Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Günseli Uğur
Günseli Uğur

Çerçeve değil, kapan!

Yine kamu işçileri için çerçeve protokolü, kamu emekçileri için toplu sözleşme dönemi…

“İnsanca yaşam, insanca çalışma koşulları” taleplerinin yükseldiği bir zaman dilimindeyiz.

Parça parça, dağınık gibi görünse de pek çok işkolunda benzer taleplerle işçiler ve emekçiler direnişte, eylemde. “Zafer direnen emekçinin olacak”, “Genel grev, genel direniş”, “Birleşe birleşe kazanacağız” sloganlarının öne çıkması, sınıfın ihtiyaçlarını açıkça ortaya koyuyor.

Genel bir tabloya baktığımızda, kamuda çalışan milyonlarca işçi ve emekçi, her yıl yeniden bir “çerçeve protokolü” kapanına hapsoluyor. Toplu iş sözleşmeleri, formaliteye dönüşürken; emekçilerin söz hakkı, iradesi ve örgütlenme gücü fiilen ortadan kaldırılıyor.

Gerçek şu ki: Kamu Çerçeve Protokolü (KÇP), sendikaların grev hakkını dolaylı yoldan ortadan kaldırmayı amaçlayan bir düzenlemedir. KÇP, toplu sözleşme sistemindeki boşluklar gerekçe gösterilerek 696 sayılı KHK ile getirilmiş, 6356 sayılı yasaya eklenmiştir. En çarpıcı yanı ise şu: Konfederasyonların toplu sözleşme yapma yetkisi olmamasına rağmen, bu protokolle sendikalar mali ve sosyal haklar konusunda bağlanmakta, iradesizleştirilmektedir.

Peki, toplu sözleşme nedir?

Bir pazarlık mı? Yalnızca maaş zammı mıdır?

Hayır. Toplu iş sözleşmesi; ücretleri, çalışma koşullarını, sosyal hakları, iş güvencesini belirleyen, işçinin geleceğini doğrudan etkileyen bir hak meselesidir.

Bugün kamu işçilerine dayatılan tek tip çerçeve protokol, farklı işkollarında çalışan emekçilerin taleplerini yok sayarken, grev ve toplu sözleşme hakkını fiilen işlevsizleştirmektedir. Farklı kurumlarda, farklı koşullarda çalışan emekçilerin sorunları da farklıdır. Hastanede çalışan taşeron kökenli bir işçi ile belediyede çalışan kadrolu bir işçinin ihtiyaçları aynı olabilir mi?

Ama KÇP ile bu farklar görmezden geliniyor, herkes tek bir “torbaya” konuyor. Bu ne adaletle ne de sendikal haklarla bağdaşır.

Bugün en çok ihtiyaç duyulan şey, ayrımcılığın ortadan kalktığı, iş güvencesinin sağlandığı, geleceğin belirsizlikten kurtarıldığı bir çalışma yaşamıdır. “Eşit işe eşit ücret, güvenceli iş, güvenli gelecek” talebi, yalnızca bir slogan değil, sınıfın hayati talebidir.

İşten atılma korkusu olmadan sendikaya üye olabilmek, hak ararken cezalandırılmamak, çocuğunu okutabileceğin bir ücret alabilmek, insanca bir yaşam kurabilmek bu taleplerin içindedir.

TİS imzalamasına rağmen “KÇP bir an önce sonuçlansa da ne aldığımızı bilsek” beklentisiyle işçilerin baskılandığı bu düzende, sınıf mücadelesinden yana olan sendikalar için görev açıktır:

Sendikaların özgür iradesiyle masaya oturduğu, işçilerin söz sahibi olduğu, ücretlerin ve hakların gerçek ihtiyaçlara göre belirlendiği, bağımsız, demokratik, grev hakkı içeren toplu sözleşme süreçleri yeniden hayata geçirilmelidir.

Ve bunun için ayrımsız hep birlikte haykırmalıyız:

Güvenceli İş, Eşit İşe Eşit Ücret, Güvenli Gelecek!

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER