Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Veli Şahin
Veli Şahin

‘Butlan’ Kılıçdaroğlu ve majestelerinin muhalefeti

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olan İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na sürekli yeni bir soruşturma açılması ve cezaevinde “esir” olarak tutulması, rejimin muhalefete bakış açısının en net ifadesi. CHP’li belediyelerin kâh vergi borcu, kâh SGK borcu bahanesiyle kıskaca alınması ve toplumda yolsuzluk algısının büyütülmeye çalışılması da CHP’ye yapılan acımasız saldırıların bir diğer boyutu.

İktidarın arzu ettiği tablo belli: Seçimlere meşruiyet kazandıracak kadar canlı, ancak kazanamayacak kadar cılız bir “majestelerinin muhalefeti”.

İktidar, bu hedefine ulaşmak için yine bir aracı kullanmaktan imtina etmemektedir: Kemal Kılıçdaroğlu.

Nasıl mı?

CHP’de genel başkanın değiştiği 2023 kurultayına “şaibe karıştığı” iddiasıyla açılan dava, 30 Haziran Pazartesi günü Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülecek. Davadan “mutlak butlan”, yani kurultayın yok sayılması kararı çıkması halinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden genel başkanlığı alabileceği gibi absürt bir senaryo, iktidarın gölge oyunu stratejisinin zirvesidir.

CHP yönetiminin, bir heyet göndererek “görevi kabul etmemesi” için nabız yokladığı Kılıçdaroğlu’ndan olumsuz yanıt almasıyla bu “diyalog” arayışı şimdilik sonuçsuz kalmıştır. Ancak Kılıçdaroğlu ve ona yakın hissedenlerin, ellerini ovuşturarak, güya kayyum riskine karşı partiyi korumak adına, butlan kararına razı gibi görünmeleri, burjuva siyasetin geldiği noktayı utanç verici bir şekilde ortaya koymaktadır.

CHP’nin cezaevlerinde onlarca siyasi mahkûmu varken, Kılıçdaroğlu ve ekibinin böylesi bir plana inanması ve bu kumpasa figüran olması korkunçtur. Bu durum, partiyi yönetmeye değil, adeta majestelerinin muhalefetine talip olma arayışından farksızdır. Ancak iddia edildiği gibi olmadı ve on milletvekili dışında Kılıçdaroğlu’na destek olan çıkmadı! Çünkü halkın mücadelesi, gözlemleri ve beklentileri bu siyasetçi eskilerinin sığ hesaplarının çok ötesindedir. Ve CHP’liler de bunun farkında görünüyor.

Peki ne yapmalı?

Bugün muhalefetin hali pür melali, adeta bir Sisifos efsanesi misali: Her yeni saldırıda taşları tepeye çıkarmaya çalışıyorlar, ancak her seferinde, o taşlar aşağı yuvarlanıyor. Zira verilen tepkiler, cılız ve anlık reaksiyonlardan öteye gidemiyor. Oysa olması gereken, stratejik bir karşı duruşun, yani bütünlüklü bir mücadele hattının inşasıdır. Bu eksiklik, hem ortak bir zeminde buluşulamamasının acı sonucu hem de bu buluşmanın önündeki en büyük engeldir. Tekil sesler, tekil eylemler, iktidarın devasa baskı makinesi karşısında buharlaşıp gidiyor; yeni bir operasyona, yeni bir soruşturmaya verilen her tepki, bir öncekiyle birleşmek yerine, kendi yalnızlığında kayboluyor.

Garabetin daniskası ise, bu mücadele hattının nerede örüleceği sorusuna verilen abes cevaplarda saklı. Saldırının en yoğun yaşandığı, yani direnişin doğal olarak filizleneceği yerin kendisi, tartışmaların odağı haline getiriliyor. “İmamoğlu’nu merkezimizden çıkaralım” gibi hezeyanlar, sadece anlamsız bir iç didişme değil, aynı zamanda iktidarın iştahını kabartan, “böl ve yönet” taktiğine gönüllü teslimiyettir. Bu, yangını söndürmek yerine benzin dökmekle eşdeğer bir aymazlıktır.

Oysa çözüm, siyaset alanını cesurca yeniden genişletmekten, toplumsal muhalefetin tüm dinamiklerini siyasi hakların müdafaası gibi meşru bir çatının altında toplamaktan geçiyor. İşte bu ortaklaşma, o hayati mücadele hattını bize sunacaktır. Kendi küçük ikbal hesapları peşinde koşup, “Kılıçdaroğlu dönerse bize de ekmek düşer mi” diye düşünenler ise, tarihin utanç sütunlarındaki yerlerini çoktan almışlardır. Zira bu denli kritik bir dönemde, kişisel çıkarları memleketin önüne koymak, ancak siyasi sefaletin bir nişanesi olabilir.

Sözü, Mahir Akkoyun’un çarpıcı paylaşımıyla bitirelim:

“Siyasi çıkar ve hesaplarla AKP-MHP iktidarının kumpaslarına sessiz kalan, ülkedeki yargı süreçleri bağımsızmış ve adilmiş gibi davranan, pusuda bekleyip kumpas davaların sonuçlarından medet uman, adalet için sokağa çıkanları kriminalize eden, bu kaotik süreçlerin yarattığı boşlukta sırtını iktidara dayayıp koltuk kapmaca oynayan herkes, geçmişte kim olduğu önemli olmaksızın bu düzenin destekçisidir.”

Bu girdabın içinde, muhalefetin gerçekten “muhalefet” olabilmesi ve halkın iradesini savunabilmesi için, kendi içindeki kumpasçılara ve iktidarın taşeronlarına karşı durması gerektiği açıktır. Aksi takdirde, bu siyasi tiyatro, Türkiye’nin geleceği adına daha büyük felaketlere gebe kalacaktır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER