Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Günseli Uğur
Günseli Uğur

Güvercin tedirginliği

Kadınlar öldürülüyor.

Ne renkleri fark ediyor ne dilleri.

Ne yaşları, ne yaşam tarzları.

Kimlikleri ya da statüleri de etkilemiyor; saat kaçta, nerede oldukları da…

Bilinen şu: Günde altı kadın öldürülüyor.

Aynı gün öldürülen iki kadının isimlerinin aynı olmasından mıdır bilinmez; durumun vahameti yüzümüze daha sert çarptı.

İsimler aynı, yaşamlar farklı, ölümler benzer.

Küçük çocuğuyla birlikte ölü bulunan Fatmanur; on dokuz yaşındayken kendisine tecavüz eden adamla evlendirilmişti. Zorla evlendirilmenin travmaları yetmezmiş gibi, aynı adamın çocuğuna da cinsel tacizde bulunması Fatmanur’un “her gün ölmek istedim” demesine sebep olmuştu. Ama intiharı düşünmedi; çünkü adalet arıyordu. Tehdit altında olduğunu feryat figan anlattı, devlet sesini duymadı.

Aranan adalet(!) ise dini vakıfların, okullarda öğrencilere iftar sofraları kuranların, kreşlerde ilahi okutanların arasında saklanıyordu.

Toplumu cemaatlerle karanlığa teslim** etmeye çalışan zihniyet, Fatmanur öğretmenin de faili oldu.

Fatmanur öğretmen bir yıldır “can güvenliğim yok” diyordu. Tedirginliği, kendisini bıçaklayan öğrencisini — iki öğrencinin bıçaklı kavgasının ardından — disiplin kuruluna verdiğinde başlamıştı. Sıradaki kurban olmaktan korktuğunu anlattı, devlet sesini duymadı.

Daha da kötüsü yardım çığlıklarını duymayan devlet, itibarsızlaştırma ile hedef de gösteriyordu.

Her şeyi devletten beklememek gerektiğini söyleyenlere soruyorum: Fatmanur cinayetlerinde

  • Kadın Bakanlığından bozma Aile Bakanlığı suçlu değil mi?
  • Ya Milli Eğitim Bakanı?
  • Bakanların siyasal sorumluluk duyup istifa etmesini beklemezsek, biz suçlu olmaz mıyız?
  • Bir de ülkenin iç güvenliğini, asayişini ve kamu düzenini sağlamakla yükümlü İçişleri Bakanlığı var elbette. Onun hiç mi suçu yok? Hırsızın hiç mi suçu yok?

Artan kadın cinayetlerine ilişkin karşımıza çıkan kavramlar sizce de çok tanıdık değil mi?

Kadın cinayeti, işçi cinayeti, doktor ve öğretmen cinayetleri… Hangisi derseniz, hepsi.

Son yirmi beş yılda kadın cinayetleri 6–7 kat arttı. Çökmüş sistemin yükünü taşıyan öğretmenler velilerin ve öğrencilerin; sağlıkçılar ise hasta ve yakınlarının öfkesinin hedefi oldu. Şiddet vakalarının sıklığı ve dozu arttıkça, olağanlaştı.

Sendikalar, meslek örgütleri, kadın platformları ve emek-demokrasi güçleri şiddet olaylarının ardından kınamalar, protestolar hatta iş bırakma çağrıları yapsa da; dağınık kalan ve toplumun diğer kesimleriyle ortaklaştırılmayan eylemler sonuçsuz kaldı.

Öngörmek zor değil: Şiddet cezasız kaldıkça, iktidarın eşitlik karşıtı politikaları sürdükçe ve “kadın” yalnızca ailenin sınırları içinde ele alındıkça; devletin birincil görevi olması gereken sağlık ve eğitim hizmetlerinin özelleştirilmesi son bulmadıkça kadınlar, çocuklar, öğretmenler, doktorlar her gün, herhangi bir yerde öldürülmeye devam edecek.

Şiddetin beslendiği politik zeminin ucuz emek ve sömürü rejimi olduğu; laiklik karşıtı, demokrasi ve özgürlük düşmanı uygulamaların ve hak gasplarının şiddeti nasıl körüklediği ortadayken cinayetleri “vahşi”, “fütursuz”, “şeytani” diye tanımlamakla yetinirsek ve bu ağır tablonun bir sonuç olduğunu unutursak; örgütlü mücadeleyi güçlendirecek birlikler kuramazsak biz de sessizliğe mahkûm olmaz mıyız?

Unutmamak gerek: Güvercinlerin tedirginliği kader değil.
Barbarlık yenilecek!

*Hrant Dink, ölüm tehditleri aldığı sırada 10 Ocak 2007’de “Kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim; ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet, biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce” demiş, koruma talep etmişti. 19 Ocak 2007’de katledildi.

**Karanlığa teslim olmayacağız!

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER