CHP’de mutlak butlan krizi sürüyor ve uzun süre gündemimizden çıkmayacak.
Sürecin geniş ölçekli analizinde artık herkesin kabul ettiği bir şey var: Eğer bu ‘saray güdümlü’ yargı darbesi püskürtülmezse, sonuç yalnızca Erdoğan’ın ve emperyalizmin çıkarlarına hizmet edecek.
Bu akışı tersine çevirecek tek özne ise halkın kendisi.
Sessiz görünen ama içten içe “sandık gelse de iktidarı değiştirsek” umuduyla yaşayan, AKP’den yılmış milyonlar var.
Aslında CHP içinde ne olup bittiği umurlarında değil. Tek ilgilendikleri şey; bu iktidarı değiştirme umutlarının diri tutulması.
O yüzden Özgür Özel’e, İmamoğlu’na, Mansur Yavaş’a destekleri bu kadar büyük…
O yüzden Kılıçdaroğlu’na öfkeliler…
Elbette kimsenin Kılıçdaroğlu’yla kişisel bir husumeti yok.
Ama kimsenin köhnemiş, yenilmiş, eski travmaları hatırlatan siyasete de tahammülü yok.
CHP seçmeni ve geniş muhalif kesimler için Erdoğan’ı yenmek birinci öncelikken ve Erdoğan çeşitli krizler nedeniyle sürekli mevzi kaybediyorken; en büyük örgütlü muhalif gücün eski aktörler eliyle içeriden yıpratılması kitlelerin umudunu kırıyor, öfkesini arttırıyor.
O yüzden tam burada, Prof. Dr. Seda Demiralp’in Medyascope’ta söylediklerini aktarmak isterim… Demiralp şöyle demiş:
“Öfke kısa akislidir, zamanla azalabilir. Ancak Kılıçdaroğlu’nun CHP seçmeni için Erdoğan kadar az umut yaratıyor olması, döndürülebilecek bir şey değildir. Kılıçdaroğlu, umutsuzluğu umuda çeviremez. O nedenle zaman lehine işlemeyecektir.”
Evet, Kılıçdaroğlu ekibinin anlamadığı ya da anlamak istemediği tablo bu…
Butlancılar “zamanla toplumun çözüleceğini, öfkenin dineceğini” söylese de milyonların umutsuzluğunu nasıl çözeceklerini söyleyemiyor!
***
Mesela yine aynı butlancılar; zamanla belediye başkanlarının Kılıçdaroğlu’na yanaşacağını düşünüyor, böyle umuyor. “Başkanlar dönerse kadrolar da döner, halk da döner” zannediyor!
Örnek verelim… Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın, Kılıçdaroğlu’na çok yakın bir isim.
Ancak Balıkesir’de ilçe örgütleri ve Balıkesir Büyükşehir CHP Meclis Grubu, ezici bir çoğunlukla seçilmiş başkan Özgür Özel’den yana tavır alıyor.
Balıkesir CHP Grubu, “Çözüm disiplin tehditlerinde değil, kurultaydadır” diyor.
Hukuki süreçler tamamlanmamışken kendilerini örgütün üzerinde görüp disiplin sopası sallayanları ve tüzüğü yok sayanları meşru görmediklerini ifade ediyor.
CHP’nin dayatmayla, siyasi mühendislikle yönetilemeyeceğini; partinin gerçek sahiplerinin tüm örgüt üyeleri ve oy veren milyonlar olduğunu belirtiyor.
Tablo böyleyken Ahmet Akın, aksi bir tavırla belediyeyi yönetebilir mi, meclisi çalıştırabilir mi? Dahası sokağa çıkabilir mi?
Belediye başkanları bireysel siyasi aktörler değildir!
Arkalarında meclis üyeleri, parti tabanı, STK’lar, muhtarlar ve tabii ki halk desteği olmadan ne yapabilirler?
Elbette teknik olarak belediye başkanlığı koltuğunda oturmaya devam edebilirler ama meşruiyetlerini nasıl sağlarlar?
Bu sebeple bir belediye başkanının, parti ve halk tabanının açık biçimde karşı çıktığı çizgide uzun süre siyaset yapabilmesi imkansızdır!
***
Belediye başkanlarıyla ilgili bir diğer mesele de şu… Butlancılar, kendileri açısından da yanlış bir stratejiyle alttan alta belediye başkanlarını kendilerine çekebilmek için şunu örgütlemeye çalışıyor…
“Kılıçdaroğlu’na destek verirseniz, operasyonlar duracak, belediyelere mali ve siyasi baskılar bitecek, rahat edeceksiniz!”
Sormak lazım… Bu da halkın gözünde ters etki yaratmayacak mı?
Zaten Saray’la uyumlu hareket ettiği için ‘hain” damgası yiyen Kılıçdaroğlu’na destek verecek belediye başkanları, bu kez “rant yediği için operasyonlardan korkup Kılıçdaroğlu’na yanaşanlar” olarak anılmayacak mı? Halk “Nerede kaldı arınmanız?” demeyecek mi?
***
Burada Mansur Yavaş’a da bir parantez açmak faydalı olabilir.
Kılıçdaroğlu’nun arkasında gerçekten güçlü bir toplumsal ve örgütsel destek olsaydı, Mansur Yavaş Cumhurbaşkanlığı potansiyeli taşıyan bir siyasetçi olarak o bloka daha yakın durabilir ve adaylığını garantileyebilirdi.
Ama yapmadı ve şunları söyledi:“İnsanların umudunu tüketecek bir durumda bulunmaktansa siyaseti dahi bırakacağımı söyledim. Bizim insanların umudunu yeşertmemiz gerekiyor. Bu insanların değişim ve daha güzel bir ülkede yaşama umudu; benim kişisel vefa duygumun çok üzerindedir.”
Evet Mansur Yavaş böyle söyledi çünkü görüyor ki; Türkiye’nin tüm toplumsal ve siyasi muhalif kesimleri, dün Sinan Oğan gibi bugün ise Kılıçdaroğlu gibi Saray’la uyumlanan, Saray’a çıkar sağlayan hiç kimseye siyaseten “yaşam” hakkı tanımıyor, tanımayacak!
O yüzden Yavaş, adaylık beklentisini, iki grup arasındaki “uzlaşı adayı” olma ihtimaline ve hayaline bıraktı.
Ancak muhalif tabanın Saray rejimini yenme umutlarını görmezden gelip Kılıçdaroğlu’yla açıktan hareket etseydi, toplumsal güvenirliliği ve meşruiyeti bir günde yere çakılırdı.
İşte bunu görmeyenler, yani halka rağmen siyaset yapanlar bu yüzden kazanamayacak…
Meseleye nereden bakarsanız bakın günün sonunda hepsi halkın tepki duvarına çarpacak.
O yüzden sessizce bekleyen, pusuya yatanlar bilmeli ki; “Zaman butlancıların lehine işlemeyecek”.
O yüzden “kaybettiren” olmamak için bugünden sivil darbeye karşı durmak, hiç değilse kurultay çağrılarına destek vermek gerek.
İsteyen Özgür Özel’i yine desteklemesin… Mesele kişilerin kendisi değil çünkü!
Ama örgütün iradesini işletmek, halkın sesine kulak vermek, bu meşruiyet krizini ortadan kaldırmak her CHP’linin sorumluluğudur!










YORUMLAR