Aklın yolu bir derler; ama hangi akıl, kimin yolu?
Hatırlarsınız yıllar önce Rize’de yapılması planlanan HES’e tepki gösteren köylülere jandarma saldırmıştı. Ağaçlara sarılan yaşlı bir teyze; “Bu devlet onların devletiyse, bizim neyimiz?” diye haykırmıştı. Devlet dediğimiz yapının birilerinin çıkar ilişkileri çemberinde var olduğunu o da biliyordu.
Aklın yolu bir denirse de bağlam insan yaşamı olduğunda o kadar basit olamazdı. Sizce de hangi akıl ve kimin yolu olduğu toplumsal meselelerde işin rengini değiştirmez mi? Mesele dünyaya hangi çıkar konumlarından bakıldığı ile ilgili değil mi? Kesinlikle. O halde aklın yolu bir değildir.
Çıkarların içinde şekillenen akıl, gündelik hayatta da karşımıza çıkar. Konu maaş olsun. Bir maaşlı çalışan için ücretlerin artması akılcıdır; patron içinse maliyetlerin düşürülmesi. Benzeri şekilde, bir kiracı için kira artışlarının sınırlandırılması akılcıdır. Ev sahibi içinse piyasanın serbest bırakılması.
Aslında tarafların her biri açısından bakıldığında ikisi de haklı görünebilir. Tam da Nasrettin Hoca’nın “Sen de haklısın” fıkrasındaki gibi: Herkes haklıdır, ama sorun çözülmez. Çünkü sorun onları karşı karşıya getiren toplumsal düzendedir. Bu nedenle soru “kim haklı?” değil, “bu çelişkiyi zorunlu kılan ne?” olmalıdır.
Bu karşıtlık, devletin kararlarında da kendini gösterir. Devlet haklı mıdır, devlet aklı var mıdır? Bir hafta on gündür çok cevaplar verildi:
- Devlet aklı diye bir şey olmadığı, bunun yalnızca iktidarın uygulamalarını meşrulaştırmak için kullanılan bir kavram olduğu
- Yaşananların Saray’ın iradesiyle açıklanabileceği,
- Devletin, sermaye ve bürokrasinin iç içe geçtiği bir yapı olduğu,
- Devlet aklının varlığından çok, o aklın kimin adına düşündüğü sorgulandı.
Devlet aklı dediler; kimisi yoktur dedi, kimisi Saray’dır dedi, kimisi sermaye-bürokrasi dedi. Ama herkes aynı şeyi gördü: akıl, çıkarın adını taşır.
Bu tartışmalardan çok şey öğrendim. Hele ki sermaye dediğimiz şeyin öyle tek ve ortak bir çıkarmış gibi sunulsa da kendi içinde yekpare bir sınıf olmadığı hatırlaması çok iyi bir vurgu oldu. Öyle ya sermaye gruplarının çıkarları da her zaman örtüşmüyor. Hatta birbirleriyle girdikleri sert rekabet çıkar kavgalarına dönüşüyor. Daha büyüğü paylaşım savaşlarına…
Rekabet ederler, kavga ederler; ama düzen sarsıldığında birleşirler. Çünkü sermaye, çıkarın ortak adı olur.
Biz aynı safta neden buluşamıyoruz? Bu soruyu yüksek sesle sormakta hâlâ zorlanıyoruz. Çünkü bazılarımız “biz tek başımıza yaparız” diyor, bazılarımız “öteki gelmesin” diyor, bazılarımız da “siz yapamazsınız.”
Ya da “biz haklıyız zaten kazanacağız” …
Mesele yalnızca haklı olmak ya da çok olmak değil ki.
Deneyimler gösteriyor; mücadele, doğru zamanda doğru araçları kullanmayı gerektirir.
Ezberimizdir; hak verilmez alınır. Tarih boyunca böyle olmuştur.
Bugün bize düşen yalnızca ekmek için değil; adalet, eşitlik, demokrasi ve özgürlük için mücadele etmektir.
Çünkü Karadenizli yaşlı teyzenin sorusu hâlâ önümüzde duruyor: “Bu devlet onların devletiyse, bizim neyimiz?”
Sorunun cevabı, hangi aklın haklı olduğunda değil; hangi sınıfın kendi çıkarını ortak bir mücadeleye dönüştürebildiğinde yatıyor.
Ula, sizin aklunuz yok mi? Var elbet. Ama akıl da yol da çıkarların içinden geçiyor.









YORUMLAR