Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Utku Çelik
Utku Çelik

Okul süsü verilmiş ölüm tezgahı: MESEM

Bize yıllarca “ara eleman açığı var”, “sanayicinin derdi büyük” masallarını anlattılar. Şimdi o masalın bittiği, gerçeğin tüm çıplaklığıyla yüzümüze çarptığı yerdeyiz. Adı: MESEM. Yani Mesleki Eğitim Merkezi.

Kağıt üzerinde bakarsanız her şey çok masum; “Çıraklık eğitimi” deniyor, “gençler meslek sahibi oluyor” deniyor. Ancak 2016’da zorunlu eğitim kapsamına alınan, 2021’deki kanun değişikliğiyle ise bambaşka bir kimliğe bürünen bu yapı, bugün Türkiye’de yoksul halk çocukları için kurulmuş devasa bir sömürü kapanıdır.

2021, bu hikayenin kırılma noktasıdır. O tarihte yapılan değişiklikle eğitim sistemi, sermayenin “ucuz ve itaatkar” işgücü ihtiyacına göre yeniden dizayn edildi. Neydi bu dizayn? Öğrenciyi haftada sadece 1 gün okula gönderip, kalan 4 gün boyunca atölyelere, fabrikalara, inşaatlara hapsetmek.

Karşılığında ne verdiler? Lise diploması. Peki ne aldılar? Gençliğini, sağlığını ve hatta canını.

Sistem o kadar vahşi kurgulandı ki, patronun cebinden çıkması gereken maaşı bile devlet, yani biz üstlendik. Senin, benim vergilerimle patronlara “bedava işgücü” tahsis edildi. Halka ait kaynaklar, sermayeye “teşvik” adı altında aktarılırken, yoksulun çocuğu o tezgahın başında “eti senin kemiği benim” diyerek teslim edildi.

Rakamlar yalan söylemez. Bu kanun değişikliğinden önce 149 bin olan çırak sayısı, bir anda 500 binin üzerine fırladı. Bu bir “eğitim başarısı” değildir; bu, yoksullukla terbiye edilen ailelerin çocuklarını okuldan alıp fabrikaya göndermek zorunda bırakılmasının resmidir. MESEM projesinin en karanlık yüzü ise “iş güvenliği” palavrasıdır.

Çocuklar; metalden inşaata, ağır sanayiden kimyaya kadar “çocuklara yasaklı” ne kadar iş kolu varsa orada çalıştırılıyor. Başlarında pedagojik eğitimi olan bir öğretmen yok. Onları “eğiten” kişiler, üretim baskısı altındaki ustalar. Denetim mi? Hak getire.

Sadece 2025 yılında iş cinayetlerinde katledilen 86 çocuk işçinin en az 15’i, bizzat devlet eliyle bu tezgahlara yönlendirilen MESEM öğrencileriydi. Bu çocuklar “eğitim görürken” öldüler. Bir okulun bahçesinde değil, bir pres makinesinin altında, bir inşaat iskelesinde can verdiler.

İktidarın ve sermayenin bu projeyi parlatmasının, cilalayıp önümüze koymasının nedeni çok açık. Burada dört ayaklı, sinsi bir strateji tıkır tıkır işliyor. İlk olarak, genç işsizlik rakamları istatistiksel oyunlarla düşürülürken, patronlara maliyetsiz, adeta “bedava” bir işgücü sağlanıyor. İkincisi, ekonomik krizin pençesindeki aileler, çocuklarının getireceği o üç kuruşluk gelire muhtaç bırakılarak tam anlamıyla bir “yoksulluk kapanına” itiliyor. Üçüncüsü, liseli gençler akademik eğitimden, sorgulayan ve eleştiren zihin yapısından koparılıp üretim bandının basit bir dişlisi haline getiriliyor. Ve son olarak, ağır çalışma koşulları ve psikolojik şiddetle harmanlanmış bu düzen, geleceksizliğe razı, sesi çıkmayan, “itaat kültürü” ile yoğrulmuş bir nesil yaratmayı hedefliyor.

MESEM, bir eğitim modeli değildir. Yoksul çocuklarının kanı ve emeği üzerinden dönen bir çarktır. Bu çocuklar akademik başarıları düştüğü için değil, aileleri yoksul olduğu için oradalar. Haftada 6 güne varan, yasal sınırları aşan çalışma saatleri altında eziliyorlar.

Bu yüzden “denetimler artırılsın” demek yetmez. “Şartlar iyileştirilsin” demek, bu sömürüyü meşrulaştırmaktır. Bir eğitim kurumu, öğrencisine ölüm vaat edemez. Bir okul, öğrencisini patronun insafına terk edemez.

MESEM bir hataydı, bir tercihti ve bedelini çocuklarımız ödüyor. Bu proje ıslah edilmemeli, derhal kapatılmalı ve çocuklar ait oldukları yere, tam zamanlı, güvenli ve nitelikli okullara geri dönmelidir.

Gerisi, sermayenin vicdanına kalmış kanlı bir pazarlıktır. Ve biz bu pazarlığı reddediyoruz.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER