Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Utku Çelik
Utku Çelik

Kınalı bamyadan teneke kutuya: Bornova’nın üretim hafızası

“Bornova’nın bamyası, Kale’nin baklası, Ödemiş’in patatesi, Emiralem’in çileği, Kemalpaşa’nın kirazı, Manisa’nın üzümü!”

İzmir pazarlarında bir zamanlar böyle bağırılırdı. Listenin başında Bornova’nın olması tesadüf değil. Bornova’nın bamyası bir dönem pazar tezgâhından çok daha uzağa gitti, teneke kutuya girdi ve Bornova adını taşıyan bir fabrikayla özdeşleşti. Bu yazı o fabrikanın, aslında da üreten bir Bornova’nın hikâyesi.

Hikâyenin kökü tarlada. Bornova bamyası beş köşeli, etli ve lezzetli bir çeşittir; pişerken yaydığı kokusuyla bilinir. Sapa bağlandığı yerdeki kırmızı-mor lekeler ona adını verir: Bornova Kınalı Bamyası. Bu kızıllık güneşten gelir, meyve güneş gördükçe koyulaşır.

Asıl özelliği ise konserveye yatkınlığı. Kınalı bamya konserve suyuna parça ya da çekirdek bırakmaz, o kaygan maddesi de suyu bulandırmaz. Üstelik haziranın ikinci yarısında, başka bamyalar henüz ortada yokken hasada gelir. Bir konserveci için bundan iyi hammadde zor bulunur.

Bornova’nın konserveyle tanışıklığı da çok eskiye dayanır. Osmanlı’nın 1913–1915 sanayi sayımı, İstanbul ve İzmir’de en az on işçi çalıştıran yalnızca sekiz konserve fabrikası sayar. Bunlardan biri, 20. yüzyılın başında kurulan Birun Âbâd Konserve Fabrikası’dır. Birun Âbâd, Bornova’nın eski adı.

O yıllarda bu fabrikaların ürettiği konservenin ancak onda biri meyveydi; gerisi bamya, bakla ve kabak gibi sebzelerdi. Bamya konservesi Amerika’ya kadar gidiyordu. Çalışanların çoğu, nisandan ekime sebze mevsimi boyunca çalışan kadınlardı.

Bornova için zaman zaman “Türkiye’nin ilk konserve fabrikası burada kuruldu” denir. Oysa kayıtlar İstanbul’da konserveciliğin 1890’larda başladığını gösteriyor. Yine de sayımdaki sekiz fabrikadan birinin Bornova’da olması, ilçeyi bu işin öncü adresleri arasına koymaya yeter.

Cumhuriyet döneminde Bornova’nın konserve hikâyesine adını yazan kişi ise Abdullah Güreşçi oldu. Yıl 1933: Cumhuriyet onuncu yaşını kutluyor, Bornova’daki Ziraat Mektebi yeni binasına taşınıyor. Güreşçi de Bornova Konserve Fabrikası’nı kuruyor.

1957 ve 1967 tarihli sanayi kayıtları fabrikanın adresini Karakurum Sokak 15 olarak veriyor. Aynı kayıtlara göre fabrika sebze ve meyve konservesi üretti, bir dönem kutusunu da kendisi yaptı. Bu bir tercih değil zorunluluktu; Türkiye’de konserveciler teneke kutularını 1970’lerin başına kadar kendileri üretmek zorundaydı. Zamanlama da anlamlıydı: 1920’lerin sonu ve 1930’lar, Samsun’dan Çanakkale’ye pek çok konserve fabrikasının açıldığı yıllardı ve 1929 buhranından sonra yerli konserve sanayii daha da önem kazanmıştı.

İzmirli yazar Yaşar Eyice, Güreşçi’nin bu yola 1938–1950 arasında Bornova Belediye Başkanlığı yapan Etem Pekin’le birlikte çıktığını, Pekin’in sonradan ayrılıp Çınarlı’da Pekin Konserve’yi kurduğunu anlatır. Sanayi kayıtlarında ise kurucu olarak Güreşçi’nin adı geçiyor.

Bornova’nın konserveciliği kısa sürede bir vitrine dönüştü. 1934’te Atatürk, İran Şahı Rıza Pehlevi’yi İzmir’de ağırlarken heyetin ilk durağı Bornova’daki Ziraat Okulu oldu. Konserve sanayii tarihini yazan Ahmet Özmumcu’ya göre Şah’a okulun konserve tesisleri de gösterildi.

Bornova Konserve yalnızca kendi duvarları arasında çalışmıyordu. Hatırlayanların anlattığına göre fabrika çift cepheli, arkadan girişli bir binaydı; ama işin bir kısmı mahallenin evlerinde görülürdü. Konserveye gidecek bamya evlerde çuval çuval ayıklanır, sırasını patlıcan, kabak ve taze fasulye beklerdi.

Kimi Bornovalılar konserveyle ilk kez bu bamya kutusu sayesinde tanıştıklarını anlatıyor. Boşalan tenekeler bile mahalleye karışır, çocukların günümüzde tehlikeli sayılacak karpitli oyunlarına malzeme olurdu. Bir fabrikanın bir mahalleyi nasıl çalıştırdığını anlatmak için bundan iyi örnek az.

Abdullah Güreşçi’nin vefatından sonra işi aile sürdürdü. Aile döneminin son yılları, Atatürk Mahallesi yakınındaki Kayadibi’de küçük bir imalathanede, Ömer Güreşçi ve eşi Ayten Güreşçi’nin elinde geçti. 1944 Soma doğumlu Ayten Hanım, eşini kaybedince fabrikayı devretti ve kendini suluboyaya verdi.

Ayten Hanım bir söyleşisinde, fabrikada çalışırken makine başındaki ya da kutulara sebze dolduran işçileri hemen resmetmeye çalıştığını anlatır. Bornova Konserve’nin belki de en değerli arşivi, bir ressamın eskiz defterindedir.

Anlatılanlara göre bugün fabrikanın yerinde, Bornova merkezde Şölen’in karşısında, ailenin adını taşıyan Güreşçi Apartmanı yükseliyor. Kent büyüdükçe bamya tarlalarının çoğu da yerini yapılara bıraktı ve çeşit kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.

Bornova Belediyesi bu noktada bamyaya dönemler boyunca sahip çıktı. 2010’da dönemin Belediye Başkanı Kamil Okyay Sındır koruma çalışmasını başlattı; belediye 2012’den itibaren tohum üretip çiftçiye dağıttı. Çalışma Olgun Atila ve Mustafa İduğ dönemlerinde de sürdü, çeşit 2020’de coğrafi işaret tescili aldı. 2024’te Ömer Eşki döneminde ise belediye, kınalı bamya ve misket üzümü için Manisa Bağcılık Araştırma Enstitüsü’yle bir işbirliği protokolü imzaladı. Urla’da bir kadın kooperatifi de kadın üreticilerin yetiştirdiği kınalı bamyayı yeniden konserveye dönüştürüyor.

Fabrikayı hatırlayanlar, İzmir’in bir zamanlar sanayi kenti olduğunu Turyağ’dan DYO’ya uzanan fabrikaları sayarak anlatıyor. Zamanla üreten Bornova’nın yerini tüketen bir Bornova aldı; Bornova Konserve’nin hikâyesi bu dönüşümün en somut örneklerinden biri. Ama tohumdan coğrafi işarete uzanan çaba ve Urla’da kapağı yeniden kapanan her konserve, bu hikâyenin henüz bitmediğini hatırlatıyor.

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER