İlaç yokluğu, eşdeğer ilaçların eş olmaması ya da ilaçlara ödenen katkı paralarının giderek artmasının sistem sorunuolduğu malumumuz.
Ama sakın Sağlık Bakanlığımız sorunla ilgilenmiyor sanmayın: Bulunamayan ilaçlar için Alo İhbar Hattı var artık. 444 4 680 i arayarak, yok olan ilacın en yakın hangi eczanedevar olduğunu öğrenebileceğiz.
Hatırlayalım, eskiden SSK hastanelerinde eczaneler olurdu. İlaç kuyruklarında beklemek zordu ama ilaç aramaya gerek yoktu. SSK hastaneleri, istisna durumlar hariç para desteği vehizmet sunumunun tek elden, kamusal bir anlayışlayürütüldüğü tek örnekti.
Yirmi yıldan fazla oldu SSK hastaneleri devredileli. Ne yazık ki yalnızca hastaneleri değil, SSK İlaç Fabrikası da yokedildi. Devir yapılırken trilyonlarca liralık ilaç stoku iseçürümeye terk edilmişti.
O günlerden bugünlere hastayı müşteri, sağlık kurumlarınıişletme yapan özelleştirme politikaları kurum çalışanlarını köleleştirdiği gibi eczacıları da küçük esnaflara dönüştürdü.
Son bütçe planlamasında koruyucu sağlık hizmetlerine yüzde 27 pay ayrılırken tedavi edici hizmetlere yüzde 70 pay ayrıldı.Biliyoruz ki bütçe planı sadece para dağılımını belirlemiyor; devletin yönetme felsefesi, demokrasi göstergesi. Dolayısıyla bu tablo koruyucu sağlık sistemi ile mevcut hastalık odaklısağlık anlayışı arasındaki yapısal çelişkiyi de net olarak gösteriyor aslında.
Bu nedenle bugün sağlık alanında yaşanan krizin, yalnızca bütçe ya da yönetim sorunu değil; sağlığın bir hak olmaktan çıkarılıp küresel ilaç ve sağlık piyasalarının ihtiyaçlarına göre yeniden tanımlanmasının sonucu olduğunu söyleyebiliriz.
Konuya ilişkin başka bir ölçüt de Fortune dergisinin yayınladığı dünyanın en büyük 500 şirketi içinde ilaç şirketlerinin de olması değil mi? Global 500 denen liste dünyada paranın nerede döndüğünü, hangi sektörlerin ekonomiyi sürüklediğini, hangi şirketlerin ülkelerden bile büyük bütçelerle çalıştığını gösteriyor. Yani Global 500’ünesası sermaye, devlet, güç ilişkisi. Ve ilaç şirketleri de devpetrol, enerji ve otomotiv şirketleri ile aynı listede.
Hatta hastalığı büyüten sektörlerle, “çözüm” üreten sektörlerin aynı sermaye havuzunda buluştuğu da bilinir. En sık anılan örnek sigara endüstrisinin devlerinden British American Tobacco, uzun yıllar Glaxo’nun en büyük hissedarlarından biri olmuştu: Solunum hastalıklarının en önemli etkenlerinden olan bir sektörle, bu hastalıkların tedavisinden kâr eden bir şirketten söz ediyoruz.
Bu nedenle Global 500’de ilaç şirketlerinin ağırlığı, yalnızca ekonomik bir veri değil; sağlığın bir hak olmaktan çıkıp piyasa nesnesine dönüşmesinin de somut göstergelerinden biridir.
Ve hatta emperyalist sistem öyle bir dayatıyor ki Amerikalı ilaç şirketleri ilaç maliyetini azaltmak için etken maddelerin hammaddesini Çin ve Hindistan gibi ülkelerden alıp eşdeğerilaç üretiyorlar.
Bir de telif haklı marka ilaç ticareti diye bir şey var; bunlar özellikle kanser, hormon, antibiyotik ve psikiyatri ilaçları başta olmak üzere birçok hayati tedavide zorunlu olan ilaçlarve avro kuru üzerinden fiyatlandırılıyor. Yani ilaç eczane stoğunda yok, varsa da çok pahalı. Hani yok denince ısrarla sorarız ya, hiç mi yok, diye. Evet, paran yoksa ilaç yok.
Gerçekte halk sağlığını önceleyen bir sağlık sistemi olsa ilaç pazarı diye bir şey olabilir mi?
İlaç kullanımı pazar araştırması konusu olabilir mi?
İlaç; mümessiller aracılığıyla doktorlara, eczacılara tanıtım reklam, promosyon hediyesi konusu olabilir mi?
Çok zor sorular değil, öyle mi?
Talebimiz nettir, sağlık hizmetleri acilen parasız olmalıdır.









YORUMLAR