Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Veli Şahin
Veli Şahin

Plana ihtiyacımız var mı?

Günümüzün dünyasında sıkça tekrarlanan bir söylem vardır: Koşullar öylesine çabuk değişiyor ki plan yapmaya imkan yoktur, rotamızı ancak ilerledikçe belirleyebiliriz. Kervan yolda düzülür!

Eylemi yüceltip hazırlığı bir tür ağırlık olarak gören bu hava, ilk bakışta pratik görünse de aslında bizi aralıksız bir kriz çözme kıskacına hapseder. Oysa gerçek bir plan, dünyayı değiştirme ve yeniden düzenleme irademizin en berrak, en bilinçli yansımasıdır. Zihinsel bir şuurdan mahrum bırakılmış kör eylem, rüzgârın yönüne göre savrulan gelip geçici ve rastlantısal tepkilerden öteye gidemez. Bir yol haritasının hakiki bir strateji kimliği kazanabilmesi, menzile giden rotayı en ince ayrıntısına kadar işleyen bütünsel bir programı şart koşar; zira programlama, eldeki imkan ve kaynakları saptanmış amaca doğru kusursuzca seferber etme zanaatıdır.

Güçlü bir strateji ise gücünü toplumsal gerçekliğin tüm katmanlarına nüfuz eden bir derinlikten, her unsurun birbiriyle bağını gözeten bütüncül bir bakıştan ve hayatın kendi iç çelişkileriyle birlikte esneyip kendini yeniden üretebilen devingen bir yapıdan alır. Bu dayanakların zeminini oluşturan şey ise soyut varsayımlar ya da yüzeysel örnekler değil, analizin nesnelliğidir; yani durumun özetine değil, doğrudan gerçekliğin kendisine yaslanma zorunluğunu kabul etmek.

Yola çıkmadan önce masada çözülmesi gereken hayati denklem şudur: hedefin asli nitelikleri, mevcut imkânlar ve bu imkânları harekete geçirecek insan gücünün kapasitesi dürüstçe ortaya konmalıdır. Planlama sanatı, incelenen her olgunun diğer tüm süreçlerle olan çok katmanlı ve evrensel bağlarını kavramayı zorunlu kılar.

Dünyada hiçbir süreç yalıtılmış değildir; her şey birbiriyle bağlantılıdır, karşılıklı bağımlıdır ve sürekli bir devinim, kendi iç dinamiği ve gelişme çizgisi taşır. Bu nedenle nesnel bir plan, ele aldığı yapının içsel çelişkili eğilimlerini, barındırdığı karşıtların toplamını ve birliğini hesaba katmak zorundadır. Karşıt kutupların mücadelesi, itkilerin çelişkileri ve bunların zamanla katlanarak açılması, stratejinin ana eksenini biçimlendirir. Bu açıdan planlama, analiz ile sentezin kusursuz bir birliğidir; bütünlüğü oluşturan tikel parçaların tek tek çözümlenip dağıtılmasını, ardından bu parçaların daha güçlü bir biçimde yeniden birleştirilmesini içerir.

Aydın Çubukçu’nun vurguladığı gibi, plan yapmanın en çarpıcı yanı, düşünceyle eylem arasındaki ters mantıkta gizlidir. Etkili bir strateji, nihai hedefi ilk madde olarak ele alır. Zihin önce resmi tamamlar, varılacak noktayı ilan eder ve ardından filmi geriye doğru sarar. En sonda gerçekleşecek adımdan bugünkü ilk adıma doğru geriye örülen bu yöntem, bir makineyi söküp takmaya benzer: sökme işleminde ilk çıkan parça, montajda en son takılan parçadır. Plancının zihninde en başta duran hedef, somut hayatta en son ulaşılacak olandır.

Eğer bu varış noktası baştan netleştirilmezse, adımlar arasındaki bağ kopar, yön duygusu yitirilir ve enerji yeni değerler üretmekten çok geçmiş hataları durmadan düzeltmeye harcanır. Bu yüzden plan yaparak zaman kaybedildiği eleştirisi tamamen temelsizdir. Plansız yola çıkıp her gün yön değiştirmekle kaybedilen zaman, masada harcanan zamandan katbekat fazladır. Zamanı verimli kılmak, insan bilgisinin ve algısının hiç tükenmeyen derinleşme sürecine ayak uydurmakla mümkündür. İyi bir plancı yüzeysel görünüşlerle yetinmez; görünüşten öze, oradan da daha derindeki nedensellik ilişkilerine doğru sürekli bir zihinsel kazı yürütür.

Öte yandan, hiçbir pratik süreç durağan ya da tamamen mekanik değildir. Gerçekçi bir plan, her belirlenimin, özelliğin ve karakteristiğin zamanla kendi karşıtına dönüşebileceğini öngörür. İçerikle biçim sürekli bir mücadele halindedir; zamanı geldiğinde eskiyen biçim dökülür ve içerik zorunlu olarak dönüşür. Kimi zaman süreç öyle bir noktaya ulaşır ki daha yüksek bir aşamada eski özellikler yeniden tekrarlanır ve döngüsel bir biçimde eskiye dönüş gibi görünen ileriye doğru bir sıçrama yaşanır.

İşte bu yüzden planın dinamik yapısıyla süreç içinde kendini yeniden üretebilmesi, yani değişebilir olması şarttır. Planın asla değişmeyecek temel dayanakları bulunmalı, ancak bu omurganın etrafındaki diğer unsurlar, yeni yanların ve ilişkilerin hiç bitmeyen açılım sürecine göre esneyebilmelidir. Bir stratejinin başarısı, uygulayıcıların planın en azından kendi üzerlerine düşen bölümü hakkında tam ve net bir bilgiye sahip olmalarıyla, yani karşıtlıkların içindeki ortak bilinci paylaşmalarıyla doğrudan ilintilidir. Geleceği tesadüflere bırakmak istemiyorsak, ilk adımı atmadan önce son adımı netçe görmeli ve masanın başında dirsek çürütmekten korkmamalıyız.

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER