Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Erdem Şanlıtürk
Erdem Şanlıtürk

Beynimiz avuçlanıyor gibi hissetmemiz normal mi?

Beynimiz ne karmaşık yapıda bi organ… 10 dakika oksijensiz kalsa ölümü gerçekleşiyor. Elektrikler, sinyaller, tekrar tekrar devam eden bir döngü… Yaşadığımız her şeyi not alan bir not defteri gibi. Hatıra defteri…

Belleğimiz olmasa acaba nasıl bir varlık olurduk.

Psikoloji dersinden hatırladığım kadarıyla duyusal, kısa ve uzun süreli üç bellek çeşidi var. Duyusal bellek, bir ses duyunca bunun köpek olabileceğini hatırlatan, yediğiniz yemeğin tadını ya da annenizin kokusunu alınca eski günlere götüren bellek.

Uzun süreli bellek geçmişte yaşayıp tekrar ede ede unutulmaz hale gelen şeyler mesela annemizin ismi, ilkokul öğretmenimizin ismi, ev telefon numaramız gibi.

Bir de kısa süreli olan belleğimiz var, bu da anlık kullandığımız çok sık tekrarlamadığımız tek kullanımlık bilgiler. Nadir yaptığımız yemek tarifleri, gün içinde bize verilen kısa sonuçlu görevler, telefon numaraları, evlilik yıldönümü tarihi gibi şeyler.

Ben bu konuyu toplumsal olarak ele almak istedim. Sürekli aynı gündemlerle oyalanan beynimizde ne yanlış gidiyor. Biz neyi kısa süreli neyi uzun süreli aklımızda tutuyoruz?

Travma var bir de, yıllar evvel yaşadığın unutulmaz şeylerin beynimizde iz bırakması. Bu izlerin yeri her zaman taze kaldığı için aynı şeyi tekrar yaşayınca sanki yaramıza dokunulmuş gibi irkiliyoruz, aynı acıyı tekrar yaşıyoruz.

Konuyu toplumsal anlamda ele aldığımızda, ülkemizin kocaman bir hafızası olduğunu düşünelim. Devasa bir beyin hayal edin. Bir gün içerisinde binlerce olaya şahit oluyoruz ve aklımızda kalmasını istemediğimiz şeyler de beynimizi meşgul ediyor. Hatta bazen diyoruz ki keşke bu kadar gündemi takip etmesek, haber izlemesek, gazete okumasak. Haber izlemenin veya haberdar olmanın ne kadar yorucu geldiğini gün içinde yakınlarınızdan da duyuyorsunuzdur.

Bilmemenin huzurundan mahrum kalıyoruz. Her konuyu takip etmek ve her konudan haberdar olmak beyin kapasitelerimizi zorluyor.

Kıyas yapmanın da getirdiği olumsuzluklarla başka hayatları görüyor ve empati kurarak zihnimize dolduruyoruz. Özellikle çarpıcı asayiş olaylarında bireylerden çıkan skandallar toplumsallaşıyor. Eskiden de böyleydi, yine suçlar aynıydı, canilikler ya da kazalar vardı. Bu suçlar son beş on yılda ortaya çıkmadı hep vardı.

Ama emsalin temsilinde bir sorun var. Eğer siz bir suçu defalarca ekrana taşır ve bunu gösterirseniz hatta bu suçların cezasız kaldığı bir ortam oluştuğu konusunda bir algı oluşturursanız cezasızlık bilinci normalleştirir.

Yolda aracından inerek şiddet yoluna başvuran insanlar oldukça yaygınlaştı. Yere çöp atan, hayvanlara eziyet eden insanlar çoğaldı neden? Çünkü cezasız kalıyor. Suç cezalandırılması gerektiği için suçtur.
Suçların cezalandırılmaması da suç işlemekten kaçınan insanlarda rahatsızlığa dönüşüyor. Çöp atma konusunda titiz davranan, vergisini veren kısaca vatandaş olmanın sorumluluğunu yerine getiren herkes bu sorumsuzlukları düşündükçe yorgun hissediyor.

Bence bu da çok ciddi bir toplumsal bunalıma yol açıyor.

Biz toplumsal olarak bunalımdayız.

Her sabah uyandığımızda beynimiz avuçlanıyor gibi hissetmemiz de normal değil.

.

Not: Geçtiğimiz günlerde hayatlarını birleştirmenin ilk adımını atan kıymetli dostlarım Şermin ve Yağız’a beyninin avuçlanmadığı aydınlık ve keyifli yarınlar diliyorum. Sizi çok seviyorum. İyi ki varsınız. Çok mutlu olun.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER