Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Başak Güldal
Başak Güldal

Kayıp-lar bize ne söyler?

Bir şeyi gerçekten kaybettiğimizde, bu bir kayıp mı oluyor yoksa kazanç mı? Bu soruyu düşündüğümde aklıma ilk gelen, insan ilişkilerindeki kayıplar oluyor. Burada kastettiğim, tamamen yok olup gitmek değil; varlığını sürdürmesine rağmen bizden uzaklaşan, artık bir arada olmadığımız kayıplar. Kayıpların sadece bir üzüntü hali olduğunu düşünmüyorum, sizce getirileri nelerdir?

Belki de kayıpların en büyük getirisi değişimdir. Çünkü içimizden kopan parçaların yerine yenileri gelmeyecekmiş gibi hissetsek de hayat, kontrolümüz dışında işleyen düzeniyle bizi başka yerlere taşır. O taşınma sırasında zihnimizin arka planında bazı parçalar yenilenir, paslar silinir. Fakat bu süreç her zaman bizim irademizle ilerlemez; bazen sadece savruluruz. İçimizdeki düzen bozulur, kendimizi tanıyamadığımız hâllere bürünürüz, hiç olmadığımız birine dönüşürüz. Her seçim yeni hikâyeler açar önümüze ve biz, kim olduğumuzu ya da kim olacağımızı bulabilmek için o hikâyelerin içine sürükleniriz.

Peki, bir insanın kendine ulaşması için kaç kere kaybetmesi gerekir? Ya da kayıpları yaşamadan insan bu düzeye ulaşabilir mi? Sanırım, bunun kesin bir cevabı yok. Çünkü bazıları ilk kayıpta çöküp kalırken, bazıları yüzlerce kaybın ardından bile ayakta kalmayı başarır. Kimi ilk darbede dağılırken, kimi her darbenin ardından daha da sertleşir. Demek ki mesele yalnızca kaybetmekte değil, kaybın içinden kendimizi nasıl yeniden çekip çıkarabildiğimizde. Kayıplar bir hesap çizelgesi değildir; artılar ve eksilerin toplamıyla açıklanamaz. Onlar bazen bizi dönüştüren, bazen bize aynalık eden, bazen de paramparça eden deneyimlerdir. Bu yüzden asıl mesele, kayıpların bizi eksiltirken mi yoksa çoğaltırken mi dönüştürdüğünü görebilmekte yatar. Çünkü kaybetmenin sayısı değil, ardından kim olduğumuz belirleyicidir. Belki de kayıp, yeniden kim olacağımıza açılan kapının ta kendisidir.

Diğer yandan da aklıma şu soru geliyor; ama ya kaybetmek aslında hiçbir zaman tamamlanamayacağımızın en açık hatırlatmasıysa?

Belki de insan, eksik kalmaya mahkûm olduğu için kayıpların peşine düşer. Bir yanını tamamlarken başka bir yanını yitirir, sonra yitirdiğini bulmaya çalışırken başka bir şeyden vazgeçer. Bitmeyen bir döngünün içinde, hep eksik, hep arayışta kalır. O hâlde kayıp gerçekten bir yol mudur, yoksa sadece bir döngü? Ve biz bu döngünün neresinde durduğumuzu fark ettiğimizde, hâlâ “ben” dediğimiz kişi aynı mıdır?

YORUMLAR

Bir adet yorum var

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER