İzmir’de günlerdir bir ablukanın, bir devlet zorbalığının tam ortasındayız. Mesele artık sadece bir binanın mülkiyet tartışması ya da hukuki bir tahliye süreci olmaktan çoktan çıktı; siyasi bir intikam operasyonuna, bir şehri ve onun yarattığı değerleri cezalandırma pratiğine dönüştü.
Üstelik bu öfke selinden payımıza düşeni sadece direnen İzmirliler ve belediye bürokratları değil, gazeteciler de alıyor. Olan biteni kamuoyuna duyurmaya, hakikati kayda geçirmeye çalışan gazeteci meslektaşlarımızın yüzüne acımasızca biber gazı sıkılıyor. Neden? Çünkü o kalkanların, o TOMA’ların arkasında yaratılan tahribatın, gasp edilen umutların görülmesi istenmiyor. Gazeteciye sıkılan gaz, aslında halkın haber alma hakkına, doğrudan İzmir’in iradesine sıkılıyor.
Ancak kimse kendini kandırmasın. Vakıflar Genel Müdürlüğü kılıfıyla sahnelenen bu senaryonun asıl amacı belli: Muhalif yerel yönetimin halka dokunan, üreten, iş yaratan damarlarını kesmek. “Biz yapmıyorsak, siz de yapamayacaksınız” zihniyetinin, kentin göbeğinde ete kemiğe bürünmüş halidir bu.
O binanın içinde “İş, aş, umut” var. 2016 yılından bu yana 13 bin 149 kişiye mezuniyet belgesi verip hayata katan, 37 bin 44 kişiyi açık iş ilanı olan firmalara yönlendiren Meslek Fabrikası’nın çarkları var. İktidarın rant ve beton üzerine kurduğu siyasi vizyonun karşısında; gencecik çocuklara yapay zeka, dijital tasarım, bilgisayar destekli çizim öğreten vizyonerbir Cumhuriyet kurumu var.
En çok acı veren ise o siyasi hırslar yüzünden, sağır ve işitme engelli yurttaşlarımız için daha geçen hafta başlayan dikiş makinesi kursu yarım kaldı. İşaret dili tercümanları eşliğinde hayata tutunmaya, istihdam edilmeye çalışan o kadınların hevesleri kursaklarında bırakıldı. Ankara’nın siyasi inadı, engelli bir kadının hayallerinden daha değerli görüldü! Görme engelliler için açılan Braille Alfabesi kursundan tutun da barista eğitimine kadar onlarca kapı, o biber gazlarının dumanı arasında halkın yüzüne kapatıldı.
Aslında ablukaya alınan bir bina değil; gençlerin geleceği, kadınların istihdamı, engellilerin hayata katılımıdır. İzmir’in dayanışma kültürüdür.
Ama Ankara’nın masa başı hesaplarında unuttuğu, sokakta karşılaştığı bir gerçek var: Direniş devam ediyor. Ne meslektaşlarımıza sıkılan biber gazları, ne sokağa yığılan TOMA’lar ne de o soğuk demir bariyerler bu kentin iradesini teslim alabilir. İzmir, kendi ürettiği değere, kendi çocuklarının geleceğine sahip çıkıyor. O ablukanın ardındaki Meslek Fabrikası’nda atılan umut tohumları çoktan filizlendi bile; o filizleri hiçbir polis kalkanıyla ezemezsiniz.









YORUMLAR