Uyuşturucu meselesi tartışılırken genellikle iki uç arasında gidip geliyoruz: Ahlaki çöküş saptamaları ve güvenlik temelli politikalar.
Biraz da bu iki uç yanılsamasının bilinçli yaratıldığı gerçeği üzerine konuşmak gerek sanıyorum.
Son aylarda izlediğimiz, kameralar eşliğinde yapılan operasyonlar, bu ülkenin uyuşturucu gerçeğini anlamaya yetiyor mu dersiniz?
Mesele yalnızca kişilerin “yanlış tercihi” mi? Yoksa devletin tercihleri, görmezden geldikleri ve bilerek gizlediği; muhtemel baronların bulunduğu kör noktalar mı?
Uyuşturucuya erişimin bu denli kolay olduğu, hatta ticaretinin kollukla iç içe geçtiğine dair iddiaların sıradanlaştığı bir yerde, “uyanık olun anneler babalar, aman dikkat edin öğretmenler” çağrıları ikiyüzlü bir kaçıştan fazlası değil mi?
Yücel Demirer’in bu haftaki yazısı* bu ikiyüzlülüğü tarihin karanlık bir sayfasından tutarak açıklıyor kanısındayım. Yazıda, Nazi Almanyası’nda uyuşturucunun bir dönem yasaklanıp, sonra bizzat devlet eliyle askerlere dağıtılması örneğinde uyuşturucunun ahlaki değil, siyasal bir araç olarak nasıl konumlandırılabildiğini görebiliyoruz.
Öyle ya güç, savaş ve kâr söz konusu olduğunda yasakların kolayca görmezden gelindiği; bedelin ise her zaman yoksullara, gençlere, askerlere ve tabi her kesimden sivillere ödetildiği sadece geçmiş tarihin değil günümüz emperyalist koşullarının da gerçeği değil mi?
Uyuşturucu ticaretinin elebaşlarına dokunmazken, özellikle iktidarın ‘makbul’ saymadığı hayat tarzlarına sahip, göz önünde olan kullanıcı(?) ünlüleri hedefe koyarak yaptıkları gibi; uyuşturucuyla mücadele etmekten çok, toplumu hizaya sokma faaliyetine organize bir şekilde devam ediyorlar.
Bu tablo içinde başarılı(!) operasyon haberleri uyuşturucu ticaretinin uluslararası boyutunu ve siyasallaşmış yapısını, ülkenin coğrafi olarak da önemli bir geçiş görevi olduğunu görünmez kılmaya yetebilir mi?
Tam bu noktada uyuşturucu ve bağımlılığın sadece bireysel bir suç değil, çok büyük bir halk sağlığı sorunu olduğunu vurgulamak gerekiyor.
TTB (Türk Tabipler Birliği)’ye göre cezacı ve yasakçı politikalar ne kullanımı azaltıyor ne de bağımlılığı ortadan kaldırıyor; aksine tedaviye erişimi zorlaştırıyor, damgalamayı büyütüyor ve hem kayıt dışı hem de daha ölümcül kullanımı teşvik ediyor.
Daha da ötesi 16 yaşındaki çocukların tetikçi olarak uyuşturucu batağına sürüklendiği bir ülkede, sorunun kaynağını bireysel ahlakta, denetimsizlikte aramak ancak büyük bir inkârla ve bilinçli bir çarpıtmayla mümkün olabilir.
Toplum sağlığının korunmasını ilke edinen kamusal sağlık politikaları oluşturulmadan, uyuşturucu ve her türden bağımlılıkla mücadele hedefine ulaşamayacaktır.
O halde, bir kez daha, yoksulluk ve işsizlik arttıkça uyuşturucu kullanımının da arttığının bilinciyle, kapitalist sisteme karşı topyekün birleşik mücadele çağrısını tekrarlamalıyız.
*https://www.evrensel.net/yazi/98514/kapitalizmin-uyusturucuyla-derin-ortakligi









YORUMLAR