Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Başak Güldal
Başak Güldal

Hep aynı döngüde mi kalacağız? / 20’li yaşların sessiz çatlakları

Bazı dönemler vardır; günler birbirine benzer, saatler aynı telaşla geçer. Uyanılır, hazırlanılır, bir yerlere yetişilir. Zaman akıp gider ama insanın içinde hep bir “yetişememe” hissi kalır. 20’li yaşlar çoğu zaman tam da bu döngünün içinde geçer. Ne çocukluk kadar korunaksız ne de yetişkinlik kadar net bir yer. Sıkça “Bu hep böyle mi sürecek?” diye sorar insan kendine. Yanıt çoğu zaman sessizdir. Çünkü bu yaşlar, kelimelerden çok iç geçirmelerle yaşanır.

Bize “gençlik” olarak sunulan bu dönem, çoğu zaman bir geçiş değil, bir gerilimdir. Çocukluk bitmiştir ama yetişkinliğin ne olduğu hâlâ muğlaktır. Hayallerle gerçekler arasında sıkışmış bir aralıktır burası. Hedefler belirlenmiştir, bazıları çoktan silinmiş, bazılarıysa yola bile çıkamamıştır. Yine de biri sorduğunda “İyiyim” denir, çünkü bu yaşların sessiz öğretisi dağınıklığı saklamayı bilmektir.

Aynı duygularla farklı hikâyeler yazılır. Kimisi mezuniyetin ardından iş arar, kimisi bir işe girmiştir ama orada da sıkışır. Bir başkası yurtdışına gitmenin yollarını ararken, öteki bulunduğu yerde kalmak için mücadele eder. Dışarıdan her hayat farklı görünür ama içerideki çatlak çoğu zaman aynıdır: “Geç kaldım”, “Yeterince iyi değilim”, “Yetişemiyorum.” Oysa kimse bu yaşlara nasıl “yetişileceğini” öğretmemiştir. Zaten bu yaşların neye benzemesi gerektiğini kimse tam olarak bilmemektedir.

Hayaller zamanla uzaklaşır. En başta yakındadırlar, insan neredeyse uzansa dokunacakmış gibi hisseder. Ama zaman geçtikçe görünmez duvarlar yükselir: Ekonomik zorluklar, güvencesizlikler, toplumsal baskılar… Ve bu duvarlar hayallerle aramıza mesafe koyar. Ama insan bazen yalnızca inadıyla yürür yola. Büyük bir umutla değil belki, ama küçük bir dirençle. Sessiz bir ısrarla.

20’li yaşlar çoğu zaman netleşme değil, bulanıklığın içinden geçme zamanıdır. Yol çizilmez; sisin içinden sezgiyle yürünür. Sorular çoğalır, yanıtlar parçalı kalır. Ne olmak istemediğimizi sezdiğimiz anlar olur ama neye evrileceğimizi bilemeden kalırız. Zihnin içinde sürekli akan bir uğultu: “Bu ben miyim?” “Yoksa sadece alıştığım biri mi oldum?”

Kimi zaman bir dostun sessizliğinde, kimi zaman geç kalınmış bir kararda belirir bu sorgular. Gönderilmeyen mesajlarda, kurulmayan cümlelerde, ertelenen buluşmalarda… Hayat, büyük dönüşlerle değil, bu küçük sapmalarla yön değiştirir. Ve bazen insan, neden vazgeçtiğini değil, neyin yerinde kaldığını anlamaya çalışır. Belki de keşif, sadece kim olduğumuzu öğrenmek değil; kim olmadığımızı da geride bırakabilmektir.

Bunlar aynı zamanda sistemin içindeki eşitsizliğin de aynasıdır. Kimileri için bu yaşlar özgürce yön değiştirme lüksüdür; yollar deneyip vazgeçme, düşüp yeniden kalkma hakkıdır. Ama kimileri için bu yaşlar sadece sorumluluk yüklenme, geç kalmama, fırsat kaçırmama zorunluluğudur. Birileri başlarken, birileri çoktan yorulmuştur. Aynı yaşta, aynı şehirde, aynı sokakta… ama bambaşka yüklerle.

Kimi, sabah kahvesini nerede içeceğini düşünürken, biri o sabahı nasıl geçireceğini hesaplar. Kimi gelecek hayalleri kurar, kimisi bugünü kurtarmaya çalışır. Ve tüm bu eşitsizlik içinde görünmeyen bir çaba döner durur: Ayakta kalma, dağılmama, bir sonraki güne yine de hazırlanabilme. İşte bu nedenle her sabah yeniden uyanmak, yola çıkmak, bir kez daha denemek — tüm bunlar sadece rutin değil, küçük ama anlamlı bir direniştir. Kendini kanıtlama değil belki, ama sessizce var olma ısrarıdır.

Çünkü bazen vazgeçmemek, en sessiz ama en güçlü eylemdir. Yüksek sesle konuşulmayan ama içten içe hissedilen bir dirençtir bu. Ne tam bir umut ne de tam bir kabulleniş… sadece orada kalmaya devam etme cesareti. Dağınık bir masanın başında, gecikmiş bir planın ortasında, unutulmuş bir rüyanın kenarında… yine de devam etme isteği.

Ve belki de bu yaşları tanımlayan en doğru cümle şudur: Kendi belirsizliğimizin içinde bir kendilik inşa etmeye çalışıyoruz. Net ve tamamlanmış bir ‘ben’ değil; geçici, eksik, ama dürüst bir hâl. Hayatın tüm bulanıklığı içinde; anlamı mutlaklaştırmadan, ama hissi inkâr etmeden.
Adını koyamadığımız duygularla, yeni yeni öğrendiğimiz bir kimliğin ortasında… Kim olduğumuzu bilmekten çok, her gün biraz daha kim olmadığımızı hissettiğimiz bir zaman dilimi belki bu. Ve bu bile, azımsanmayacak bir başlangıçtır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER