Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Günseli Uğur
Günseli Uğur

Sadakatiniz kaç mühür?

Geçenlerde bir kafede büyük fincanda Türk kahvesi içtim. Hesabı öderken bir tane de sadık müşteri kartı verdiler. Yedi fincana bir fincan bedava anlamında. Boş dairelerden ikisine mühür bastılar.

İki mühür. Demek ki büyük fincanın sadakati de iki katıydı.

Sadakat neydi? Sözüne sadık olmak mı? Bir dostun zor zamanında yanında durmak, bir eşe, sevgiliye bağlı kalmak ya da aldatmamak mı?

Her neye sadık olmaktan söz ediyorsak her şeyden önce bağlılık, dürüstlük ve sorumluluk var, öyle değil mi? Yani pazarlama stratejileriyle harcanamayacak kadar hassas ve kıymetli.

İlişkilerin piyasalaşması ve piyasa ilişkileri üzerine düşününce kültürün piyasa ilişkileri içinde üretilmesi önem kazanıyor.

İlişkilerin, aşkın, evliliğin, ailenin ve sadakatin nasıl anlatıldığı da bundan bağımsız değil.

Sosyal medya videolarından tutun da dizilere, filmlere kadar ilişkilerin kapitalist üretim ve tüketim ilişkileri içinde birer kültürel ürüne dönüştürülmesini izlemiyor muyuz?

Hangi birini saysam; “Aile On Yılı”nı mı, “Ailem Güvende” projelerini mi? Sistemi tüm altyapı ve üstyapısıyla açıklayıp ciltlerce ekonomi-politik ve kültür-politika eseri yazıldı elbet. Yazılmakta da.

Nerede kalmıştık, sadakat neydi?

Kafede mühürlenen kartın karşılığını alamazsak kartı bırakıp başka yere geçeriz, değil mi?

Ama yurttaşlık böyle bir şey değil ki. Yurttaşlık, memnun kalmadığında başka bir kafeye geçmek gibi bir şey değil. Topluma karşı sorumluluklarımız var. Hele ki siyaset sahnesinde…

Son dönemde seçildiği partiden istifa eden, başka bir partiye geçen belediye başkanları üzerinden aynı soruyu sormak mümkün: Bir belediye başkanı kime karşı sadıktır? Ya da milletvekili? Ya da sendika yöneticisi?

Elbette bir insanın parti değiştirmesi, istifa etmesi ya da siyasi tercihini değiştirmesi mümkündür. Ama seçimde verilen oyun neyi temsil ettiğini de yok sayamayız.

Seçim sandığında bazen bir isim üzerine, bazen bir parti logosuna, nadiren de evet/hayır’lı referandumlarda mühür basıyoruz. Desteklediğimiz aday sadece bir isim gibi görünse de aslında vadedilenlere, siyasal görüşe ve bizi temsil ettiğini düşündüğümüz fikirlere oy veriyoruz.

Örneğin seçildiği partiden ayrılan bir belediye başkanının karşısında şu soru da duruyor: “Sana verilen oy kimin oyuydu? Kendi kişisel siyasi tercihin mi, yoksa seni seçen insanların tercihi mi?”

Bize sürekli sadakatler öneriliyor. Aileye sadakat. Markaya sadakat. Şirkete sadakat. Partiye sadakat. Lidere sadakat. Kimliğe sadakat. Davaya sadakat. Memlekete sadakat…

Peki insanın kendi hayatını belirleyen toplumsal ilişkiler içindeki yeri, kendi çıkarı, kendi sınıfına olan sadakati nerede kalıyor? Bütün bu sadakat ilişkileri sınıfsal çıkarlarımızdan bağımsız mı? Her durumda, her şeyden önce şu soruyu sormamız gerekmiyor mu: Benim sınıfsal çıkarım ne?

İnsanın kendi sınıfsal çıkarını görmemesi, başkasının çıkarını kendi çıkarı sanması… Kanması ya da kandırılması mı? Asıl büyük kopuş burada.

Sendikal mücadelede insan, hakkını savunmak için girdiği örgütün içinde zamanla kendi sınıfının sorunlarından uzaklaşıp bürokrasinin diliyle konuşmaya başlayabiliyor. Makam, unvan, koltuk, temsil yetkisi derken kendini temsil ettiği insanların üzerinde bir yerde görmeye başlayabiliyor. Sadece kıyafeti, arabası, evi vs. değişmiyor. Henüz yönetimde olmayan bazı üyeler de o mevkide olma hırsına kapılıp yolunu şaşırıyor. “Ee hani kurtuluş yoktu tek başına, adam kurtuldu” sanıyor.

İhanet dediğimiz şey belki de tam burada başlıyor.

Kendi hayatını belirleyen maddi ilişkileri görmemek. Sahip olunan yetkiyi yola çıkarken yan yana olduğu insanlardan kopmanın aracına çevirmek.

Bireysel çıkarlar sınıfsal çıkarın yerini almamalı, alamaz. Özelikle kolektif sorunlarda bireysel çıkarın öne çıkması hatta bireysel çıkarı düşünmeye başlaması ideallerin bittiği yerdir. O zaman insanın kendine sorması gereken soru basit:

Ben kimim? Burada ne işim var? Kimin adına konuşuyorum? Kime karşı sorumluyum?

Belki de sadakat, tam da bu soruların cevabında başlıyor.

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER