Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Utku Çelik
Utku Çelik

Raflar dolu, cepler boş!

Hepimizin günlük rutini… Markete girersiniz, o parlak ışıkların altında raflar nizami bir şekilde dizilmiştir. Sütü alırsınız, ekmeği sepete atarsınız. Her şey “hazır” ve “kolay” görünür. Ancak o ürünün o rafa gelene kadar geçtiği cehennemi, o kolileri sırtlayanların evdeki yangınını göremeyeceğimiz kadar “kolay” bir konfor sunulur bize.

Bugün size o rafların arkasındaki görünmeyen kavgadan, Migros depolarında başlayan büyük direnişten bahsedeceğim.

Hayat pahalılığı artık bir istatistik değil, gırtlağımıza dayanan bir bıçak. Asgari ücrete yapılan yüzde 27’lik zam, daha cebe girmeden eridi gitti. İşte tam bu noktada, Türkiye’nin en büyük perakende devlerinden Anadolu Grubu bünyesindeki Migros yönetimi, depo işçisinin önüne yüzde 28’lik bir rakam koydu.

Yanlış duymadınız. Asgari ücret artışının üzerine sadece yüzde 1’lik bir “lütuf”.

Esenyurt’tan İzmir’e, oradan Adana’ya kadar Türkiye’nin dört bir yanındaki depo işçileri, DGD-Sen (Depo, Liman, Tersane ve Deniz İşçileri Sendikası) öncülüğünde 23 Ocak’tan beri sokakta. Matematik yalan söylemez ama karın da doyurmaz. İşçi diyor ki; “Bana dayattığın bu yüzde 28 ile ben kiramı ödeyemem, çocuğuma harçlık veremem, insanca yaşayamam.”

İşçinin talebi, plazalardan bakınca “lüks” görünebilir ama sahadan bakınca bu sadece bir “yaşam hakkı”dır.

Öncelikle o  yüzde 28’lik dayatmayı ellerinin tersiyle itiyor ve net yüzde 50 zam talep ediyorlar. Çünkü biliyorlar ki, bu oranın altı açlık sınırında dans etmektir. Mesele sadece maaş zammı da değil; işçiler artık ay sonunda ellerine geçen paranın vergiyle buharlaşmasını izlemek istemiyor, gelir vergisi yükünün işveren tarafından üstlenilmesini şart koşuyorlar.

Bitti mi? Bitmedi. İşçinin sırtından kazanılan paranın yine işçiye dönmesi gereken bir kalem daha var: Banka promosyonları. Sendika ve işçiler, bankaların maaş ödemeleri karşılığında verdiği promosyonların kesintisiz olarak doğrudan ceplerine girmesini istiyor. Ve tabii ki çalışma barışının olmazsa olmazı; taşeron düzenine son verilip güvenceli çalışma ortamının sağlanması.

İşçi hakkını isteyince ne oldu peki? “Gelin konuşalım” mı dendi? Hayır. 11 gündür o depolarda polis müdahaleleri var. 100’den fazla işçi, sırf “Geçinemiyoruz” dediği için kapının önüne kondu. Kod-46’larla, Kod-29’larla işçiyi açlıkla terbiye etmeye çalışmak, kurumsal kimliklerin arkasına saklanamayacak kadar büyük bir ayıptır.

DGD-Sen Genel Başkanı Neslihan Acar’ın şu sözü çok kıymetli: “Birliğimiz tek garantimiz.” Çünkü taşeron düzeninde, güvencesizliğin kol gezdiği o depolarda işçinin birbirine tutunmaktan başka çaresi bırakılmadı.

Şimdi gelelim bize, yani o raflardan alışveriş yapanlara…

İşçiler ve sendika açık bir çağrıda bulunuyor: Boykot. “Biz hakkımızı alana kadar, atılan arkadaşlarımız işe dönene kadar Migros’tan alışveriş yapmayın” diyorlar.

Bu çağrı, sadece bir alışveriş tercihi meselesi değildir. Bu, “Ben o rafa uzanırken, o ürünü oraya koyan işçinin hakkının gasp edilmesine ortak oluyor muyum?” sorusunu kendimize sorma vaktidir.

Migros yönetimi bu sesi duymak zorunda. O 100 küsur işçi işine geri dönmeli, yüzde 28’lik komik zam dayatması geri çekilmeli ve o banka promosyonları işçinin cebine girmeli.

Unutmayalım; işçinin yüzünün gülmediği yerde, aldığımız ürünün tadı tuzu olmaz.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER