediyorum sayın heyet, isyan ediyorum. Hangi hukukçu buna isyan etmez. Siz de isyan edin ve buna son verin. 6 aydır nitelikli dolandırıcılık var mı bunu konuşmuyoruz. Cevap çok basit, dolandırıcılık yok!” dedi.
Bu dosya Ayşe Arzu Özçelik’in yalanları üzerine inşa edildi
Mütalaaya ilişkin savunma yapan tutuklu sanık Heval Savaş Kaya, şu ifadeleri kullandı:
“Maddi hukuk ve somut delillere ilişkin söylenecek çok şey kalmadı. Nitelikli dolandırıcılıkla suçlanıyoruz. Menfaat olmadığını savcılı yazmış, duruşmalarda da ortaya çıktı. Menfaatin varlığı hala düşünülüyor ki ben hala tutukluyum ama menfaatin unsurları yok. Zarar meselesi bir ihtimal olarak bile yok. Hem ilk hem de son bilirkişi bir fantezi içindeler. Mahkemenin adil yargılayacağından emin olmak istiyorum. Tapular belediyede, teminatlar ortada. Son bilirkişi raporu bile zarara ilişkin bir şey çıkaramamış. Kamu zararına ilişkin bir şey yok. Duruşmalarda bizim aleyhimize dinlenenler dahil hileye ilişkin bir şey söylemedi. Savcılık makamı bizim suçlu olduğumuzu ispatlayamıyor ama biz aksini ispatlamaya çalışıyoruz. Artık şüpheden sanık yararlanır unsuru bile yok. Önceki duruşmada aleyhimize ifade veren Arzu Hanım bile hileli davranışa ilişkin bir şey söylemedi. Arzu Hanım’ın yalanları üzerine inşa edildi bu dosya. İlk andan itibaren kooperatiflerden haberdar ve onlarla görüşmüş. Bilgi vermişiz. ‘Eki yok’ demiş, verdik her şeyi. Başta ‘6-7 ay sonra öğrendim’ meselesi finalde ‘hemen öğrenime’ döndü. Şimdi bu kişiyle ilgili işlem yapılmayacak mı? Arzu Hanım’ın mahkemeyi yanıltmak gibi bir kaygısı yok. Sayıştay raporunda yazmayan şeyler bizim tutukluluk gerekçemiz haline geldi.”
Tahliye kararı
14 saat süren duruşmanın ardından mahkeme heyeti oy çokluğuyla Tunç Soyer ve Heval Savaş Kaya’nın yurt dışı çıkış yasağı ile tahliyesine karar verdi. Ancak Soyer ve Kaya’nın tutuklulukları ikinci dosya olan zimmet soruşturması kapsamında devam edecek. Öte yandan yeni bilirkişi heyetinin oluşturulmasına karar verildi. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın müdafi talebi kabul edildi. Bir sonraki duruşma 26 Mart 2026 tarihinde görülecek.

