Lenin, diyalektiğin unsurlarını tek tek sıralamış, on beş madde, felsefi terimler, parantez içi notlar. Ama dikkatle okunduğunda bu listenin aslında tek bir soruya verilen genişletilmiş bir yanıt olduğu anlaşılır: Bir şeyi gerçekten anlamak ne demektir?
İlk adım basit ama çoğu zaman atlanan bir şey: örneklere değil, özetlere değil, şeyin kendisine bakmak. Kulağa kolay gelir. Ama biz çoğunlukla şeyin kendisiyle değil, onun hakkında edindiğimiz fikirlerle muhatap oluruz. Bir olayı açıklarken örnek veririz, bir kavramı tanımlarken özetleriz ve farkında olmadan şeyin kendisinden uzaklaşırız. Lenin buna izin vermez. Analiz, nesnesine doğrudan temas etmek zorundadır.
Sonra gelişim meselesi gelir. Her şeyin bir tarihi vardır, bir iç devinimi, kendi yaşamı. Bunu görmek için şeyin görünüşlerine saygı göstermek gerekir onu dışarıdan bir kalıba dökmeden, nereye gittiğini sabırla izlemek. Bu, kolay bir tutum değildir. Zihin kalıpları sever; şeyi olduğu gibi görmek yerine onu tanıdık bir kategoriye yerleştirmeye çalışır. Lenin’in “görünüşe saygı” derken kastettiği tam da bu aceleciliğe direnmektir.
Bu devinimin kaynağı ise çelişkidir. Her şeyin içinde karşıt eğilimler gerilim içinde bir arada durur; mücadele eder, katman katman açılır. Bir toplumsal hareket hem birleştirici hem ayrıştırıcı güçler taşır. Bir ekonomik süreç hem büyüme hem çöküş tohumlarını aynı anda barındırır. Lenin’e göre şey, zaten bu zıtların birliğidir çelişki onun dışında değil, tam içindedir. Çelişkiyi görmeden şeyi görmüş sayılmazsınız.
Bütünü parçalarına ayırmak, analiz etmek gerekir ama bu parçaların sonra yeniden bir araya getirilmesi, bütünleştirilmesi de zorunludur. Dağılma ve bütünleşme, düşüncenin iki yönlü hareketidir. Yalnızca parçalayan bir düşünce körelir; yalnızca bütünü gören bir düşünce ise yüzeysel kalır. Lenin bu ikisinin birliğinde ısrar eder.
Lenin’in listesinde en çarpıcı olan şey belki de evrensel bağlantı fikridir. Her şey her şeyle bağlantılıdır bu bir metafor değil, bir saptamadır. Hiçbir şey yalnızca komşularıyla değil, dolaylı da olsa her şeyle ilişki içindedir. Ve bu ilişki durağan değildir: her nitelik karşıtına dönüşebilir. Sertlik bir noktada kırılganlığa geçer. Biriken küçük değişiklikler, niceliksel birikim, bir eşiği aşınca niteliğe sıçrar, su buz olur, öfke isyana dönüşür. Biçim çözülür, içerik dönüşür. Bunlar soyut ilkeler değil; diyalektiğin gündelik maddede, tarihte, düşüncede kendini gösterme biçimleridir.
İşte tam bu noktada Lenin, Hegel’den aktardığı bir pasajı büyük bir heyecanla not düşer. Hegel şunu söyler: “Natura non facit saltum — doğada sıçrama yoktur” denir; sıradan düşünce bir doğuşu ya da yok oluşu hep aşamalı bir süreç olarak hayal eder. Oysa su soğurken buzun sertliğine lapanın giderek koyulaşması gibi ulaşmaz aniden, hemen katılaşır. Lenin bu pasajın kenarına şunu yazar: “Sıçramalar! Aşamalılıkta kırılmalar! Sıçramalar! Sıçramalar!” Dört kez. Arka arkaya. Sanki kelimenin kendisi de sıçrıyor gibi. Bu dört ünlem, diyalektiğin ruhunu belki de onlarca sayfadan daha iyi özetler. Değişim sinsi ve aşamalı değildir; birikir, birikir ve sonra kopar. Su birden buz olur. Sabır birden öfkeye döner. Bir düzen birden çöker. “Aşamalı” diyen düşünce, tam da bu kopuş anını, bu sıçramayı kaçırır ve dolayısıyla ne olduğunu anlayamaz.
Alt aşamalarda görülen özellikler üst aşamalarda yeniden belirir. Bu eskiye dönüş gibi görünür ama değildir. Sarmal bir ilerleyiştir bu, inkarın inkarı. Bir devrim eski biçimlerin bazılarını geri getirir gibi görünebilir; bir düşünce sistemi daha önceki kategorilere yaslanabilir. Ama bunlar aynı noktaya dönüş değil, daha derin bir düzlemde yeniden üretimdir. Lenin, şematik bir formül olarak değil, gerçekliğin işleyişinin somut bir tasviri olarak kullanır.
Liste açık uçlu biter. Yeni ilişkiler sürekli açılır, bilgi durmaksızın derinleşir görünüşten öze, daha yüzeysel özden daha derin öze doğru. Lenin bunu bir teselli olarak değil, bir zorunluluk olarak koyar ortaya. Gerçeklik hareket halindedir ve bu hareketin sonu yoktur. Dolayısıyla düşünce de hiçbir zaman tamamlanmış, kapatılmış bir sistem olamaz. Her analiz yeni kapılar aralar; her sentez yeni çelişkiler doğurur.
Belki de bu yüzden bu liste hiçbir zaman tamamlanmış gibi hissettirmez. Lenin de tamamlamak istememiştir zaten. Diyalektik, onun için ne bir şema ne de bir formüldür hatta kabaca bir yöntem de değildir; gerçekliğin kendisinin hareket biçimidir. Ve hareket, tanımı gereği, bitmez.









YORUMLAR