Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Veli Şahin
Veli Şahin

Atavistik Kırılma ve Emperyalizmin Geriye Sıçrayışı!

Evrim Ağacı’nda yayımlanmış “Atavizm ve Geri Evrim: Türler Atasal Özelliklerini Nasıl Yeniden Kazanıyor?” başlıklı yazı, doğa bilimleri ile toplumsal süreçler arasında kurmaya çekindiğimiz o tehlikeli ama zihin açıcı analoji için bir kapı aralıyor. Yazıda atavistik model; türün evrimsel geçmişinde bir dönem var olan ancak sonradan körelerek kaybolan özelliklerin, beklenmedik şekilde yeniden ortaya çıkması olarak özetleniyor.

Tarihsel süreci, durmaksızın ileriye akan doğrusal bir nehir gibi görmek, bizi kıyılardaki anaforları ve yatağın altındaki tehlikeli girdapları fark etmekten bazen alıkoyar. Oysa bugün nehrin yatağının geriye doğru kıvrıldığı, suların bulanıp karıştığı karanlık bir dönemece girdik. Yaşadığımız dönemi yalnızca bir kriz olarak tanımlamak yetersizdir; bu, batı emperyalizminin kendi geçmişinden gelen en vahşi hayaletleri uyandırdığı bir “geriye sıçrama” çağıdır.

Biyolojide atavizm, bir canlıda milyonlarca yıl önce yok olduğu sanılan pençe, diş veya kuyruk gibi uzuvların aniden belirmesidir. Bu bir ilerleme değil; genetik hafızanın derinliklerinde uyuyan kadim bir dehşetin, modern hücrelerin şaşkınlığı içinde uyanışıdır. Bugün emperyalizm de tam olarak bunu yapıyor: Görünürdeki “uygarlık” maskesinin altından, kapitalist sistem öncesini anımsatan dönemin o ilkel, kaba ve karanlık zorbalık biçimleri yeniden inşa ediyor.

Filistin’deki soykırımcı saldırganlık, Lübnan’ın egemenliğinin hiçe sayılması ve Suriye’de cihatçı çetelere verilen destek ile derinleşen yeni çatışma dalgası, emperyalizmin ve kapitalist devletlerin bölgede artık sabit bir düzen değil, “sürekli ve yönetilebilir bir çatışma” stratejisi izlediğini kanıtlıyor.

Afganistan’ı Taliban’a teslim eden ABD, Suriye’yi HTŞ’ye teslim etti. Bugün ise IŞİD tutuklularının kaldığı cezaevlerinin boşaltılmasına göz yumarak, hatta teşvik ederek IŞİD’e Irak’ın kapılarını açmak istiyor. Irak ve İran üzerinden mezhepçi çatışmaya hazırlık için IŞİD-vari örgütlenmeleri stratejik partner olarak görüyor. İsrail’in güvenliği ekseninde batı emperyalizmi, Orta Doğu için sadece kan ve cehennem vadediyor.

Bu kirli stratejinin bedelini ise en savunmasız olanlar ödüyor. Daha dün su ve elektrik kesintileri nedeniyle 4 Kürt çocuğu donarak ölüme terk edildi. Kadınların saçları kesiliyor, sistemli şekilde tecavüze uğruyorlar… Bu vahşet, “jeopolitik hamleler” adı altında pazarlanan barbarlığın ta kendisidir.
Bu “geriye sıçrama” yalnızca uzakta yaşanan bir trajedi değildir. Emperyalizm, bu atavistik dönüşümü gerçekleştirmek için yerel “partnerlerini” de hazır tutuyor. Türkiye, 28 adet NATO füze ve radar üssü ile bölgedeki bu karanlık operasyonel ayağın pratik uygulayıcısı konumuna getirilmiştir. ABD taşeronluğunun yeni adı “bölgesel güç” olarak ilan edilmektedir! Türkiye’nin geleceğine ayna tutacak sözleriyle erken seçimin söz konusu olmadığını belirten Bahçeli, “Bu dönemde erken seçim mümkün değildir; doğru da değildir. Türkiye’nin çevresi ateş çemberidir. İstikrarı korumak önemlidir” ifadelerini kullandı. Orta Doğu’daki ateşe benzin dökecek politikaları ve stratejileri ile Cumhur İttifakı, Türkiye’nin geleceğini açıkça riske atmakta, seçim gibi burjuva sistemin en basit hakkını bile işçi ve emekçilerin elinden alabileceğine dair ilk sinyalleri vermektedir.

Emperyalizm, yapısal krizlerle başa çıkamadıkça tarihin çöp sepetine attığımızı sandığımız her türlü şiddet ve zor yöntemini göreve çağırıyor. Bunun en sarsıcı örneği; HTŞ gibi yapıların, barbar, gerici milis güçlerinin, “jeopolitik zorunluluklar” bahanesiyle meşrulaştırılmasıdır. Dün insanlık dışı ilan edilen yöntemlerin, bugün devletler arası satranç tahtasında “kullanışlı piyonlar” olarak masaya sürülmesi; burjuva hukukun kendini inkar ettiği, çıplak şiddet döneminin başlangıç noktasıdır.

Bize yıllarca özellikle sağ ve sol liberallerce vaat edilen o “evrensel barış” düşü, yerini öngörülemez bir vahşete bıraktı. Karşımızdaki manzara yeni bir düzen değil; emperyalizmin genlerinde sömürgeciliğin en karanlık çağlarının zorbalığını taşıyan dev bir canavarın uyanışıdır.
Fakat bu bir kader değildir. Tarihin bu “atavistik” sapmasını kırmak; emperyalizmin dayattığı bu ilkel refleksleri reddetmek ve insanlığın sınıfsız bir dünya mücadelesini çok daha güçlü bir biçimde yeniden inşa etmekle mümkündür. Küçük bir anlaşmazlık ve çelişkinin hızla çatışmaya dönüştüğü bugünlerde, “küçük” denilebilecek mücadele örnekleri de sıçramalara neden olabilir…

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER