İzmir’de 23 bin belediye işçisinin sürdürdüğü grev bugün 5’inci gününde…
Kentteki gerilimin günden güne arttığını; mali konularda haklı olsa dahi gerilimi kontrol etme sorumluluğunun, kamu gücünü elinde bulunduran kentin şehremini Sayın Cemil Tugay’da olduğunu hatırlatmalıyım. Ve bu konuda Tugay’ın iyi bir sınav vermediğini tarihe not düşmek zorundayım. Bu sabah yaptığı toplantıdaki ve TELE1 ekranındaki gerginliğini “çok insani” bularak ama gördüğüm hakikati de eğip bükmeden yazmaya çalışayım…
Ancak öncelikle size CHP lideri Özgür Özel’in bazı açıklamalarını aktaracağım.
6 ay önce “Asgari ücret talebimiz 30, bunun altında yokuz” diyerek kampanya yürüten Sayın Özgür Özel, İzmir’de grevin başladığı ilk iki günde, Türkiye’nin en büyük işçi ve işveren konfederasyonlarına bir dizi ziyarette bulundu. Amaç, asgari ücrete ara zam talebi ile ilgili görüş alışverişinde bulunmaktı.
Öte yandan Türk-İş de 30 Mayıs’ta son verilerini açıkladı. Buna göre;
- Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 25 bin 92 TL’ye,
- Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı (yoksulluk sınırı) 81 bin 733 TL’ye
- Bekâr bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ de aylık 32 bin 463 TL’ye yükseldi.
Özgür Özel yaptığı ziyaretlerde; bu veriler ışığında; “Söz burada başlıyor, burada bitiyor” diyerek asgari ücretin, açlık sınırının altında olduğunu vurguluyor, bu durumu “dayanılamaz, katlanılamaz, kabul edilemez” olarak tanımlıyor.
Türkiye’de çalışanların yüzde 55’inin ya asgari ücret ya da asgari ücrete komşu bir ücret aldığına da vurgu yapan Özgür Özel, işçileri sendikalarda örgütlenmeye çağırıyor, “Sendikalı olmayan emek sömürülür” diyerek ne kadar çok işçi sendikalıysa asgari ücretten de o kadar uzaklaşıldığını belirtiyor.
Özel’in sendikal mücadeleye verdiği önemi gösteren bir diğer demeci ise şöyle:
“En kötü sendika, sendikasızlıktan iyidir. Tüm emekçileri, kendi iş kollarındaki tercih edecekleri en uygun sendikada hızla örgütlenmeye davet ediyoruz. Çünkü eğer işçinin sendikası yoksa ona sahip çıkan kimse olmaz. Siyasetçiler olarak bizler söyleriz, sahip çıkmaya çalışırız ama esas onu koruyacak olan sendikasıdır. İşçinin, sendikasıyla verdiği örgütlü mücadele ancak sonuç alabilir.
47 yıl önce Ecevit’in bıraktığı yerden partimizi birinci parti yaptık. Ecevit’in bıraktığı yerde bir şey daha var. 4 işçiden 3’ü sendikalıydı; grevli, toplu sözleşmeli sendikal haklara sahipti. 1970’lerde olduğu gibi yarın CHP iktidarında da 4 işçiden 3’ünün sendikalı olmasının önünde bir engel olmayacak.
Gelecekte gerçekten demokratik, sivil, güçlü bir anayasa yapıldığında en güçlü söylemin örgütlenme özgürlüğüne dair yapılması ve bütün kanunların da buna uygun yapılması gerekiyor. Bu konuda da üzerimize düşeni yapacağız. İleride emeğin iktidarı gelecek, ‘CHP iktidarı’ demek emeğin iktidarı demek. O yüzden o günü bekliyoruz”
***
Sayın Özgür Özel’in bunları söylediği günlerde, Sayın Cemil Tugay neler diyordu? Gelin tweetlerdeki bazı ifadeleri analiz etmeye çalışalım…
- “Mantıklı hiçbir açıklaması olmayan bir grev…”
“Grevin mağduru halk””
“Belediyedeki yöneticiler ve iş yapmaya çalışanlar tehdit ve taciz ediliyor…”
Bu sözlerle işçilerin taleplerini “mantıksız”, grevi de “zararlı” ilan etmek, Anayasal hak olan grev hakkının içini boşaltıyor. Ayrıca “tehdit ve taciz” suçlaması, işçilerin kamuoyu önünde suçlu gösterilmesine hizmet ediyor. Emekçileri yalnızlaştırmayı hedefliyor.
- “Birçok işçi sendikanın mevcut tutumundan yakınmakta…”
“Sendika yetkililerinin makul tekliflerle gelmesi için elinizden geleni yapın… Hepimiz için çok geç olmadan…”
Klasik şekilde işçileri sendikasına karşı “kışkırtma” taktiği uygulanıyor. Bir yandan grev hakkına saygı duyulduğu söyleniyor, diğer yandan greve katılanların moralini bozacak şekilde içerden çözülme yaratılmaya çalışılıyor. “İşçiler makul, sendika marjinal” mesajı verilerek, örgütlülük zayıflatılmak isteniyor. Öte yandan sosyal medyadaki, “Şımarıklık yapmayın, milyonlarca insan asgari ücret düzeyinde çalışıyor. Bu işçilerin hepsi işten atılmalı, daha ucuza çalışacak binlerce insan var” tarzındaki öfkeli mesajlar, belediyenin medya gücüyle daha görünür kılınarak da işçiye psikolojik baskı yapılıyor.
- “Mali disiplini olan bir belediye kurmak istiyorum…”
“Kamu kaynağını doğru kullanan bir yönetim anlayışı…”
Belediyenin mali krizi veya tasarruf ihtiyacı, emekçiye düşük maaş dayatmanın bahanesi yapılıyor. Hâlbuki Büyükşehir Meclisi’nde, personel giderleri için, toplam gider içerisindeki yüzde 30’luk yasal sınırın aşılmamasıyla övünülüyordu. (Bu konuyu ayrıca yazacağım) Öte yandan devlete ödenen faizlere, ESHOT otobüslerinin kullandığı mazottaki vergiye bu kadar yüksek perdeden ses çıkarılmıyor. Bu gider kalemleri için iktidara şahin kesilemeyenler, işçiye kartal kesiliyor!
- “İstanbul’da operasyon, İzmir’de grev” çıkışı
Sayın Tugay burada bir hedef şaşırtıyor. İstanbul’da AKP’nin CHP’li belediyelere dönük siyasi hamleleri, işçinin İzmir’deki yaşam mücadelesiyle ilgisiz. Grev hakkını kullanmak “parti karşıtı” bir tutum gibi gösterilmeye çalışılıyor ve işçiler için “şaibe” yaratılıyor. Ancak 19 Mart sürecindeki eylemlerin hepsinde DİSK ve dolayısıyla belediye işçileri alandaydı, mitinglerdeydi.
- “Kamu kaynağını kesenlere karşı neden kitlesel eylem yapılmıyor?”
Ne yazık ki bu tek başına işçinin ve sendikanın görevi değil! İktidara karşı eylemler başka bir mücadele alanıdır. Ve bu mücadeleyi siyasi sorumlu olarak CHP örgütlediğinde, başta DİSK olmak üzere pek çok sendika, oda ve barolar desteğe katılıyor. Asıl soru, “O eylemi siz neden yapmadınız ya da yapamadınız?” olmalı! Öyle ya SGK, bu kentin 3 ayda 8 milyar lirasını kesti ve siz de bunu kabullenip şikayet etmekle yetindiniz!
- “Sendikanın tekliflerini halkın onayına sunacağım”
Bu söylemin hukuki bir karşılığı zaten olamaz diye düşünüyorum. Toplu sözleşmenin tarafları bellidir. Bunun yanı sıra işçinin meşru talepleri halk oylamasına sunulamaz. Çünkü haklar oylanmaz, teslim edilir. Mesela AKP hükümetinin, “CHP’liler çok şımardı; çok fazla özgürlük, barış, demokrasi, güvence istiyor, bunu bir halka soralım” demesi nasıl anlamsız olacaksa, sözleşme masasındaki hak taleplerinin halka sorulması o kadar anlamsızdır. Kaldı ki bugüne kadar kaç projeyi, kaç hizmeti, kaç kararı halka sordunuz?
- “Görüşmemiz yine sonuçsuz kaldı, attığımız tüm iyi niyetli adımlara rağmen uzlaşmaz tutum sürüyor”
Bu ifadeler suçu doğrudan sendikaya yüklüyor. Oysa uzlaşma karşılıklı geri adımlar ya da taleplerin kabulüyle olur. Bir dayatmanın kabul edilmemesi uzlaşmazlık değildir ancak “uzlaşmazlık” suçlaması müzakere hakkına saldırıdır.
- “Çözüm için çaba göstereceğim, ama sorumsuzluk yapmayacağım”
“Eşit işe eşit ücret” talebindeki işçiler, dolaylı biçimde “sorumsuzlukla” itham ediliyor. Oysa işçinin grevi ve aynı işi yaptığı diğer çalışma arkadaşları kadar maaş talebi anayasal hakkıdır. Sayın başkanın çözümden anladığı, emekçinin geri adım atmasıysa, bu bir çözüm değil, dayatmadır.
- Ve son olarak sahaya inip çöp toplama çağrısı yapılması ve fiili olarak çöp toplanması
Sayın Tugay kendince doğru olanı yapıp hanesine puan toplasa da; İşçilerin grev zamanlarında görünür olan emeğine karşı, hizmetlerin halk tarafından telafi edilmesini istemek grevin etkisini azaltma hamlesidir. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) denetim organlarının görüşlerine göre; grevi etkisizleştirmek sendikal haklara aykırıdır. Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’na göre de madde 68’de “işçilerin yerine, sürekli ya da geçici olarak başka işçi alamaz veya başkalarını çalıştıramaz” ifadesi vardır. Büyükşehir yetkilileri belki, grevin kötüye kullanımını düzenleyen madde 72’ye göre grevin topluma zarar verdiğinin tespitini isteyebilir. (kaynak; mevzuat.gov.tr)
***
Daha pek çok söylemi gündeme getirebilirim ama özetle şöyle bitireyim:
Sayın Cemil Tugay şunu çok net görüyor… Yıllarca sömürülmüş, açlığa itilmiş, barınamaz hale getirilmiş, işsiz bırakılmış, işsizlik sopasıyla terbiye edilmiş, güvencesiz ve geleceksizliğe terk edilmiş, üniversite okumuş ama iş yaşamında beklediğini bulamamış ve çeşitli baskı araçlarıyla sınıf bilincinden uzağa itilmiş geniş halk kesimleri, belediye işçilerine öfke duyuyor ve onların yaşam mücadelesine sahip çıkmıyor!
Bu sosyoekonomik tabloyu, kamu gücünü de kullanarak kendi lehine çeviren Sayın Tugay; mali konularda haklı bile olsa yarattığı dil ve kutuplaşma ortamıyla siyasi sorumluluklarını unutmuşa benziyor.
Üzülüyorum ki; sosyal belediyecilikten uzak, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in sözleriyle tamamen çelişen, sendikayı ve dolayısıyla tüm işçileri hedef gösteren, halkı işçiye karşı kışkırtan, iktidarın ‘ayrıştır ve yönet’ politikasına benzeyen bu dil kenti fazlasıyla geriyor.
Bu süreç illa ki son bulacak… Dilerim Sayın Tugay lanet okumadan, gazetecilere parmak sallamadan, ne kadar sinirlense de şehremini olduğunu unutmadan, bu sınavı halkın bir kısmında değil tamamında pekiyiyle bitirir. Ve dilerim bu süreç her iki taraf için de bayram öncesinde itidalle sonuçlanır.
Neydi o meşhur söz: İyi anlaşma, her iki tarafın da biraz mutsuz olduğu anlaşmadır!










YORUMLAR