Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Yağız Barut
Yağız Barut

Buca’da işin rengi değişti!

İki gün önce, Buca Belediyesi’ndeki iş bırakma eylemine dair kaleme aldığım yazıda, Belediye Başkanı Görkem Duman’ın “çöp toplamaya değil, işçilerin yanına inmesini” dikkatle not düşmüştüm. Duman’ın krizi “olgunlukla” yönetmeye çalıştığını vurgulamıştım.

Ancak grevin beşinci gününde, biriken çöp yığınlarına daha fazla dayanamayan Başkan Duman sahaya indi ve çöpleri toplamaya başladı.

Bu hamlenin iki yönü var: Başkan, dil olarak hâlâ işçileri doğrudan hedef almıyor. Bu oldukça önemli bir tutum. Ancak sahaya çıkarak grevin etkisini azaltmaya çalışması, dolaylı yoldan “halka şikâyet” anlamı taşıyor. Aynı zamanda çöp toplama eylemi, işçinin emeğini küçük gören bir algı yaratıyor. Öyle ya kaç gün daha çöp toplamaya devam edilebilir! İzmir grevinde de gördüğümüz üzere, bu hamle sürdürülebilir değil! Kim desteğe gelirse gelsin, bu yöntem uzun vadede bir çözüm olamaz!

Sayın Duman’ın açıklamalarında dikkat çeken birkaç unsur var. Grevin “bazı” işçiler tarafından başlatıldığını söylüyor ancak kabul edilmeli ki çöp toplamaya “bazı” değil “pek çok” işçinin çıktığı biriken çöplerden belli oluyor.

Ayrıca “çalışma hakkını kullanan” işçilere destek olmak amacıyla sahaya indiklerini belirtiyor.

Ancak net konuşmam gerekir: Çalışma hakkını kullananlara destek olunduğu ifade edilirken, grevdeki işçilerin emeğini görünmez kılmaya çalışmak yani grev kırıcılığı yapmak -üzgünüm başka bir anlamı yok- AKP’nin grev yasaklarıyla paralellik taşıyor.

40 yıllık iş hukuku deneyimiyle tanınan, bu alanın en önemli isimlerinden Av. Murat Özveri’nin de dediği gibi: “6356 sayılı yasa açık. Grevdeki işçinin yaptığı iş, daimi ya da geçici süreyle bir başka işçiye yaptırılamaz. Grevin her iki taraf için de ağır bedelleri vardır. Grev kırıcılığı yapan herkes, en azından bu kınamayla muhatap olmayı göze almalıdır. Grev hakkı, amasız fakatsız sahip çıkılması gereken bir haktır. Grev hakkı içselleştirilmeden bu ülkeye siyasal anlamda demokrasi gelmez.”

Konuştuğum bir işçi, daha önce uyarı eylemleri yaptıklarını fakat yönetimin bu eylemleri küçümsediğini, 5-10 kişinin bireysel çıkışı gibi göstermeye çalıştığını ve diyalog yollarını kapattığını iddia ediyor. Bu iddia doğruysa, bir özeleştiri yapılması işçiyle merdivenlerde kurulan “bağı” korumak açısından önemli olabilir.

Nitekim bir önceki yazımda, Başkan’ın işçilerle merdivende dertleşmesini olumlu bulmamın nedeni yeni ve farklı bir tutum göstermesiydi.

Belki bu yeni ve farklı tutum sürdürülerek, işçilerle omuz omuza; belediyenin paylarını azalttığı için tüm belediye başkanlarının dilinde olan İller Bankası’na ya da ödemeler için anlayış göstermeyen SGK’ya karşı eylemler düzenlenebilir!

Mesela çöpler, grevdeki işçilere karşı değil, onların talepleriyle birlikte toplanarak, İller Bankası’na, SGK’ya ya da tüm bu ekonomik ve siyasal krizin sebebi olan AKP’nin ilçe başkanlığının önüne taşınabilir!

Yani geçim sıkıntısı yaşayan, kirasını ödeyemeyen, çocuğuna harçlık veremeyen, gönül rahatlığıyla tatile çıkamayan işçilere karşı değil; bu sıkıntıların asıl kaynağı olan kurumlara yönelik bir tutum geliştirilebilir.

Ayrıca hatırlatmakta fayda var ki iş bırakan işçilerin yanında sendika olmaması, tamamen bireysel iradeyle eylemin gelişmesi (bu kez) onları çok daha güçlü kılıyor. Ve işçilerin grev gerekçesi çok haklı çünkü maaşlar sürekli eksik ve geriden geliyor. Yani belediye yönetimi açısından ortada ne düşmanlaştırılabilecek bir sendika ne de “şımarık” talepler yok!

Ama elbette ne kadar haklı da olsa grevin daha fazla uzaması, kamuoyundaki desteği zayıflatma ihtimali nedeniyle işçi açısından tehlikeli görünüyor!

Tabi çözüm bu grevi kırmak değil, güven tesis ederek masaya oturmaktır.

O yüzden belediye yönetimi, “garantör” niteliğinde bir “siyasi arabulucu” belirler ve samimi, şeffaf, dürüst bir ödeme takvimi açıklar ise işçileri ikna etmemek için hiçbir sebep yok gibi görünüyor.

Zira bu durum, ne işçiler ne de belediye açısından sürdürülebilir değil!

Ve son söz… Her şeye rağmen Buca’daki iş bırakma eylemi, İzmir grevindeki hatalar silsilesi düşünüldüğünde çok daha yapıcı bir deneyim sunuyor.

NOT: Bu yazıyı noktaladığım sırada; “grevdeki 50 işçinin iş akdi, çalışmak isteyen işçileri tehdit ettikleri ve engelledikleri iddiasıyla tek taraflı feshedildi” yönünde haberler çıktı. Bu süreci takip edeceğiz. Eğer tehdit iddiaları doğruysa sürecin şeffaf yürütülmesi şarttır. Aksi halde yıldırma politikası olarak hafızalara kazınır ki ne sayın başkana ne Buca’ya yakışmaz.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER