Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Günseli Uğur
Günseli Uğur

Susadıkça deniz suyu içmek

Deniz kenarındayım. Çok susadım. İçme suyu uzakta. İçme suyu satılık. Para da yok cebimde. Birinden istesem. Dayanışma da kalmadı ki. Deniz suyu sonsuz; okyanuslarca. Başka yol yok: deniz suyu içeceğim. Susatır. Olsun. Susadıkça yine içerim…

Güçlü metafor seven biri olarak bir de buradan yazmak istedim. Bir psikoloji sohbetinde geçmişti: “Sağlıksız baş etme biçimleri susadıkça deniz suyu içmek gibi”.

Ama beni tanıyanlar bu metaforu bireysel baş etme biçimleriyle sınırlamayacağımı tahmin eder. Ve der ki, “şimdi meseleyi seçeneklerin çarpıtıldığı bir sistemde hayatta kalma çabası olarak ifade edecek”. Bildiler. Ekleyeyim dostlarım, bu aynı zamanda sorunu çözmek isterken sistemi sürdürme halidir.

Sistem ne yapar?

İhtiyacı üretir, sonra o ihtiyacı gerçekten gidermeyen ve döngüyü sürdüren çözümler sunar. Sunduğu ise satılıktır.

Parayı satar mesela: Yoksulluk büyür, kredi kartı verilir. Yoksulluk derinleşir.

Şiddet artar, nedenleri yerine cezalar konuşulur. Şiddet yeniden üretilir.

Travmalar görünür olur, ama magazinleşir. Normalleşir, çoğalır.

Tüketim kültürü ihtiyacı gidermez; metayı üretirken onun etrafındaki metaforu da yeniden kurar.

Doğa talan edilir; doğala erişilemez. Doğal olana yakınlaşabilmek özlemiyle yapay yollar türetilir. “Organik” olan ancak çok parası olanın satın aldığı ayrıcalıklı raflardadır. İhtiyaç azalmaz, artar.

O halde “susadıkça deniz suyu içmek” yalnızca yanlış bir çözüm müdür?
Yoksa çözüm olduğu halde insanın kaosa itilmesi, boğazı yanacağını bile bile içirtilmesi midir?

Peki toplum olarak susuzluğumuzu deniz suyuyla gidermeye çalıştıkça, eşitsizlik daha da tuzlu bir gerçek haline gelmiyor mu?

Ya da tersten sorsak: İhtiyaçların gerçekten giderilebildiği bir düzen mümkün mü?

İnsanları deniz suyu içmeye mecbur bırakmayan, hatta temiz suyu sıradan bir hak haline getiren bir düzen?

“Herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre” mümkün olamaz mı?

Birileri gölleri satın alıp suyu metaya dönüştürürken, biz deniz suyu içmeye mahkûm ediliyorsak ne yapmalı?

Devrim.

Ama devrim yalnızca büyük bir kırılma değil ki; hele de günlük hayatta deniz suyunu reddetmeden hiç mümkün değil.

Deniz suyunu reddetmek, temiz suyu hak bilmek: işte devrim* böyle başlar.

*kazım koyuncu, devrimi düşünebiliriz

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER