Suriye’deki Beşar Esad rejiminin tarih sahnesinden çekilmesi, sadece bir iktidar devri değil, aynı zamanda emperyalist jeopolitiğin ve onun vekil güçler üzerinden inşa ettiği hegomonik mekanizmaların bir sonucu olarak okunmalıdır. Ahmed El Şara’nın (Colani) liderliğindeki Hey’et Tahrir el-Şam’ın (HTŞ) Şam’a girişi, görünüşte yerel bir gücün zaferi gibi dursa da bu olayın derinliğindeki asıl dinamikler, emperyalist güçlerin karmaşık hesaplarına işaret eder.
Colani, belirli emperyalist çevrelerin rejim değişikliği hedefine ulaşmak için kullandığı bir vekil aktör rolünü üstlenerek, adeta bir savaşın piyonu haline getirilmiştir. Ancak, vekil güçlerin politik ömrü, efendilerinin stratejik amaçlarına hizmet ettiği sürece uzundur. Unutulmamalıdır ki, vekil güçler tarafından kendi çıkarlarını korumak için yaratılmış olsalar bile, asıl efendileri için birer “tüketim aracı” olmaktan öteye geçemezler. Bu durum, Colani’nin akıbetini, sırtına bindiği güçler tarafından parçalanıp parçalanmayacağı sorusuyla düğümlemektedir.
Bir vekil gücün emperyalist sermaye için en değerli hale geldiği an, asıl hedefin (bu örnekte Beşar Esad rejiminin) tasfiye edilmesidir. Bu kritik dönemeç, Colani’yi iktidarın zirvesine taşırken, aynı zamanda Suudi Arabistan ve Katar gibi bölgesel sermaye çevrelerinin doğrudan desteğini almasını sağladı. Dahası, ABD ve Avrupa için “ehlileştirilmiş” bir İslami figür arayışına kısmi bir cevap oluşturuyordu. Türkiye ise “Saray rejimi”nin neo-Osmanlıcı iştahını kabartarak, kendi “emperyalist güdülerinin” hortlamasına yol açtı. Ancak bu paradoksal ilişki, temel bir çelişkiyi barındırıyordu: Emperyalistlerin amacı, Suriye’de özerk, bağımsız ve istikrarlı bir güç yaratmak değil, kendi stratejik ve sermaye çıkarlarını güvence altına alacak bir düzen kurmaktı. Colani’nin siyasal ömrü tamda bu nedenle bu büyük oyunun bir parçası olarak kendi varlık amacının ötesine geçemiyor.
Suriye, tarihi boyunca Sünniler, Şiiler, Dürziler, Süryaniler, Kürtler ve Araplar gibi farklı inanç ve etnisitelerin bir arada yaşadığı çok kültürlü bir bölge olarak var olmuştur. Colani’nin ve akıl hocalarının tasarladığı anayasa Selefi inancında ulus-devlet inşa etme vizyonu, toplumsal dokuyla girdiği çatışmada başarısız oldu. Bu tekçi vizyon, hem Dürziler ve Süryaniler gibi inanç gruplarının direnişiyle karşılaştı hem de Kürt ve hatta kısmen Arap unsurlarla potansiyel çatışmayı derinleştirdi. Bu durum, Suriye’de kalıcı bir burjuva istikrar yerine, yeni bir toplumsal çatışma döngüsünün kapılarını araladı. Emperyalist güçler, kendi çıkarları için öngörülebilir bir istikrar arar; Colani ise bu istikrarı sağlayamamaktadır. Colani, egemenliğin siyasal aracı olan devleti, kendinden menkul ve kendileri için bir hegemonik mekanizma haline getirememekte, inşasında açık biçimde zorlanmaktadır. Örneğin, İsrail ile karşı karşıya gelmeyeceğini, söylenenlere itiraz etmeyeceğini defalarca dile getirmesi, emperyalistlerin beklentilerini tam olarak karşılamamaktadır. Uzun vadede yönetilebilir ve sürdürülebilir bir vekil iktidar olacağına dair çabası, emperyalistler ve taşeronlarının gözünde giderek zayıflamaktadır.
Bir vekil güç işlevini yitirdiğinde, onun yerini alacak yeni bir aktörün sahneye sürülmesi olağandır. Ruşen Çakır’ın programına konuk olan gazeteci Yusuf El Şerif’in de işaret ettiği gibi, eski Suriye ordusu generali Manaf Tlass’ın iktidar için hazırlandığına dair dedikodular bile, bu yeni vekil arayışının somut bir izdüşümüdür. Tlass, eski rejimin bir parçası olması sayesinde hem Suriye ordusunun kalan unsurlarıyla hem de uluslararası aktörlerle daha kolay bir iletişim kurabilir. Tlass’ın açıklamaları da bu yönde sinyaller veriyor. Onun, Suriye’de “esnetilmiş bir merkezi devlet” (kısmi özerklik vb) yapısını oluşturma ve ülkeyi “parçalı” unsurlardan arındırma stratejisine daha uygun görünüyor. Bu, emperyalistlerin, Colani’nin yaratamadığı o “istikrarlı” yapıyı, daha kontrol edilebilir bir figürle kurma arayışının küçük bir yansıması… Emperyalistler İran’ı kuşatmak üzere kendileri için sağlam-güvenilir ve istikrarlı bir Suriye cephesi inşa etmek için acele ediyor!
Bu karmaşık denklemde Türkiye’nin pozisyonu da Colani’nin kaderine sıkı sıkıya bağlıdır. AKP ve saray rejimi, Colani’nin zaferi için NATO gücü olarak önemli bir siyasi ve askeri sermaye harcamış, onu bölgesel bir stratejinin ana ekseni haline getirmiştir. Bu nedenle, Colani’nin kaybedeceği veya zayıfladığı bir senaryo, Erdoğan’ın Suriye politikasının da çöktüğü anlamına gelecektir. Bu, sadece uluslararası ilişkilerde bir geri adım değil, aynı zamanda ülke içinde iştahı kabaran sermaye sınıfı arasından ki klikler için de ciddi bir siyasi maliyet yaratarak, çatışmayı derinleştirecektir. Türkiye’nin “ikinci çözüm süreci” ile sergilediği tutarsızlıklar, bazen gaza basıp bazen frene basarak patinaj çekmesi, bu kırılgan stratejinin bir yansımasıdır.
Sonuç olarak, Colani’nin kaderi, emperyalistlerin onu artık bir araç olmaktan çıkarıp, bir engele dönüştürdüğü bir noktada düğümleniyor. Savaşın evrimi içinde, onu iktidara taşıyan güçler, onun varlığını kendi çıkarları için bir yük olarak görmeye başlıyor. Dolayısıyla, “sırtına bindiği güçler tarafından parçalanmak” sonu, bir kehanetten çok, emperyalist siyasetin mantıksal bir sonucu olarak karşımızda duruyor. Suriye, vekil savaşların vekalet verdiği liderlerin nasıl harcanabileceğinin yeni ve acı bir örneği olabilir… Ve ironik bir biçimde, kendi Müslüman kardeşine! sırtını ilk dönen ülkenin Türkiye olması şaşırtıcı olmayacaktır.









YORUMLAR