Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Veli Şahin
Veli Şahin

Bir tasfiye memuru olarak Kılıçdaroğlu ne dedi?

Kemal Kılıçdaroğlu’nun polis marifetiyle boşaltılan bir genel merkeze geri döndürülmesi ve genel başkanlık koltuğunda poz vermesi, egemen siyaset tarzının çürümüşlüğünü resmediyor. Bu tabloda Kılıçdaroğlu’nun ağzı hareket etmektedir ancak yükselen ses mevcut rejimindir. Kurultay salonlarında yenilen, tam 13 kez mağlubiyet tescillemiş bir aktörün, parti binasına “Şimdi Arınma Zamanı” pankartları asıp “Türkiye İçin Tertemiz Bir Başlangıç” retoriğine sığınması, trajik bir tiyatronun komediye tahvil edilmesidir.

Tam da bu tiyatronun ortasında, siyasi tarihe kara bir leke olarak geçecek o itiraf yükseldi: Kılıçdaroğlu, sarayın dili ile FETÖ’den dem vurup, CHP’nin içine sızdığını fark edemediğini söyleyerek özür diledi. Üstelik bununla da yetinmeyerek, koltuğunu koruma hırsıyla kendisine karşı olan tüm CHP’lileri tek kalemde “FETÖ’cü” ilan etti. Egemenlerin dilini kuşanıp kendi yol arkadaşlarını kriminalize eden bu akıl tutulması, trajedinin komediye dönüştüğü o kırılma noktasıdır.

Marx’ın o meşhur tarihsel tespiti burada bir kez daha hükmünü icra ediyor: Tarihte olaylar ilkinde trajedi, ikincisinde ise komedi olarak tekerrür eder. İstanbul İl Başkanlığı’na tepeden atandıktan sonra sokağa çıkamaz hale gelenlerin, bugün genel başkanlık makamına kayyum olarak yerleşip farklı bir sonuç beklemeleri tam da bu komedinin parçasıdır.

Bu mühendislik faaliyetinin gerisindeki esas stratejik hedef, yalnızca bir lider ambalajını değiştirmek değildir. Asıl gaye, somut cezaevi tehditlerini ve tasfiye operasyonlarını bir kırbaç gibi muhalif dinamiklerin tepesinde sallayarak, Özgür Özel ve değişim iradesinin etrafında kenetlenen geniş toplumsal cepheyi korkuyla felç etmek, partiyi içeriden çökertmektir.

Rejimin bu himayeci kanatları altına sığınmak isteyen, geçmişi şaibeli, belediye bütçelerine ve yolsuzluk ağlarına batmış çürümekte olan aktörler için Kılıçdaroğlu, suçların örtbas edileceği rejim için güvenli bir muhalif liman olarak görülmektedir. Koltuk derdine düşenlerin fısıldaşmalarına, maması kesildiği için “acaba bize de üç beş kuruş işler mi” hesabı yapan fonlanmış kalemlerin zavallı beklentileri eşlik ediyor. Ne var ki yukarıdan aşağıya, mahkeme kararlarıyla ve gasp edilmiş bütçelerle kurgulanan bir liderlik, kitlelerin bağrında asla sahici bir rıza üretemez.

Meşruiyetini sokağın taleplerinden değil, devletin derin dehlizlerinden dilenen Kılıçdaroğlu, kitlelerin duygu dünyasını zerre kadar önemsemediğini kürsüden tescillemiştir. Günler önce polisle ve lümpen çete figürleriyle partiyi basan kendisi değilmiş gibi, kalkıp “demokratik güvenlikten” söz etmekte, “devlet aklının geleceğini” tartışmayı vadetmektedir. Kurultayda kendisini seçmeyen delegeleri “satılık” ilan ederek kendi tabanını aşağılayan, ancak iktidara ve onun sömürü çarklarına tek bir kelime dahi edemeyen bir figürün misyonu deşifre olmuştur. Onun ve arkasındaki odakların yegane misyonu, olası bir seçim veya anayasa değişikliği sürecinde saraya sadakatini sunmak, kargaşayı büyüterek kitlelerin kafasını karıştırmaktır.

Kürsüde “beşli çeteden hesap soracağım” retoriğini yinelerken, kendi tarihsel bagajındaki burjuva bağlarına, sömürgeci sermayenin temsilcileriyle olan organik ilişkilerine asla değinmemektedir. Ethem Sancak’ların, TESEV çatısı altında Recep Tayyip Erdoğan’ı uluslararası sermayeye lanse eden Cüneyd Zapsu’ların ve perde arkasındaki büyük burjuvazinin bu figürün CHP’ye yerleştirilmesindeki tarihsel rolleri, sermaye sınıfının her iki ittifakı da nasıl yedeklediğinin en somut kanıtıdır. Halkın kendisine meydanlarda “Hain Kemal” diye haykırması, işte bu teslimiyetçiliğin toplumsal hafızadaki haklı karşılığıdır.

Kılıçdaroğlu’nun gerçekleştirdiği güdük mitingde, Türkiye genelinden yüzlerce otobüs kaldırılmasına rağmen parti bahçesinin ancak doldurulabilmesi, ahlaki üstünlüğün ve toplumsal rızanın nerede durduğunu açıkça gösteriyor. Bu bürokratik operasyonu destekleyecek tek bir ilerici aydın, sanatçı, sendika, BARO veya demokratik kitle örgütü bulunmuyor.

Zorbalığın ve mühendislik faaliyetlerinin dozu ne kadar artarsa artsın, yukarıdan aşağıya dizayn edilen bu mutlak faşizm tezgahı, halkın sokakta biriken ve patlama noktasına gelen tarihsel öfkesiyle ilk karşılaştığı an darmadağın olmaya mahkumdur. İdari baskıyla yaratılan felç hali geçicidir; çünkü sokağın dinamizmi, kendi paçasını kurtarmaya çalışan çürümüş aktörlere de onları elinde oynatan egemen sınıflara da ayar verebilecek yegane güç olarak tarihsel sahnedeki yerini korumaktadır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER