Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Utku Çelik
Utku Çelik

Madrid’de kahraman, Cihangir’de “marjinal”

Son günlerde sosyal medya akışlarımıza tuhaf, beklenmedik ama bir o kadar da iç ısıtan bir rüzgâr esiyor. Algoritmaların bizi sürekli kutuplaşmaya, kavgaya ve linç kültürüne sürüklemesine alışkın olduğumuz bu dijital çağda; Türkiye ve İspanya arasında bir gecede filizlenen o devasa “gönül bağı”, modern zamanların en ilginç sosyolojik vakalarından biri olarak karşımızda duruyor.

Öyle bir bağ ki bu; karşılıklı ilan-ı aşklardan, İspanyol devlet erkanına “Türklere vizeleri kaldırın” diye seslenen imza kampanyalarına kadar uzandı. Peki, Akdeniz’in iki ucundaki bu iki halkı bir araya getiren sır neydi?

Gelin, bu dijital baharın ardındaki küresel umutları ve yerel riyakârlıkları biraz deşelim.

Bu ani yakınlaşmanın ateşleyicisi sır değil: İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in İsrail’in Gazze’deki katliamlarına ve ABD’nin hegemonik politikalarına karşı gösterdiği o omurgalı duruş. Türkiye’deki sosyal medya kullanıcılarının bu cesur çıkışa verdiği haklı ve yoğun destek, İspanyol X (Twitter) algoritmalarının radarına takıldı. Sonuç? Birkaç saat içinde birbirini “hermano” (kardeş) ilan eden milyonlarca insan.

Küresel boyuttan baktığımızda, bu tablo bize muazzam bir gerçeği haykırıyor. Z Kuşağı’nın domine etmeye başladığı ve gelecekte yönetecekleri bu yeni dünyada, devletlerin çizdiği suni sınırların ve politika kurucuların inşa ettiği düşmanlıkların halklar nezdinde hiçbir karşılığı yok. Eğer siyasi elitlerin güç savaşları ve çıkar çatışmaları aradan çekilirse, Madrid’deki bir genç ile İstanbul’daki bir gencin ortak vicdanda buluşması sadece saniyeler sürüyor.

İşin küresel boyutu ne kadar romantik ve umut vericiyse, yerel boyutu da bir o kadar ironik ve üzerinde düşünülmesi gereken bir “riyâkarlık” barındırıyor.

İspanya’yı tanıyalım: Ekseriyeti sol siyasete oy veren, insan hakları, kadın hakları, LGBTİ+ hakları ve ifade özgürlüğü gibi konularda Avrupa’nın bile fersah fersah ilerisinde olan, demokrasiyi içselleştirmiş bir ülke. Sánchez’in Filistin meselesinde İsrail’e ve ABD’ye kafa tutabilmesinin ardındaki o sarsılmaz meşruiyet ve özgüven de tam olarak bu insan hakları temelinden besleniyor.

Şimdi aynayı kendimize çevirelim. Türkiye, kahir ekseriyeti muhafazakâr-sağ siyasete meyleden bir demografiye sahip. Bugün İspanya’daki insan hakları standartları, demokrasi anlayışı ve özgürlük ortamı Türkiye’ye ithal edilse, şu an İspanya’ya övgüler düzen kitlelerin büyük bir kısmı “Estağfirullah!” çekerek bu değerleri reddeder.

Sosyal medyada dolaşan o meşhur tespiti hatırlayalım: “Arkadaşlar, yere göğe sığdıramadığınız o İspanyollar, aslında hiç beğenmediğiniz Cihangir solcularıdır.” İçinde biraz mübalağa barındırsa da, bu tespit hedeften milim sapmıyor. Bugün Türkiye’deki sol siyasetin, insan hakları savunucularının veya “Cihangir solcularının” anti-emperyalist, savaş karşıtı söylemleri, İspanyol solunun söylemleriyle birebir aynıdır. Ancak aynı kelimeler Türkiye’de söylendiğinde “marjinallik” veya “terörizm” ile suçlanırken, Madrid’den yankılandığında ayakta alkışlanıyor. Bu, kendi içimizde yüzleşmemiz gereken ciddi bir politik riyâkarlıktır.

Tüm bu çelişkilere rağmen, bu olayda yabana atılmaması gereken çok kıymetli bir sentez var. Türk halkı, kendi dünya görüşüne taban tabana zıt bir siyasi figürü, sırf evrensel vicdanı temsil ettiği için bağrına basabiliyor. Hatta işi o kadar ileri götürüp kendi kültürel kodlarıyla harmanlıyor ki, İspanyol bir sosyalisti yarı şaka yarı ciddi “Ümmetin Lideri” ilan edebiliyor.

Bu durum, aslında Türkiye toplumunun “doğru ambalajlandığında” ve “samimiyetine inandığında” evrensel sol değerlerle, anti-emperyalist ve insan hakları odaklı politikalarla bağ kurabildiğinin en somut kanıtıdır.

İşte tam bu noktada, Türkiye’deki sol ve sosyal demokrat politika kurucularının şapkayı önüne koyup düşünmesi gerekiyor. Eğer sizin savunduğunuz evrensel değerler, yabancı bir liderin ağzından döküldüğünde bu topraklarda böylesine devasa bir karşılık buluyorsa; siz neden kendi halkınızla bu duygusal frekansı yakalayamıyorsunuz? Türkiye solunun, Sánchez’in bu gayriihtiyari iletişim başarısından çıkaracağı çok büyük dersler var. Doğru dili bulmak, yerel hassasiyetleri evrensel doğrularla çatıştırmadan harmanlayabilmek, Türkiye’nin gelecekteki siyasi rotasını belirleyecektir.

Günün sonunda; Madrid ile İstanbul arasında kurulan bu dijital köprü, bize hem geleceğe dair umut aşılamakta hem de kendi iç çelişkilerimizle yüzleşmemiz için harika bir sosyolojik ayna tutmaktadır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER