Yan anlamıyla her geçen gün yoksullaşıyor olmamız, kısıtlanan özgürlükler, hukuksuzluklar, ölümler, savaşlar vs. ile karanlık sabahlara uyanıyorken; kış saati uygulamasının iptaliyle gerçek anlamda yıllardır sabahlarımız ayamıyor.
Evet, 2016’dan bu yana ülkemizde uygulanan kalıcı yaz saati, her sabah milyonlarca insanı karanlıkla güne başlatmaya devam ediyor.
Uykusuz, karanlık, biraz da korkulu bir başlangıç. En çok da okul çocukları ve kadın emekçiler için.
Geçtiğimiz yıllarda deneyimledik. Çocuklar okul yolunda yorgun, isteksiz: İlk derslerini karanlıkta işliyor, yataktan kalkmak istemiyorlardı. Saat kaç oldu niye hala sabah olmadı diyen çocukları duydum kaç kez…
Kadın emekçilerin sabah mesaisine yetişmek için ıssız sokaklarda tedirgin adımlarla ilerlediğine siz de şahit olmuşsunuzdur. Sabahın zifiri karanlığında güvenlik riski daha da büyüyor doğal olarak. Ve insan sormadan edemiyor, taciz ya da saldırı olursa yine mi “O saatte orada ne işi vardı?” denecek? Muhtemeldir…
Ne için? “Tasarruf” masalı. Ben de derim ki; fatura gerçeği.
Hatırlayalım, uygulama 7 Eylül 2016’da dönemin Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın imzasıyla yürürlüğe girmişti. Amaç; yıl boyu gün ışığından daha fazla faydalanmak, enerji tasarrufu sağlamaktı.
Oysa istatistikler gerçeğin tam tersi olduğunu gösterdi. Şöyle ki, 2016 öncesinde kış döneminde elektrik tüketimi 111.9 milyar kWh iken, uygulamanın ilk yılında bu rakam 119 milyar kWh’ye çıkmış. İlk yılın ek maliyeti ise yalnızca 3 milyar TL olarak faturaya yansımış.
Sonrasını yorumlamak çok da zor olmasa gerek; faturalar kabarırken, özelleştirilmiş şirketler kârlarını katlamış ve örneğin 2022’de dört büyük şirketin toplam kârı 16 milyar 444 milyon TL’yi bulmuş.
Masal burada da bitmemiş:
Biyolojik saatimiz altüst olmuş. Siz etkilenmediğinizi mi sanıyorsunuz? Mümkün değil.
Emin olun, kalıcı yaz saati, yalnızca ekonomiyi değil, bedenlerimizi de morallerimizi de etkiliyor.
– Biyolojik saatimiz uyum sağlayamıyor.
– Güne düşük motivasyonla başlıyoruz.
– Sinirli oluyoruz, dikkatimizi toparlayamıyoruz.
– Öğrenci olanlarımız öğrenmede zorlanıyoruz.
Üstelik doğu ile batı arasındaki 1 saat 16 dakikalık fark, İzmir gibi batıdaki şehirlerde sabah gün ışığıyla uyanmayı imkânsız kılıyor.
Kapalı ortamda çalışan kişileri düşünmek bile istemiyorum: dışarı penceresi olmayan bir yoğun bakımda çalışanlar hava aydınlanmadan görev teslim aldığı gibi mesai bitiminde güneş batmış oluyor.
Yeter artık!
Kalıcı yaz saati bedensel, duygusal, sosyal iyilik halimizi bozup, güvenlik açısından tehlike oluştururken toplumu yorgun düşürüyor, halkın cebinden alıp şirketlerin kasasına koyuyor.
Vakit kaybetmeden kış saati uygulamasına geçilmesi talebi hepimizin ortak talebi olmalıdır. Çünkü bizler güvenli, aydınlık sokaklarda insanca yaşamak istiyoruz.









YORUMLAR