- Offf of… Aklım almıyor! Nasıl dayanılır bunca acıya?
- Napsak? Çocukları nasıl korusak?
- Neden biz koruyoruz?
- Bakanlar neye bakıyor? Eğitim, iç işleri?
- Yerel güvenlikten kim sorumlu?
- Vali
- Vali mi? Çocuğumu o mu koruyacak?
- O, oğlunu korusun! Gülistan Doku cinayeti çözümlendi…
- Ya bunlar okul öncesi ilahiyat öğretenler değil mi?
- Yapma canım, seri katil mi bu?
- Değil, sistematik bir aygıt.
Diziler ve dijital oyunların gençleri suça özendirmesi konuşulurken benim zihin… Sakin olun, karmaşa yok, net.
Evet ne televizyon kanallarının ne de sanal platformların sınırı var. Artık cep telefonu değil kulak sunucusu falan denmeli. Sanal alem herhangi bir iş yaparken bile kulaklıklarımızda. Çoğu kez cihazımızın markası bile özenme – bu da başka bir veri.
Anahtar kavramlar hazır: toplumsal sınıflar, kimlikler. “Çok klişe” demeyin.
Akran zorbalığı deyip geçmeyin.
“Gençler özeniyor”. Engellemek gerek.
O halde çalışsın RTÜK. Engellensin erişimler. Getirilsin yasaklar.
Bir sürü ötekiler olsun. Ötekiler bir “sürü” olsun.
Bir sürü suçlu, kayıp, taciz, tecavüz, bir sürü ölüm …
Bu özenme kişisel değil, sınıfların, kimliklerin, ekonomik baskıların toplumsal yansıması.
Yok, mesele özenmek değil. Özenmek, çoğu zaman bezenmiş olana yönelmek değil mi?
Ve “bezemek” parlatılmış bir sunumla cazip hale getirmek; kasıtla…
Şiddetin estetikleştirilmesi ve görünmez kılınan dayanışma
- Kentsel dönüşüm bekleyen kondulu’ya yalılarda geçen lüküs hayatlar
- Ne iş yaptığı belli olmayan serveti sınırsız karakterlerle bezenerek
- Suçun, bireysel adaletin, şiddetin ve mafya ilişkilerinin merkezde olduğu karanlık hikâyeler
- “Yakışıklı” erkekler ve “güzel” kadınların “karizma”sı ile donatılırken
Evet yanlış anlamadınız; şiddet bile “estetik” sunulmuyor mu?
Gündüz kuşağı programları başka bir alem. Yoksulluk, aile içi şiddet, aldatma, kayıp vakaları…
“Kader yüklü” bir yoksulluk ve çaresizlik gözyaşları ile reytinge yazılıyor.
Bezdik.
Dayanışma, hak arama yok?
Bezenen sunumlarda ekmek kavgası, barış ve demokrasi yok.
Sınıf sendikacılığı yapan işçi önderleri, gerçeği göstermeye çalıştığı için hapsedilen gazeteciler yok.
Gözden ırak olan akılda da tutulmuyor. Akıllar tutuluyor.
Korkunç şeyler bunlar yüzünden mi birdenbire yaşanıyor?
Medyanın etkisi çok—eyvallah. Ama bu günah keçisini üreten kim?
Derdi ne ki aynı koşullarda, aynı politik tercihlerle yeniden üretilmeye devam ediliyor.
Kadın ya da işçi cinayetleri gibi çocuk cinayetleri de politiktir; sınıfsaldır diyebilir miyiz?
Kadını katleden erkeğe, doktoru öldüren hastaya “zaten şizofrendi” vb denirken suç işleyen çocuklara da tanı uydurmaları tesadüf mü?
Hee belki de Merkür retrodur. Saldırganların burçlarına mı baksak?
Değil. Bunlar bireysel suçlar değil; süreklilik üreten bir düzen olduğu aşikâr.
Münferit vakalar gibi sunulsa da ortada mütemadi bir şiddet var.
Makro düzeyde Epstein, mikro düzeyde Türkiye’de bir okul.
Hiçbir şey birdenbire olmadı.
Hiçbir şey kendiliğinden değişmeyecek.
Çünkü bu düzen, aynı sonuçları tekrar tekrar üreten bir seri katil mekanizması.
Bu mekanizmayı durduracak olan biziz: sınıfsal kavrayış ve örgütlü mücadele ile kenetlenen kollarımız. Enternasyonal’in söylediği gibi: “Bizleri kurtaracak olan kendi kollarımızdır.”*
* Enternasyonel marşı, Eugène Pottier tarafından yazılmış ve Pierre De Geyter tarafından bestelenmiştir.









YORUMLAR