– 12 Haş! Sıraya…
Lise müdürü öğrencileri okul bahçesinde sıralarına hizalamak için mikrofondan bağırıyor. (Bağıracaksa mikrofona ihtiyacı yok ya neyse).
Haş da ne ki, kimse üzerine alınmıyor.
– Haş ne demek yavrum!
Ne bilsin 2010’lu, 11’li çocuklar.
Benim nesil bilirse bilir; o da okullarda yabancı dil olarak Fransızca öğretildiği zamanlarda halk arasında kulaktan kulağa değişerek yayılan yanlış bir okumanın sonucudur. He’ye Haş demek.
İlk fırçasını yedi çocuklar. Hayırlısı.
Okul disiplini sağlanması çabası devam ediyor.
“Yarından itibaren ders saatlerinde cep telefonu yanınızda olmayacak. Dolap kiralayabilirsiniz: dolap 500 lira… Eğer üzerinizde telefon bulursak veliniz gelmeden size geri vermeyiz… Dolabınızın içine görmemizi istemediğiniz özel bir şey koymayın. Dolapları sizden habersiz açıp bakabiliriz…”
Bir dolu anahtar sözcük:
#lisekuralları #devletokullarındaparatoplama #parasızeğitim #kişiselmahremiyet #çocukhakları #eşitsizlik …
Ne desem? Sadece “kapitalizm işte, parası olan dolap anahtarı alır” desem yetmez ki… 2000 sonrası eğitim politikalarından MEB–Diyanet–vakıf protokollerine, ÇEDES’ten Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ve Aile Yılı kapsamında yürütülen faaliyetlere kadar uzanan daha büyük bir tablo var.
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin zorunlu hale getirildiği 1982 Anayasası’ndan beri zaten laiklik ilkesine uygunluğu tartışılan pek çok uygulama vardı. Ancak 2000 sonrası hikâyeye odaklanma ihtiyacı olduğu için biraz daha yakın geçmişi ele almak istedim.
Akın Gürlek “Çocuklarımızın üstün yararı bizim için tartışmaya açık değildir. Aile kurumunu, gençlerimizin geleceğini ve toplum düzenimizi hedef alan hiçbir suç yapılanmasına müsamaha göstermeyeceğiz” diyerek 81 ildeki 175 Ağır Ceza Cumhuriyet Başsavcılığına “Ailenin, Gençlerin ve Toplumun Genel Ahlaka Aykırı ve Olumsuz Etkileyen İçerik ve Oluşumlardan Korunması” konulu genelge gönderdi.
Bakalım okuduğumu anlamış mıyım?
Çocuğun üstün yararı temel bir hukuk ilkesi olduğuna göre, çocukla ilgili her türlü karar ve işlemde çocuğun yaşamı, sağlığı, güvenliği, gelişimi ve hakları üzerindeki etkilerin öncelikle değerlendirilmesi gerekir.
Bu ilke, başta Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi olmak üzere pek çok ulusal ve uluslararası düzenlemenin temelini oluşturuyor. Yani çocuğun sağlığı, güvenliği, eğitimi ve huzurlu bir ortamda büyümesi yalnızca ebeveynlerin değil, çocukla ilgili karar alan herkesin sorumluluğu.
ÇHS ayrım gözetmeme, çocuğun yüksek yararı, yaşama ve gelişme hakkı, katılım hakkı olarak dört temel ilke üzerine tanımlanmıştır.
Sosyal devlet anlayışından bakıldığında “Çocukları Koruma Yasası”nı çocuğu ailesinden, toplumdan veya “kötü içeriklerden” korumaya indirgeyemeyiz. Çocuğun yaşam, sağlık, eğitim, barınma, beslenme, oyun, kültür ve güvenlik haklarını kamusal olarak güvence altına almak da devletin çocuk koruma yükümlülüğünün parçası olmalı.
Demek ki çocuğu önce yoksulluktan korumak gerek. Yani ücretsiz ve nitelikli kreş, ücretsiz okul yemeği, ücretsiz sağlık hizmetleri, ücretsiz eğitim materyalleri, yeterli sosyal konut, çocuklu hanelere düzenli gelir desteği, engelli çocuklar ve bakım verenleri için kamusal destek çocuk koruma politikasının doğrudan parçası olmalı.
“Ailen Güvende” diyorlar da – daha pek çok etkenle birlikte – eğitim ve sağlık tamamen ücretsiz bir hak olarak güvenceye alınmadan “güven” nasıl sağlanacak? Ücretsiz olması da yetmez; nitelikli olmalı. Müfredat laik-bilimsel eğitim kriterlerine uygun olmalı, okul psikolojik danışmanlığı, çocuk ve ergen ruh sağlığı hizmetleri, koruyucu sağlık hizmetleri ve sağlık eğitimi de ücretsiz ve erişilebilir olmalı.
ÇHS’de çocuğun şiddet, istismar, ihmal ve sömürüden korunması da açık bir hak olarak güvence altına alınmıştır. Bunun okul, sağlık, sosyal hizmetler, belediye ve adalet arasında koordineli bir sistem olmadan sağlanması mümkün değil.
Aileyi desteklemek ne ona “narkotik polisliği” gibi görev vermekle olur ne de çocuğu denetlemekle. Aile çocuğa bakabilecek ekonomik ve sosyal koşullarda olmak zorundadır.
Örneğin işsiz veya yoksul ya da farklı sebeplerle sosyal hakları kısıtlı bir aile çocuğunu yeterince iyi yetiştirmemekle suçlanabilir mi? (Şiddet ve ağır ihmal varsa ayrı bir konu).
Çocuk işçiliği ve iş cinayetlerinin sürdüğü günümüzde ekonomik nedenlerini ortadan kaldırmadan çocuk işçiliği ile mücadele edilemeyeceği de ortada.
“Çocuğun üstün yararı” çok kapsamlı bir kavramdır. Örneğin çocuk da kendisiyle ilgili kararlarda yaşına ve gelişim düzeyine uygun bir şekilde dinlenmelidir.
Ucu bucağı belli olmayan “ahlaka aykırı içerik” tanımlarıyla interneti denetlemek, çocukları korumakla toplumsal hayatı denetlemek arasındaki sınırı ortadan kaldırıyor. İnternetsiz gündelik bir hayat düşünemediğimiz bu çağda dijital alan yasaklarla ele alınamaz.
Bir başka yönü de yurtlar, bakım kurumları, okullar, spor kulüpleri, tarikat/cemaat bağlantılı tüm yapılar, özel eğitim kurumları, hastaneler vb. çocuklarla ilgili her kurumun denetimi çok sıkı olmalı ve tabii ki asıl olarak özelleşmeye son verilmelidir.










YORUMLAR