Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Utku Çelik
Utku Çelik

Bir karne değil, bir enkaz raporu

Takvimler 2026’yı gösteriyor. Hani o uçan arabaların hayal edildiği, teknolojinin bizi bambaşka bir evrene taşıyacağı söylenen gelecek var ya… İşte o gelecekte, Türkiye’de biz hâlâ okullarda sabun olup olmadığını, çocukların musluktan su içip içemediğini konuşuyoruz.

Eğitim-İş sendikası, masamıza bir rapor koydu. Adı: 2025–2026 Eğitim Öğretim Yılı Birinci Dönem Sonu Değerlendirme Raporu. Ama siz buna rapor demeyin. Bu, kamusal eğitimin ölüm ilanıdır. Bu, anayasal bir hakkın, nasıl bir “ayrıcalığa” dönüştürüldüğünün suç duyurusudur.

Raporun satır aralarında gezinirken boğazınız düğümleniyor. Neden mi? Gelin anlatayım.

Hani Anayasa’da yazan o “eğitim ücretsizdir” ilkesi var ya? O artık sadece kâğıt üzerinde hoş bir anı. Okulların temizliğinden güvenliğine, kırtasiyesinden musluk tamirine kadar her şey velinin cebine bakıyor. Devlet, kendi okulunun faturasını ödemekten aciz mi, yoksa tercih mi etmiyor?

Bir öğrencinin okula başlama maliyeti 65 bin TL’ye dayanmış. Asgari ücretli bir ailenin çocuğuysanız, daha okulun kapısından girmeden hayata 1-0 yenik başlıyorsunuz. Özel okullar denetimsiz birer “soygun düzenine” dönüşmüşken, devlet okulları yoksulluğun ve imkânsızlığın laboratuvarı haline getirilmiş.

İşin en trajikomik, daha doğrusu trajik yanı ise okullarda hijyen yok, temizlik personeli yok, güvenlik yok. Çocuklar pislik içindeki tuvaletlere mahkûm. Ama okullarda ne var? Bol bol ÇEDES var, tarikat protokolleri var, mezarlık ziyaretleri var.

Milli Eğitim Bakanlığı, çocukların önüne bir tas sıcak yemek, bir bardak temiz su koyamıyor ama “manevi değerler” adı altında pedagojiden bihaber kişileri sınıflara sokabiliyor. Bursa’da şeriat propagandası yapılıyor, İzmir’de ilkokul çocuğuna “Aranızda ateist var mı?” diye soruluyor.

Bilimsel eğitimin yerini hurafeler, laikliğin yerini dogmalar almış durumda. Matematik, fizik, felsefe kenara itilmiş; okul, iktidarın “arka bahçesi”ne dönüştürülmek istenen bir ideolojik kamp alanına çevrilmiş.

Raporun en kan donduran kısmı ise MESEM’ler (Mesleki Eğitim Merkezleri). Adı eğitim ama kendisi düpedüz çocuk işçiliği. 559 bin çocuk, okul sıralarında olması gerekirken sanayide, atölyelerde, güvencesiz tezgâhlarda ömür tüketiyor. Sırf bu sistem yüzünden hayatını kaybeden çocuklarımız var. Devlet, yoksul halkın çocuklarını sermayeye “ucuz iş gücü” olarak sunarken, bunu bir eğitim başarısı gibi pazarlıyor. 11 yaşındaki çocuğun yeri torna tezgâhı olamaz.

Peki ya bu enkazın altında kalan öğretmenler? Onlar artık sadece geçim derdiyle değil, can derdiyle de uğraşıyor. Şiddet, okul koridorlarında kol geziyor. Çünkü siz öğretmeni itibarsızlaştırırsanız, “Mülakat mağduru” yaratırsanız, ücretli öğretmenlik adı altında modern kölelik sistemini dayatırsanız; o öğretmene el kaldıran da çok olur, hakaret eden de.

Öğretmenler Odası yangın yeri. Bir yanda yoksulluk sınırının altında maaşlar, diğer yanda liyakatsiz atamalar ve mobbing.

Bu tablo bir yönetim beceriksizliği değil. Bu, bilinçli bir siyasi tercih. Kaynakları tarikatlara, garantili köprülere, şatafata ayırıp; çocuğun beslenme çantasına, okulun temizliğine ayırmamak bir tercihtir.

2025-2026 döneminin ilk yarısı bitti. Elimizde çocukların gülüşü değil, derinleşen bir eşitsizlik, yoksulluk ve gericilik karnesi kaldı.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER