Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Veli Şahin
Veli Şahin

Sermayenin Türbülansı, Rejim İçi Dizaynlar ve Yeni Parti!

Tarihsel bir eşikte, sermayenin uluslararası çarklarının daraldığı ve emperyalist merkezlerin bölgeyi bir ateş çemberine çevirdiği bir dönemde, Türkiye kapitalizmi kendi iç çelişkilerinin ağırlığı altında yol aramaktadır.

“Türkiye’nin yeterince zenginleşmeden ve sanayileşmesini tamamlayamadan hizmet sektörüne yöneldiği ve imalat sanayisinin ekonomideki payının düştüğünün” tartışıldığı bugünlerde; devletin zor aygıtlarıyla doğrudan beslenen savunma sanayii, lojistik ve güvenlik ağlarının sermaye transferinin merkezine yerleştiği bir evredeyiz. Sermaye son yıllar daha açık biçimde sadece “soyut” bir kâr hırsıyla değil, doğrudan rejim ve beka refleksleriyle harmanlanmış bir form kazanmıştır.

Sermayenin yaşadığı bu dönüşüm süreci hakim blok içerisinde de çatışmayı şiddetlendirmektedir. AKP’nin ideolojik referansları ve Yeni-Osmanlıcılık politikaları; Türkiye kapitalizminin yapısal ihtiyaçları ile bölgesel ve uluslararası gelişmelerin bir bileşkesi olarak şekillenmektedir. İktidar bloğunun içindeki Erdoğan sonrasına hazırlık süreci, bürokratik reorganizasyonunda yaşanan çatlaklar ve ortaklar arasındaki hegemonya dalaşı, çatlakların üstünü örtmeye yetmemekte; aksine krizin birleşik ve çoklu yönünü her geçen gün daha fazla açığa çıkarmaktadır.

Bu tükenmişlik tablosu yalnızca iktidarla sınırlı kalmamış, rejimin sistem içi denge unsuru konumuna taşımak istediği Kılıçdaroğlu ve eski muhalefet odaklarını da kendi bataklığında yutmuştur. AKP ve “kutsal devlet aklı”, kendi beka mimarisine “uygun ve uyumlu” bir CHP’ye ihtiyaç duyuyordu ve bu uyum modeli öyle ya da böyle yaratıldı. Gelinen aşamada, Cumhur İttifakı’nın işlevsel bir uzantısına ve parçasına dönüşen Kemal Kılıçdaroğlu gerçeğini, istifalar sonrası CHP’nin de o çizgiye getirildiğini artık tereddütsüzce söyleyebiliriz.

Özgür Özel yönetiminin; halkın öfkesinin ekonomik, ekolojik, ahlaki vb bileşik krizlerle derinleştiği bu dönemde, tam da toplumsal tepki ve mücadele nöbetlerinin yarattığı basınçla yola girdiğini asla unutmamak gerekir. Tarihsel paralellik açısından hatırlatmak gerekir ki; 12 Mart Darbesi’ni yapan generallerin başındaki isim Memduh Tağmaç, darbenin arkasındaki rejimin korkusunu şu sözlerle ifşa etmişti: “Sosyal uyanış, ekonomik gelişmenin önüne geçmiştir; bunu düzeltmek lazımdır!” Bugün karşımızda henüz eksiksiz ve örgütlü bir toplumsal patlama olmasa da rejimi ve sermayeyi tedirgin eden tam da bu türden bir “sosyal uyanış” dinamiğidir.

Türkiye solu tarihsel olarak CHP’yi her ne kadar “sistem dışı bir tehdit” potansiyeli veya kendince bir dönüşümün adresi olarak okumak istese de CHP hiçbir zaman kapitalist mülkiyet ilişkilerini kökten yıkmayı hedefleyen bir hat taşımamıştır. Bu durum, bugün bu siyasi enkazın üzerinde yükselen Yeni Parti için de aynen geçerlidir; Yeni Parti de bu temel mülkiyet sınırlarından bağımsız değildir ve şu an tamamen halkın sırtındaki öfke dalgası üzerinde ilerlemektedir. Yeni Parti’nin gelecekte neleri getireceği veya tıkanacağı ise önümüzdeki dönem anlaşılacaktır.

Önümüzdeki süreçte; AKP-MHP liderliği, güvenlik bürokrasisi, yargı unsurları ve bunlarla kenetlenmiş sermaye çevrelerinden oluşan mevcut “hakim toplumsal blok” içerisinde dün Özgür Özel ve İmamoğlu’nun temsil ettiği CHP nasıl yer alamadıysa; Yeni Parti de yer almayacaktır. Bu nesnel konumlanış nedeniyle yeni hareketin de ciddi bir devlet baskısı ve vesayet hamleleriyle karşılaşması kaçınılmazdır.

Ancak bu şartlar altında, Yeni Parti’nin özü itibarıyla bir sermaye partisi olması, onu iktidarın ya da Kılıçdaroğlu’nun temsil ettiği “majestelerinin muhalefetinin” doğrudan bir kopyası kılmaz. Hakim bloğun tamamen dışında kalması, onu tek adam rejimine karşı geliştirilecek taktiksel hamleler ve kitlesel mücadele mevziler için bir araç haline getirme potansiyeli taşımaktadır.

Burada sol hareketin düşebileceği en büyük hata, bu yeni siyasi oluşumu saf bir ideolojik teraziye vurarak “Neden tam anlamıyla sol/sosyalist çizgide değilsiniz?”, sosyal demokrat söylemin oranını ölçen sorularla bir saflık testine tabi tutmaktır. Oysa mesele, partinin sermaye içi kliklerin çatışma zemininde devrimci siyasete hangi nesnel manevra alanını açtığıdır. Ayrıca, Kürt hareketinin mevcut konumu ve bu yeni muhalefet dinamiğiyle birleşme/ortaklaşma potansiyeli, iktidarın kurduğu tuzaklara güvenme ihtimalinden çok daha yüksektir; en azından geniş taban eğilimi ve toplumsal damar bu yöndedir.

İşçi sınıfı ve onu temsil eden hareketlerin tarihsel görevi, bu partileri birer ideolojik sınav kağıdıyla yargılayıp köşeye çekilmek değil; hakim bloğun dışına taşan bu boşluğu, yoksullaşan ve güvencesizleşen kitlelerin haklı öfkesiyle bağımsız bir sınıf hattı örmektir. Sermaye kliklerinin kendi aralarındaki savaşla meşgul olduğu ve uluslararası durumun iyice sıkıştığı bu geçiş döneminde sınıf mücadelesi; rejimin kurduğu o mekanik, yapay kutuplaşmanın dışına çıkılarak somut bir eyleme dönüştürülebilir.

Yeni bir siyasi hareket bu “butlan” enkazı üzerinde yükselirken, sınıf siyasetinin bağımsızlığı, diğer toplumsal ve siyasal kesimlerle ‘yanyana’ gelme becerisini dışlamaz; aksine, bu beceri devrimci mücadelenin sertliğini ve etkisini katlar. Mücadelede esneklik, ilkesiz bir uzlaşma değil, rejimin yarattığı kutuplaşma tuzağını parçalamanın bir aracıdır. Yeni bir partinin ya da farklı muhalif odakların, sermaye sınırları içerisinde kalsalar dahi, demokrasi mücadelesinin en kritik uğraklarında (hukuksuzluklara karşı ortak direniş, temel haklar savunusu, toplumsal seferberlik anları) yanyana durabilmesi, rejimi asıl köşeye sıkıştıracak olan ‘esnek ama sarsılmaz’ bir hattın inşasıdır.

 

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER