Gün içinde kaç kez “şimdilik yeter” diyoruz? Kart bakiyesi tam sınırda, maile son dakikada dönüş yapılmış, otobüse koşarak yetişilmiş. Günlük hayatımızda sürekli bir şeylere yetişmeye, eksikleri tamamlamaya çalışıyoruz. Bu yalnızca bireysel bir dağınıklık değil. Bu, gençlerin yaşam koşullarını belirleyen ekonomik ve toplumsal sistemin doğrudan bir sonucu.
Bugünün gençleri, neredeyse her an “hazır” olmak zorunda bırakan; Uygun bir CV’ye sahip olmalı, her an bir iş fırsatına açık olmalı, aynı zamanda sosyal, üretken ve duygusal olarak da dengede görünmeli. Bu beklenti sadece dışsal bir baskı değil, zihinlerimize de kazınmış bir hal. Çünkü sistem, bizi sürekli plan yapmaya, üretmeye ve ölçülebilir bir performans göstermeye zorluyor.
Artık yalnızca market alışverişi ya da fatura ödeme gibi harcamalar değil, hayal kurmak bile ekonomik bir hesapla yapılıyor. Bir kitap satın almak, bir atölyeye katılmak, şehir dışında bir arkadaşla buluşmak—tüm bunlar önce bütçeyle tartılıyor. Gençlerin hayalleri, çoğu zaman “ne kadar masraf çıkar?” sorusuyla sınırlandırılıyor. Bu da hayal kurma özgürlüğünü doğrudan etkiliyor.
“Kendine vakit ayır” sözü sıkça duyuluyor ama pratikte bunun herkes için mümkün olmadığı açık. 10-12 saat çalışan, işe giderken iki toplu taşıma değiştiren bir genç için kendine vakit ayırmak, çoğu zaman bir ütopya. Boş vakit, dinlenme, hobi gibi kavramlar ne yazık ki artık bir ayrıcalık haline geldi. Özellikle ekonomik olarak kırılgan gruplar için, bu öneri gerçekçi değil.
Hayal kurarken bile hesap yapan zihin
Gençler sadece fiziksel olarak değil, zihinsel olarak da sıkışmış durumda. Sürekli bilgiye, uyarana, beklentiye maruz kalıyorlar. Ancak bu yoğunluk içinde düşünmek, odaklanmak ya da yaratıcı olmak her geçen gün zorlaşıyor. Sosyal medyada üretkenlik hikâyeleriyle dolup taşan bir dünyada, kendi yorgunluğunu normalleştiren binlerce genç var. Zihin çalışıyor ama genişleyemiyor. Düşünceler geçiyor ama yerleşemiyor.
Arkadaşlarla buluşmak için bile iki kez düşünmek gerekiyor. “Kafenin kahvesi pahalı mı?”, “Yol parası ne kadar tutar?” gibi sorular, gençlerin sosyal hayatını doğrudan etkiliyor. Ekonomik koşullar, sadece temel ihtiyaçları değil, ilişkileri, buluşmaları, dayanışmayı da sınırlıyor. Ve bu durum, yalnızlaştırıyor.
Zihnimizin içinde bir dünya kurmak istiyoruz, ama bu dünyayı bile bütçeye göre şekillendiriyoruz. Harcamaktan değil, hayal kurmaktan çekiniyoruz artık.
Sistemin ürettiği yorgunluk: Politik olanı görmek
Bugün genç olmak; geçim derdiyle, gelecek kaygısıyla, toplumsal baskılarla mücadele etmek anlamına geliyor. Gençliğin doğal hali olması gereken üretme, keşfetme ve kendini ifade etme süreçleri; işsizlik, güvencesizlik ve geç kalma korkusuyla bastırılıyor. Gençlerin zihinsel sağlığı, ekonomik sorunlardan ve sistemin beklentilerinden doğrudan etkileniyor.
Zihin sadece bireysel bir alan değildir. Ekonomik düzen, eğitim sistemi, iş piyasası—hepsi zihinsel yük üretir. Bugün birçok genç, zihinsel olarak tükenmiş hissediyorsa bu, tek başına onların “yetersizliği” değil, sistemin sonuçlarıdır. Bu nedenle yaşadığımız zihinsel yorgunluğu konuşmak, aslında politik bir farkındalıktır.
Belki de “şimdilik yeter” dediğimiz anlar, yalnızca pes ettiğimiz değil; sistemin bizden beklentilerini sorguladığımız anlardır. Her yetişememe, bir yetersizlik değil, içinde yaşadığımız koşulların görünür hale gelmesidir. Bu görünürlükle birlikte değişim talep etmek ise hem bireysel hem toplumsal bir ihtiyaç haline gelmiştir.









Tebrikler…paylaşıyorum