Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Utku Çelik
Utku Çelik

Memiş Sarı’nın koltuğu boş kaldı

İzmir Büyükşehir Belediyesi ile DİSK arasında süren TİS çıkmazı, masada uzadı; faturası ise sahaya kesildi. DİSK Ege Bölge Temsilcisi Memiş Sarı, 13 yıldır yürüttüğü görevini 1 Eylül 2025 itibarıyla bıraktığını açıkladı. “Birlikte yol yürüdüğümüz tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim” dedi ve kenara çekildi. Peki sorun çözüldü mü? Hayır. Çünkü mesele bir koltuğun kimde olduğu değil, o koltuğun kime dayanacağı: üyeye mi, kulise mi?

İstifanın gölgesinde en çok konuşulan cümle şu oldu: “İzmir’de Cemil Tugay 1 milyon 282 bin oy almış. Hamza Dağ 977 bin oy almış. İşçilerin aileleriyle birlikte 500 bin oyu var. Hesabı siz yapın.” Sözlerinin sarf edildiğine ilişkin iddialar, sahada pek çok emekçide “irademe ipotek konuyor” duygusu yarattı; bir tür siyasal hatırlatmanın, üyeye baskı gibi algılanması boşuna değil. Genel Merkezde de bu iklimin hoş karşılanmadığı, istifanın aylar sonra bu gerilimin doğal sonucu olduğu söyleniyor.

Bugün tablo net. Şubeler ikiye bölünmüş durumda. Bir kesim Memiş Sarı’ya yılların emeği ve simgesel anlamı üzerinden sahip çıkıyor; diğer kesim ise istifayı doğru bir adım, tansiyonu düşürme fırsatı olarak okuyor. Böyle bir denklemde, taraflardan birinin açıkça onayladığı bir ismi atamak ayrışmayı büyütür. Genel Merkezin göze alacağı en son risk budur. Çünkü taraflı atama, koltukta oturanı güçlendirmez; tabanda güvensizliği büyütür.

Kulislerin dillendirdiği diğer olasılık belli, temsilcilik koltuğu bir süre boş kalabilir. Neden? Çünkü şubeler işliyor; örgütlü akıl şube düzeyinde nefes alıyor, temsilini seçiyor, sorumluluk alıyor. Demek ki mesele “mutlaka bir isim” değil, “mutlaka bir denge” meselesi. Temsilcilik ihtiyaç görüldüğünde yeniden atanır; o gün geldiğinde tercih edilecek isim, tarafları incitmeyen, dengeyi gözeten, pazarlık masasında üyeyi önceleyen biri olmak zorunda.

Burada asıl ölçü açık olmalı: Şeffaflık, liyakat ve taban meşruiyeti. Eğer atama usulü zorunluysa, o atama şeffaf kıstaslarla yapılır: TİS deneyimi nedir? Üyelerle bağı sahici midir? Kimin değil, neyin temsilcisidir? Ve mümkün olan her yerde sandığın yerini kimse tutamaz; danışma, ortak akıl, şube meclisleri, açık toplantılar… Örgüt, kapalı kapılardan değil, açık kürsülerden güçlenir.

Emekçinin sözü, seçim gecesi hatırlanacak bir sayı değil, her gün masaya konan bir haktır. O hak, oy toplamlarıyla tehdit edilerek değil, örgütlülükle savunulur. Bugün İzmir’de ihtiyaç duyulan şey bir “kahraman” değil; birbirine omuz veren, sözüne güvenilen bir çoğunluktur. Koltukların değil, iradelerin birliği kazandırır. Birlik, mücadele, dayanışma: Adı bu. Yolu da belli.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER