Bugün yine ısıtılıp önümüze konulan bayat bir senaryoyla, dünyanın öbür ucunda sahnelenen ama aslında ciğerini bildiğimiz bir “Amerikan tiyatrosuyla” karşı karşıyayız. Konumuz Venezuela. Ama emin olun, anlatılan hikaye sadece Venezuela’nın değil; emperyalizmin diş geçirebildiği her yerin, hatta yarın öbür gün bizim coğrafyamızın hikayesidir.
Bakın, ABD yönetimi bir süredir ne diyor? “Venezuela bir narko devlettir” diyor. Yani uyuşturucu ticaretiyle ayakta duran bir haydut devlet… Birleşmiş Milletler’in raporu ortada. Amerika’ya giren o zehirli maddelerin, o uyuşturucunun sadece ve sadece yüzde 8’lik kısmı Venezuela üzerinden geçiyor. Rapor açıkça diyor ki; “Venezuela üretici değil, sadece transit bir güzergah.”
Peki, geriye kalan o devasa uyuşturucu trafiği kimin kontrolünde? Amerika’nın “kader ortağı” ilan ettiği, sırtını sıvazladığı diğer işbirlikçi rejimlerin kontrolünde. Ama dertleri gerçekler değil. Dertleri hiçbir zaman gerçekler olmadı. Bunu biz söylemiyoruz, bizzat kendileri itiraf ediyorlar!
Hatırlayın, Donald Trump ne demişti? Hiç utanmadan, arlanmadan, o emperyalist kibrini gizlemeye bile gerek duymadan şu cümleyi kurdu: “Petrolümüzü geri aldılar, petrolümüzü geri istiyoruz.”
İşte mesele bu kadar yalındır, bu kadar çıplaktır!
Konu ne uyuşturucuyla mücadeledir, ne Venezuela halkının özgürlüğüdür, ne de demokrasidir. Trumpgillerin, Bidengillerin “özgürlük” dediği şey; Amerikan tekellerinin o topraklarda dilediği gibi at koşturma özgürlüğüdür. Kılıf bile uydurmaya tenezzül etmiyorlar artık. Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu hedef almalarının, başına ödül koymalarının, adeta bir mafya babası gibi devlet başkanını “kaçıran” bir anlayışla uluslararası hukuku çiğnemelerinin tek bir sebebi var:
Venezuela halkı, kendi toprağının altındaki zenginliğe sahip çıktı.
Suçları bu! Amerikan şirketlerinin işlettiği, kârına kâr kattığı o petrolleri aldılar, devletleştirdiler ve “Bu kaynaklar bir avuç Amerikan patronunun değil, yoksul Venezuela halkınındır” dediler. Emperyalizmin affetmediği, affedemeyeceği tek “günah” işte budur.
Şimdi ekranlara çıkan bazı “uzmanlar”, bazı “demokrasi havarileri” utanmadan bu müdahalelerin iyi olduğunu söylemeye başladılar. Neymiş? Venezuela halkı perişanmış, enflasyon yüzde 200 olmuş, halk açmış…
Orada bir duracaksın!
Şunu açıkça, altını çize çize söylemek lazım: Amerika orada halkı kurtarmak için bulunmuyor. Trump gibi bir adamın Venezuela’daki yoksul emekçiyi, aç yatan çocuğu düşündüğünü sanmak en hafif tabiriyle safdilliktir. Evet, Venezuela halkı yıllardır büyük acılar çekiyor. Evet, yoksulluk var. Ama soruyorum size; bu insanlar durup dururken mi yoksullaştı?
Bu yoksulluğun mimarı, faili bizzat Amerika Birleşik Devletleri’dir!
Siz bir ülkenin boğazını sıkacaksınız, her türlü ambargoyu uygulayacaksınız, ablukaya alacaksınız, petrol gelirlerine el koyacaksınız, bankadaki paralarını donduracaksınız… Yani bir ülkenin nefes borusunu keseceksiniz; sonra da dönüp “Bakın bunlar ülkeyi yönetemiyor, halk aç” diyeceksiniz. Venezuela’daki yoksulluğun arka planında, ABD’nin o vahşi kuşatması yatmaktadır. ABD’nin amacı halkın elindeki petrole el koyup, onu tekrar Amerikan şirketlerine peşkeş çekmektir.
Büyük resme baktığımızda gördüğümüz hakikat şudur: ABD emperyalizmi çöküyor. Bugün dünya emperyalist-kapitalist sistemi derin bir krizin içindedir. Bu sistem artık insanlığa kandan, gözyaşından ve yoksulluktan başka bir şey vaat etmiyor. Sadece ekonomik değil; politik, sosyolojik ve hepsinden önemlisi ekolojik bir yıkıma sürüklüyorlar dünyayı.
İklim krizinden bahsediyoruz, dünyanın yanıp tutuştuğunu görüyoruz. Peki, bu krizin en büyük sebebi ne? Karbon yakıtlar, fosil yakıtlar. İşte ABD, tam da bu zehirli düzen devam etsin diye, çöken hegemonyasını ayakta tutabilmek için Venezuela’nın petrolüne saldırıyor.
Mesele sadece bir ülke değil. ABD, ana rakibi olarak gördüğü Çin ile gireceği o büyük hesaplaşma öncesinde, rekabeti uzun vadeye yayıp kendi tabirleriyle “arka bahçesini” düzenlemeye çalışıyor. Latin Amerika’da halktan yana, emekten yana kim varsa ezmek, hizaya getirmek istiyor. Yeniden bir paylaşım savaşına girmiş durumdalar.
Ama biz bu oyunu biliyoruz. Biz bu filmi daha önce Şili’de, Brezilya’da, Irak’ta izledik.
Sorun ne Maduro’dur ne de başka bir isimdir; sorun, bir halkın kendi kaderini tayin etme hakkına saygı duymayan, gözünü dolar bürümüş kapitalist haydutluktur.
Çözüm bellidir: Emperyalist ablukalar derhal kalkmalı, Venezuela’nın kaynakları üzerindeki ipotekler kaldırılmalı ve halk, kendi geleceğine, dışarıdan dayatmalarla değil, kendi özgür iradesiyle karar vermelidir.









YORUMLAR