Geçtiğimiz günlerde İzmir’de sendikal mücadele konulu bir etkinlik vardı. Salonun dolu olduğunu görünce çok mutlu oldum. Tabi ki kalabalığın bir kısmı sendika yöneticileri ve işyeri temsilcileriydi. Keşke daha çok işçi olsaydı diye düşünsem de işten atılan ve direnişini sürdüren işçilerin varlığı salona başka bir anlam kattı.
Kocaeli Üniversitesi’nden “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisine imza veren barış akademisyenlerinden Doç. Dr. Hakan Koçak, Evrensel Gazetesi Yazarı Nuray Sancar ve Birleşik Metal-İş Sendikası Genel Başkanı Özkan Atar’ın konuşmacı olduğu etkinlik 13 sendikanın* çağrısıyla gerçekleşmişti. Bu sendikaların farklı konfederasyonlardan olması da oldukça olumlu bir adımdı ki biz bu sendikal haklar komitesiyle zaten tanışıyoruz.
Bu 13 sendika; Anayasal bir hak olan sendikalaşmaya, sendikal hak faaliyetlerinin engellenmesine, sendikacılığın suç sayılmasına, grev yasaklarına karşı geçtiğimiz Nisan ayında Sendikal Haklar Kurultayı’nda buluşmuşlardı.
İş Hukuku Uzmanı Dr. Murat Özveri ile Emek Partisi Milletvekili Sevda Karaca’nın konuk olarak katıldığı bu kurultay sonunda açıklama yapan komite “sendikal örgütlenme konusunda yaşanan her türden yasal ve fiili engellerin ortadan kaldırılması, gerekli yasal düzenlemelerin yapılabilmesi için meclisi harekete geçirmek üzere verilecek yasa önerilerinin işçiler ve sendikaların ortak talebi olarak hazırlanması ve mücadelede nasıl bir hat izleyebileceğimizi hep birlikte tartışmak doğru yöntem olacaktır” açıklamalarında bulunmuştu.
Dolayısıyla komitenin planladığı “geçmişten bugüne işçi sınıfı ve mücadeleleri” konulu etkinlik dönemin ihtiyaçları açısından da çok anlamlıydı. Konuşmaların içeriğinin işçilerin örgütlenme ve mücadele süreçlerini sadece ideolojik ve sosyolojik eksende teorik kalıp olarak anlatmak değil de tarihi işçi eylem ve direnişleriyle iç içe olması etkinliği oldukça zenginleştirmişti.
Örneğin, Hakan Koçak, İzmir işçi sınıfının 1900’lerden itibaren geçirdiği dönüşümü, ilk grevleri, kazanımları anlatırken İzmir İktisat Kongresi’nde dile getirilen ama hâlâ hayata geçmemiş taleplerden söz etti: 1 Mayıs’ın resmi tatil olması, doğum öncesi ve sonrası izinler, sendikaların özgür olması, amele yerine işçi denmesi, Cumhuriyetin ilk yıllarında SSCB’nin işçi örgütlenmelerindeki etkisi, 1935’de kurulan İşçi Esnaf Birliği ile işçi sınıfı mücadelesinin denetim altına sokulması vs… ve tabii 80’ler… Hakan Koçak’ın sendikal örgütlenme ve grev hakkı konusunda Emek Partisinin “Barajsiz sendika, yasaksız grev, güvenceli iş” kampanyası ve meclise sunulan yasa teklifinin önemli olduğuna vurgu yaparak, “Buradaki tartışmalarda da gördüğümüz gibi ayrı konfederasyonlar var aynı işkolunda farklı sendikalar var bağımsız sendikalar var. Demek ki farklı sendikal anlayışlar var. Ancak işçi sınıfının çıkarı için birleşelim, şu barajları sendikalaşma önündeki engelleri yıkalım, barajlar kaldırılsın o zaman işçiler dün TPI’da olduğu gibi sandık kursun referandum ile istediği sendikayı yetkili sendika olarak seçsin. Bunun çok önemli olduğunu geçmişte Kavel dahil birçok direnişin özünde sendikal anlayış mücadelelerinde vardır. Buradan da kaçmamak gerekir” demesi salonda alkış yükseltmeye yetti.
Nuray Sancar, Tariş grevini ortaya çıkış koşulları, işçilerin talepleri ve örgütlenme düzeylerini anlatırken o dönemin baskı koşullarını da bugüne bağladı. Fabrikalardaki sorgu odaları, stadyumlara doldurulan işçiler, yargılanan ve hatta öldürülen işçi önderlerini, kayyum atamaları ve direnişlere evlerinden destek veren kadınları anlatırken bir belgesel film izler gibiydik. Anlatılanlar, tarihin sayfalarından bugüne uzanan bir hat olmaktan öte ders çıkarılması gereken emsallerdi. Çarpıcı idi; örneğin Tariş direnişi 24 Ocak kararları açıklanmadan iki gün önce başlaması sebebiyle o zamanki hükümet için prova alanı olmuştu. Çünkü Tariş ülkü ocaklarının üslerinden biriydi.
Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Özkan Atar ise grev hakkının olmazsa olmaz olduğunu vurguladığı sunumunda Kavel direnişi ve öncesi Saraçhane mitingi örneklerini verirken aynı işkolunda farklı kadrolar ve farklı konfederasyonların yarattığı parçalanmaya değindi.
Etkinliğe katılan sendika yönetici ve işçi temsilcileri de “barajsız sendika”, “güvenceli iş” ve “yasaksız grev” taleplerinin ne kadar acil talepler olduğunun altını çizen deneyimler aktardılar.
Doğal olarak etkinliğin en coşkulu bölümü, direnişteki işçilerin konuşmalarıydı. Sayıları azdı ama söyledikleri netti: hak için, ekmek için, insanca çalışma koşulları için mücadele etmekten vazgeçmeyeceklerdi. Örgütlü olmanın gücü seslerine yansıyordu. Onların sesi belki de salondaki en samimi, en doğrudan sözlerdi.
Bir daha gördük ki geçmişten bugüne hafızamız aynı şeyi hatırlatıyordu; mücadelenin öne çıkarılması gereken en önemli ihtiyacı sendika ve konfederasyon ayrımı yapmadan, sendikasız işçileri de kapsayan bir örgütlenme ağı oluşturulması. Ancak bu yolla sınıf sendikacılığı zemininde gelişen ortak birleşik bir mücadele sürdürmek mümkün olacaktır.
*Birleşik Metal-İş Sendikası, Petrol-İş İzmir Şube, Genel Maden-İş Ege Bölge Temsilciliği, Sağlık-İş İzmir Şube, Basın-İş İzmir Şube, Devrimci Turizm İş, Gıda-İş, İletişim-İş, Kristal-İş, Tekgıda-İş, TEKSİF Ege Bölge Temsilciliği, Türkiye Gazeteciler Sendikası ve Tez Koop-İş Sendikası









YORUMLAR