Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Günseli Uğur
Günseli Uğur

Senin algoritmanda ne var?

Yüzyıllardır dilimizden düşmeyen o meşhur bilge nasihat malumdur: “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.”

Şimdilerde özellikle gençler arasında çok daha popüler bir eğilim var: İnsanlar birbirini gerçekten tanımak için birbirlerinin Instagram “keşfet” sayfasına bakmak istiyor. Belki de eski sözü bugüne şöyle uyarlamak gerekiyor: “Bana algoritmanı göster, sana kim olduğunu söyleyeyim.”

İlkokulda kendimizi tanıtmak için sırayla ayağa kalkar annemizin babamızın mesleğini, nereli olduğumuzu ve kaç kardeş olduğumuzu söyler otururduk. Birinin bize uygunluğunu çözmek için okuduğu kitaplara, dinlediği müziklere ya da arkadaş çevresine bakılırdı. Bugün ise algoritmanın o insanı nasıl kodladığına bakıyoruz. Çünkü o küçük ekran, bizim dünyaya açılan penceremiz gibi görünse de aslında dünya alemin bizim içimize baktığı bir aynaya dönüştü. He bir de artık “el alem ne der” diyen de azaldı. Filtrelere, kısıt ve engellere, sahte hesaplar açıp birilerini gizli gizli takiplere de bir atıf yapıp sadede geleyim.

​Bir dönem internetin dünyayı özgürleştireceğine inanılıyordu. Bilginin sınırları aşacağı, insanların daha eşit ilişkileneceği, devletlerin ve büyük güçlerin etkisinin zayıflayacağı söyleniyordu. Bugün geldiğimiz teknoloji artık yalnızca hayatı kolaylaştıran araçlardan ibaret değil; doğrudan ekonomik, siyasi ve hatta askeri gücün merkezine yerleşmiş durumda.

​Yapay zekâ tartışmaları da çoğu zaman burada iki uca sıkışıyor. Bir tarafta teknolojiye hayranlık ve tapınma, diğer tarafta bütünüyle korku ve kaçınma. Oysa mesele ne teknolojiyi kutsamak ne de ondan kaçmak olmalı. Asıl mesele, bu sistemlerin kimlerin çıkarına çalıştığı değil mi?

​Ekonomi politiği belirleyen temel şey de tam olarak bu bilirsiniz: Üretim ilişkilerinin niteliği, üretim araçlarının kimin elinde olduğu.

Fabrikalar, atölyeler, enerji kaynakları ve sanayi altyapısı bugün hâlâ belirleyici ise de bunlara artık veri merkezleri, algoritmalar, çip üretimi ve yapay zekâ sistemleri de eklenmiş durumda. Yani dijital dünya, maddi üretimden kopmuş ayrı bir evren değil; mevcut üretim ilişkilerinde yeni bir değişken.*

​Bugün veriyi, algoritmaları ve dijital altyapıları kontrol edenler yeni bir güç yoğunlaşmasının merkezinde yer alıyor. Ve anlaşılır ki teknoloji tek başına özgürlük üretmiyor; bazen sömürüyü daha görünmez, daha hızlı ve daha örgütlü hale de getirebiliyor.

​Şöyle ki, algoritmalar yalnızca neyi sevdiğimizi öğrenmeye çalışmıyor. Neye özendiğimizi, neyin karşısında zayıf  düştüğümüzü, neye korkuyla baktığımızı, hangi ruh halinde olduğumuzu da ölçüyor. Çoğumuz benzer bir hissi yaşamıştır: Bir şeyden söz ederiz, ardından reklamı karşımıza çıkar hatta telefonunuza mesaj gelir. Bazen daha da tuhafı olur; yalnızca aklımızdan geçirdiğimizi sanırız ama birkaç saat sonra sosyal medyada önümüze düşer.

​Bu durum her zaman telefonların bizi doğrudan dinlediği anlamına gelmeyebilir. Çünkü algoritmalar artık davranış örüntülerini tahmin etmekte ürkütücü derecede başarılı ve sistem bizim hakkımızda bizden önce karar vermeye başlıyor.

İhtiyaçları karşılamaya çalışan piyasa şimdi ihtiyaç üretmeye, ilgiyi yönlendirmeye ve dikkati yönetmeye çalışıyor.

​Yine bir çağrışım annemden geldi… Annem bizleri tembihler, “C.’nin yanında bir şeyi çok sevdiğinizi söylemeyin hemen alır, onu zor durumda bırakmayın,” derdi. Karşıdakinin o mahcup cömertliğini incitmemek, onu zora sokmamak için yapılmış çok insani, çok zarif ve gündelik bir uyarıydı bu. Birinin neyi arzuladığını bilmek, o arzunun ve iyi niyetin üzerinde bir hassasiyet taşımayı gerektirirdi eskiden. Bugün bunu artık mahalledeki o güzel insanlar değil, milyarlarca veriyi işleyen dijital sistemler yapıyor. Üstelik bizi korumak için değil; ne zaman en savunmasız, en iştahlı ve en tüketime açık olduğumuzu hesaplayarak. Üstelik alım gücümüz olmadığı halde… Tam o sırada düşük faizle kredi verdiğini iddia eden bankalardan mesaj gelmesi de ne tesadüftür(!)

​Algoritma denilen şeyin özü aslında oldukça basit: belli bir sonuca ulaşmak için izlenen adımlar bütünü. İş talimatı gibi. Misal demliğe çayı ekle, suyu kaynat, demle, bekle, ikram et. Ama bugün bu basit mantık, evrensel veri ağlarıyla birleşince insanlar “evrenden mesaj geldi” sanıyor. Üstelik bu algoritmaları insanlar yazıyor; hangi verinin önemli olduğuna, neyin risk sayılacağına, neyin öne çıkarılacağına şirketler ve iktidarlar karar veriyor. Yani  teknoloji artık yalnızca teknik bir alan değil; doğrudan iktidar alanı.

​Bu iktidar meselesini kapitalizmin pazarıyla kısıtlamak ise sığ bir iddia olur. Devletlerin istihbarat kurumları, ordu ve güvenlik ağlarının bu teknolojilerle iç içe olduğu ortada. Veri analitiği, hedefleme sistemleri, gözetim teknolojileri ve savaş alanı koordinasyonu gibi alanlarda geliştirilen yazılımlar var.

​O vakit soru şudur: Bu İktidar Kimin Elinde? İnsan hayatını kolaylaştırmak için mi kullanılıyor yoksa daha fazla gözetim, daha fazla denetim, daha fazla sömürü ve daha büyük eşitsizlik üretmek için mi?

​Çünkü mesele yalnızca teknoloji değil.

*Deniz İpek’ in yazısından alıntılar içermektedir. https://www.evrensel.net/yazi/99281/silikon-vadisi-pentagon-a-donerken-palantir-in-manifestosu-ne-soyluyor

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER