Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Veli Şahin
Veli Şahin

Teorik saflık ve politik eylem

Politik mücadelenin maddi ve çelişkilerle dolu alanında konumlanması gereken özneler, sıklıkla, tarihsel akışı onu dönüştürme pratiğine girişmeksizin yorumlamakla yetinirler. Pratiğin kaçınılmaz olarak beraberinde getirdiği yabancılaşma ve sorumluluktan kaçınan bu tavır, somut siyasetten teorik bir üstyapıya “iç göç” olarak tezahür eder. Bu göç, somut olanın yerine soyutu, diyalektiğin yerine dogmatiği, eylemin riskini ise eleştirel saflığın konforunu ikame eder.

Bu teorik sığınak, özünde bir “pratik sorumluluğun reddi” ve dolayısıyla bir “siyasi tasfiye” mekanizmasıdır. Politik olan, her kararın geri döndürülemez sonuçlar ürettiği ve öznenin bu sonuçlarla yüzleşmek zorunda kaldığı bir alandır. Bu radikal sorumluluktan imtina eden siyasi özne, teoriyi bir tür “ideolojik fetiş” nesnesine dönüştürerek, onunla gerçeklik arasına aşılmaz bir mesafe koyar. Hayatın “şimdi ve burada”sında alınması gereken tarihsel-toplumsal pozisyon, teorinin sonsuz mükemmellik arayışı içinde sürekli ertelenir. Bu, “ertelenmişlik” hali; “nihai teori”ye ulaşma kaygısıyla, “mevcut pratik”ten mutlak bir kaçışı ve nihayetinde statüko ile uzlaşmayı gizleyen bir ideolojik formdur.

Oysa gerçek politika, bu teorik saflık illüzyonunun tam zıddında, diyalektik bir ilişki içinde şekillenir. Politika, teorinin steril laboratuvarından çıkıp, “güç ilişkilerinin, sınıfsal çıkarların ve ideolojik hegemonya mücadelelerinin cisimleştiği maddi arenaya” inmeyi gerektirir. Bu alan, kusurlu uzlaşmaları, taktiksel manevraları ve araçsal hamleleri içerir. Politika, “tarihsel olarak belirlenmiş koşullar altında verilen bir oyun” gibidir; kuralları mutlak değil görelidir ve hamle yapmamanın kendisi de sonuçları olan bir hamledir. Teorik saflık adına bu oyundan çekilmek, en radikal eleştiriyi dillendirse dahi, pratikte egemen olanın lehine işleyen bir tavırdır.

Kuşkusuz teori, bu mücadelede vazgeçilmez bir program, bir “eylem programı” olma işlevi görür. Ancak unutmamak gerekir ki, program yolculuğun ta kendisi değildir. Aslolan, o programla birlikte yürünen yoldur, aşılması gereken mesafedir, giyilen ayakkabının aşınmasıdır. Gerçekliğin çamuruna bulaşma pahasına da olsa ilerlemeyi reddeden bir teori, ne kadar kusursuz olursa olsun, son tahlilde “kendi kendine yeterli bir kapalı anlamlar sistemi” olmaktan öteye geçemez.

Özellikle solun/sosyalistlerin teorik olarak “doğru” pozisyonda olmanın sağladığı ahlaki bir üstünlük ve konfor alanının, iktidarı hedefleyen, kitleleri örgütleyen ve nihayetinde dünyayı dönüştürmeyi amaçlayan kurucu politika pratiğinin yerini alması bugün daha derin biçimde tartışılmalıdır. Unutulmamalıdır ki, “Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumladılar; oysa sorun onu değiştirmektir.” Ve bu değişim, kaçınılmaz olarak, teorik saflığın değil, politik eylemin kirli, riskli ve diyalektik alanında vuku bulur.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER