Özellikle Latince sözcükler, sesleriyle, tınılarıyla bende bir duygu yaratır. Amor denince, kelimenin aşk anlamına geldiğini bilmesem de bir tutku hissederim. “Anı yakala” demekle carpe diem demek aynı duyguyu yaratmaz bende. Ya da “yavaşça acele et” desem az gelir; festina lente dediğimdeyse bir derinlik, sakinlik hissederim.
Sanıyorum sözcüklerin sesleriyle bizde uyandırdığı duygular, insanın seslerle, doğayla ve kendi deneyimleriyle kurduğu ilişkinin de bir parçası. Dilin kökenine dair kesin bir şey söyleyemem ama sözcüklerin tınısının bende bıraktığı izleri gözlemlemeyi seviyorum.
Dil, insanlık tarihi kadar eski; dil bilimi ise bu büyük birikimi anlamaya çalışan alanlardan biri. Keşke bu konuda daha çok bilgim ve birikimim olsaydı.
O hâlde ben de kendi deneyimlerimden yola çıkarak bir şeyler paylaşmaya çalışayım.
Ağaç isimlerini hep sevmişimdir. İsimlerinde ağacın büyüklüğünü, yapraklarının sesini, narinliğini ya da dayanıklılığını, gövdesini ya da dallarını hissederim. Akasya, çınar, defne, zeytin, söğüt, ladin, manolya, ıhlamur…
Birçoğu kadın ya da erkek ismi olarak da kulağımızdadır. İlk üçü, benim de kızlarımıza vermek istediğim isimlerdendi. Kısmet(!) değilmiş.
Defne de öyle bir ses benim için. Belki de Daphne demeliyim.
Açıklıyorum; derdim aslında defne üzerine yazmak.
Neden mi defne?
Depremden üç yıl sonra gezdiğim Antakya’dan dönüşte “APOLLON NEYE AĞLIYOR” başlığıyla bir yazı yazmıştım. O yazıda Apollon ile Dafni’nin öyküsünü anlatmış, aşkın ve kaçışın sonunda bir ağaca dönüşen Dafni’den söz etmiştim.
Mitolojik anlatıya göre Eros’un oklarından biri Apollon’u Dafni’ye umutsuzca âşık ederken diğeri Dafni’yi aşktan uzaklaştırır. Apollon’un ısrarlı takibinden kaçan Dafni, sonunda bir defne ağacına dönüşür.
Dafni artık bir defne ağacıdır; Apollon’un aşkıysa karşılıksız kalmıştır.
Bu öykünün farklı anlatımları var elbet.
Tutku, aşk, hüzün, hırs ve buruk bir sızı bırakan bu öykünün hayatıma girmesinden kısa süre sonra, Ödemiş’ten bir dostumuzu toprağa verirken defnenin başrolde olduğu bir defin ritüelini öğrendim. Defne yaprakları, ölünün altına ve üstüne konuyordu. Bana anlatıldığına göre bunun nedenlerinden biri, bedenin daha geç çürümesini ve kokunun azalmasını sağlamaktı.
Açıkçası defnenin tarih boyunca taşıdığı sembolik anlamlarla bu ritüel arasında nasıl bir ilişki olduğunu bilmiyorum. Defneye başka pek çok anlam yüklenmiş. Koruma, bereket, yeniden doğuş, ölümsüzlük ve arınma bunlardan bazıları. Kimi anlatılarda kötü ruhlardan korunmayla, kimi ritüellerde ise ölünün huzurla yolculuğa uğurlanması dileğiyle ilişkilendirilmiş.
Aslında defin ve defne sözcükleri etimolojik olarak aynı kökten gelmiyormuş. Arapça dafn, gömme anlamında, Yunanca Daphne ise defne ağacıyla ilişkili. Ancak Anadolu’da defin sırasında defne yaprağı kullanılmasının bu iki sözcüğü en azından benim belleğimde birbirine yaklaştırdığı bir gerçek.
Bir ağacın adı, bir mitin öyküsü, bir defin ritüeli… Birbirinden ayrı görünen bütün bunlar, insanın ölümle, kayıpla ve geride bıraktıklarıyla kurduğu ilişkinin farklı biçimleri belki de.
Annemi toprağa vermemizin sene-i devriyesinde siz okumasanız da olurdu belki ama ben yazmasam olmazdı.
Devrin daim olsun annem. Seni çok özledim.










YORUMLAR