Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Günseli Uğur
Günseli Uğur

Bulut mu olsak?*

Bugün “bulut” dediğimizde çoğumuzun aklına ilk olarak teknoloji geliyor: internetin (güya)  bilgilerimizi sakladığı (ve başkalarına sattığı) “cloud” uygulamaları. Ama biliyoruz ki bulut, insanlık tarihi boyunca çok daha derin anlamlar taşımış bir imge.

“Kara bulutlar çöktü üstümüze” dediğimizde kederi, umutsuzluğu anlatırız. “Sevdalı bulut” dediğimizde özlemi, aşkı… Bir de ben gibiler için ilk bulut çağrışımı beyaz bulutlar üzerinde kollarını çenesinin altında kavuşturup keyifle yüzüstü uzanmış, düşler kuran, huzurlu Heidi gülümsemesi olabilir.

Nazım Hikmet’in Sevdalı Bulut** şiirinde ki bulut, sevdanın izini sürerek gökyüzünde özgürce sınır tanımadan dolaşan bir bulutken, geçen akşam izlediğim Kara Sevdalı Bulut*** filmindeki bulut bambaşka bir renkle bambaşka bir masalın metaforuydu:

“Bir zamanlar cennet kadar güzel bir ülke varmış. O ülkede insanlar özgür değilmiş, korku içinde yaşarlarmış. Çünkü ülkenin hakimi zorbanın biriymiş” diye bir nine masalıyla başlayan filmde fabrikada çalışan bir kadın, banka memuru kocası ve küçük kızlarının hikayesi anlatılıyordu. Bir gece sabaha karşı askeri darbe (12 Eylül) olmuş, anne silahlı adamlar tarafından evden alınıp bilinmeyen bir yere götürülmüş, günler sonra geri dönmüş; ama işkenceden sağ çıksa da yaşarken ölüye dönmüştü. Anne, yeniden var olabilmek için mücadele ederken kocasının ve çocuğunun farklı baş etme ve destek olma şekilleri oldukça başarılı yansıtılmıştı filmde. Rivayete göre, anne ve kızı babayı terk edip bulut olmuşlar, gökyüzüne karışmışlardı.

Buraya kadar özetlersek, Nazım’ın sevdalı bulutu özgürlüğün ve umudun habercisiyken, bahsettiğim filmdeki bulut karanlığın, umutsuzluğun simgesine dönüşmüştü.

Demek ki gökyüzümüzde hangi bulutların dolaştığını sorgulamak, yalnızca edebiyatın değil, hayatın da meselesi. Ki edebiyat konusunda deneme yazabilecek kişi de ben değilim; tek niyetim Eylül ayına, sonbahar bulutlarına gelebilmek için bir girizgah oluşturmaktı. Yoksa bulut denince benim aklıma ilk gelen tıpkı ilkokulda hayat bilgisi dersinde öğrendiğimiz gibi: Şimşek ve yağmur, iki bulutun çarpışmasıyla oluşur; soğuk bulutlarla sıcak havanın karşılaşması gökyüzünde gerilim yaratır, ezber bilgileri… Evet ya, bugünün kara bulutları da öyle değil mi? Halkın umudu ile baskının soğuk bulutları karşılaşıyor; bir taraf özgürlük için çarpıyor, diğer taraf karanlığı sürdürmek için direniyor.

Artık Eylül bulutlarına dönebilirim.

Kara Sevdalı Bulut filminde o masalın devamı anlatılmıyordu. Ama aslında hepimiz biliyoruz ki, masalın devamını biz yaşadık. Ve hâlâ yaşıyoruz.

Çünkü Eylül ayı Türkiye’nin yakın tarihinde sadece dökülen sarı yaprakları hatırlatan bir takvim yaprağı değildir. Eylül; darbelerin, işkencelerin, kayıpların, yasakların, yoklukların ayıdır.

Bundan yıllar önce, 6-7 Eylül 1955’te, devletin kışkırttığı bir saldırıyla gayrimüslim yurttaşların evleri, işyerleri, ibadethaneleri yağmalanmış, bir gecede hayatlar altüst olmuş, ülkenin çokkültürlü dokusu ağır bir darbe almıştı. Yıllar sonra, 12 Eylül 1980 darbesiyle milyonlarca insanın yaşamı yeniden karartılmış, sıkıyönetim, işkenceler, idamlar, kapatılan sendikalar ve derneklerle toplumsal mücadele felç edilmek istenmişti.

Evcilik oyunlarımıza nasıl yansımıştı bilir misiniz? İki kişi karşılıklı el ele tutuşup, üçüncü kişiyi kolları içinde çembere alırdı, yakalardı yani ve sorardı: “Sağcı mısın solcu musun”.  Yakalanan kişi de “ikisi de değilim” deyip çemberin altından kaçar kurtulurdu…

Bugün geriye dönüp baktığımızda “O günler çok zordu” diyebiliriz. Gaz ve tüp kuyruklarında beklemişliğim, tankerlerle gelen suları kendimden büyük bidonlarla taşıdığım olmuştur. Ama bugünün Türkiye’si de farklı değil. Ekonomik kriz içinde milyonlarca insan ay sonunu getiremiyor. Kadınlar, uluslar, kimlikler, inançlar hâlâ ayrımcılığın ve şiddetin hedefinde. Gençler gelecek kaygısıyla boğuluyor, işsizlikle mücadele ediyor. Halkın talepleri, özgürlük ve eşitlik istekleri ise yine baskıyla karşılanıyor. Kadınlar, çocuklar, işçiler cinayet ortak parantezinde ölüyor, ölüyor, ölüyor.

Bugün Türkiye’nin göğünde dolaşan bulutların rengi, ne yazık ki karaya daha yakın. Halkın iradesiyle seçilen belediyelere kayyumlar atanıyor. Sandıktan çıkan seçimler, mahkeme kararları ve idari tasarruflarla (!) susturuluyor. Halkın oy hakkı hiçe sayılıyor. Partilere, belediye başkanlıklarına atanan kayyumlar, sadece siyasal iradeye değil, bu ülkenin demokrasi umuduna da kara bulut gibi çöküyor. 12 Eylül döneminden daha mı kolay dersiniz?

Eğitim ve sağlık gibi en temel haklara ulaşmak giderek zorlaşıyor. Üniversite kapısında biriken gençler barınma kriziyle boğuşuyor, derslik bulamıyor, geleceğini kuramıyor. Konut krizi, kiraların maaşları aşmasıyla hepimizi vuruyor.

Bu tablo kader değil, biliyoruz. İşçi sınıfının örgütlü gücü, halkların dayanışması ve emek mücadelesiyle kara bulutların dağıtılabileceğini de biliyoruz. Çünkü bugünkü tablo yalnızca kayyumlar, yasaklar, kısıtlamalarla özetlenemeyeceğine göre bir sınıf sorunudur; emeğin değil sermayenin tercih edilmesi, öyle değil mi?

Ama, durun bir,  gökyüzü hiçbir kara bulutun tekeline ait değildir.

Nazım’ın sevdalı bulutu hâlâ hafızamızda dolaşıyor: özgür, sınırsız, yaşamı büyüten bir sevdalı bulut. Bu ülkenin emekçileri, gençleri, kadınları o bulutun izini sürüyor. Kimi zaman grev çadırında, kimi zaman direniş alanında, kimi zaman mezuniyet törenlerinde, kimi zaman Gezi’lerde, kimi zaman da seçimlerde kendi iradesine sahip çıkarken.

Ve belki de Livaneli şarkısıyla bellediğimiz bir başka Nazım şiirindeki  “Bulut mu olsak, gemi mi yoksa? Balık mı olsak, yosun mu yoksa? Deniz olunmalı, bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla…” * deyip son söz niyetine bağlamak gerek:

Geçmişi hatırlamak, bugünü değiştirme iradesi için bir zorunluluktur. Bu yüzden Eylül’ün acısını taşıyan bizler, aynı zamanda yarının umudunu da büyütmeliyiz. Çünkü bu masalın devamını biz yazacağız. Ve yazdığımızda, zorbanın değil halkın hikâyesi olacak.

* https://www.antoloji.com/bulut-mu-olsam-siiri/

** https://va402.forumist.com/wp-content/uploads/2011/06/Sevdal%C4%B1BulutKitap.pdf

*** https://sinematek.tv/12437/

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER