Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Günseli Uğur
Günseli Uğur

15-16 Haziran’ı bugünden okumak: Yasaksız grev talebi*

O unutulmaz direniş günlerinin yıl dönümündeyiz.

Türkiye işçi sınıfı mücadelesi tarihine kazınmış, direnişin en gür seslerinden biri olan 15-16 Haziran direnişinin elli beşinci yıldönümü.

Hatırlarsınız; 1970’te, yüz binden fazla işçi, sendika özgürlüğüne yönelen saldırılara karşı İstanbul sokaklarını ve fabrikaları doldurmuştu.

Bir Aşık İhsani türküsünde** ezgilerle dillendiği gibi: Alnının terini su diye içenler “Kokuşmuş düzene sahip çıkanın alnının çatına bakarak”  yürüyordu.

Devlet tüm gücüyle ölümler pahasına yürüyüşü durdurmak için seferber olmuş, emekçilere geri adım attıramamıştı. Çünkü ortada salt hak mücadelesi değil, halk hareketi vardı. O kitle ki “Sağır beyinlere ayak sesini paslı çivi gibi” çakmıştı. “Sakatı, hastası, genci, yaşlısı”…

Peki Kavel Direnişini hatırlar mısınız? Aradan yarım asır geçmiş olsa da 15-16 Haziran’ı okurken sayfaları biraz daha çevirmek gerekir: 1963’te, grev hakkının yasal değil ama meşru olduğu o dönemde, Kavel kablo fabrikası işçilerinin işten atmalara karşı üretimi durdurmasıyla meşruluk aşılmış ve ardından grev hakkını içeren sendikalar yasası çıkmıştı.***

Bugün de örgütlü toplumsal mücadelenin önündeki engeller aynı değil mi? Grev hakkı olmazsa toplu sözleşmeye hak denir mi? Barajlarla sınırlanan sendika yasalarına rağmen örgütlenme özgürlüğünden bahsedilebilir mi? Lokavt hakkı grev hakkını yok saymaz mı?

Bugün Türkiye’de grev hakkının yasası varsa da; son beş yılda camdan metale, madenden belediyelere kadar pek çok işkolunda “milli güvenlik”, “genel sağlık” gibi bahanelerle getirilen grev yasakları işçinin sesinin sistemin içinde sistematik biçimde nasıl kısılabildiğini göstermez mi?

Kesinlikle…

Bugünden baktığımızda sadece bir sendikal özgürlükler talebiyle değil, işçi sınıfının topyekûn haklarına ve demokrasi mücadelesine sahip çıkışının örnekleri olması nedeniyle Kavel ve 15-16 Haziran Direnişlerini anmak eyleme dönüşmediği sürece anlamsızdır. O tarihi bugünün direnişçileriyle yeniden yazmak lazımdır!

O halde, özetle; grev ister bir toplu sözleşme sürecinde olsun ister bir iş yerinde keyfi işten çıkarmalara karşı olsun, insanca çalışma ve insanca yaşam koşulları mücadelesinin en haklı ve en güçlü aracıdır.

Grev sadece ücret pazarlığı değildir.

Grev aynı zamanda bir onur, hak ve gelecek mücadelesidir.

Yani demokrasi ve özgürlük mücadelesidir.

Bu yüzden yasaksız grev talebine sahip çıkmak sadece işçilerin değil hepimizin görevidir.

Atilla İlhan’ın bestelenmiş şiirlerinden Dilekçe’de “Oy bilesen ki ben haa” feryadında olduğu gibi “Yerden cevahir söken zincirini yitirmiş dev” grev hakkını istiyor!****

 

* https://x.com/taleplerimiznet?t=qLs7_sG6t2TlXMdRCXicmQ&s=08

** https://m.youtube.com/watch?v=frFw5CS-4Bs

*** 1961 Anayasası’yla sosyal ve iktisadi haklar arasında yer alan
sendikal örgütlenme ve grevli toplu pazarlık hakkı anayasal güvence altına alınmış;
söz konusu haklar, 1963’te 274 ve 275 sayılı Kanunlarla düzenlenmiştir.

****https://youtu.be/G20ff6AF_oQ?si=BFBVAbKLpytg92Dv

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER