Bazı zamanlar kendimi çok yorgun hissederim. Bu günlük rutin görevlerin, ev işlerinin, kişisel ilişkilerin ve hayatın getirdiği bir yorgunluk oluyor çoğu zaman.
Zihinsel yorgunluk her zaman fiziksel yorgunluktan çok daha kötüdür. Bunu da yaşım ilerledikçe daha fazla fark ettim.
Keyifle yürüdüğün bir dağ patikası yormaz, ama aynı yolu bir iş için defalarca gittiğinde yorulursun. Tıpkı onun gibi bir şey.
Sevdiğin birine giderken yol çok uzun sürer, ama dönüşte o kadar da uzun olmadığını anlarsın.
Samimi dostlarınla sohbet akar gider, tahammül etmek zorunda kaldığın insanların yanında dakika sayarsın.
Hastane koridorundaki bir dakika ile deniz kenarında bir şezlongda geçirdiğin bir dakika aynı değildir.
Hayatımıza o kadar yakından odaklanıyoruz ki bazen, sevdiklerimizin yüzündeki değişimi göremiyoruz.
Tempoya öylesine eşlik ediyoruz ki yediğimiz ve içtiğimizden zevk almıyoruz.
Size bir soru, en son ne zaman bir şeyleri düşünmeden yıldızları izlediniz?
Mesela geçtiğimiz haftalarda Perseid meteor yağmuru vardı.
Tam anlamıyla karanlık bir yerde oturup, yıldızların kayışını kendi gözünüzle gördünüz mü?
Mevsimler geçerken, sıcağı da soğuğu da keyif alarak hissettiniz mi teninizde?
Denize kendinizi bırakıp yer çekiminin olmadığı bir uzay kapsülünde gibi hissetiniz mi kendinizi?
Çiçeklerin kokusunu çektiniz mi içinize, taze ve güzel bir karpuz yediniz mi bu yaz?
Baktığımız ve görmeyi kaçırdığımız onca şey var ki.
Hadi bu günden itibaren biraz daha kendimize dönelim.
Gökyüzünün her zamankinden daha mavi olduğunu hep birlikte hissedelim.









YORUMLAR