Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Günseli Uğur
Günseli Uğur

Sendikanızı nasıl alırdınız?

Sendikanızı nasıl alırdınız?
Siyaset üstü mü olsun? Yeni nesil mi?
“Meslek odaklı” mı olsun? İşkolu mu?

Bir de “marka sendikalar” var. Kendilerine öyle diyorlar…

Söylenişleri modern, vaatleri cazip(!)

Oysa ne kadar farklı cümlelerle ifade etmeye çalışsalar emekçilerin istedikleri çok basit: insanca bir çalışma ortamı ve insanca yaşamaya yetecek bir ücret. Ve bunu savunan, mücadeleyi emekçilerin ortak çıkarları etrafında örgütleyen bir sendika.

“Emek”, “insanca yaşam”, “ortak çıkar”, “birleşik mücadele” …
Bunlar size çok mu basmakalıp geliyor artık?
Yoksa mücadeleye olan inancınız mı zayıfladı? Sendikalara güveniniz mi?

Belki de herkes için adalet istemiyorsunuzdur.
Belki yalnızca kendinizi kurtarmak istiyorsunuzdur.

Neden olmasın?
Sendika size terlik, pabuç alıyorsa; polar ceket, hatta forma veriyorsa…
“Bana ne” diyebilirsiniz.

Çalışan güvenliği mi?
İş güvencesi mi?
Güvenceli gelecek mi?

Demek ki böyle dertleriniz yok.

Sendikanız ek iş hakkı mı talep ediyor?
Ne güzel(!) Bir iş olmazsa öbürü olur. Üstelik üyelik ayrıcalığınız da var: özel indirimler, kampanyalar, ucuz tatiller…

Böylece o “aynı nakarat” diye küçümsenen dilin yerini başka bir dil alıyor. Sendikanın dili yavaş yavaş mücadeleden çok hizmet sektörünün diline benzemeye başlıyor.

Ve o noktada sendika, emekçilerin ortak gücünü büyüten bir örgüt olmaktan çıkıp üyelerine avantajlar sağlayan bir aracı kuruma dönüşüyor hatta bazen bir hayır kurumuna…

“Ben uğraşmayayım, sendika uğraşsın. Davayı sendika avukatı açsın, görüşmeleri yöneticiler yapsın” beklentisiyle “alanlarda olmaya ne gerek var” dediğimiz anda ise karşımıza bürokratik sendikacılık çıkıyor. Bürokrasi yerine işçi emekçi kitleden yükselen demokratik bir tarz da olası, biliyor muydunuz?

“Diğer sendika iyi bir şeyler yapıyor ama bizden değil” dediğimizde ise sendikal rekabet büyüyor.
Peki dayanışmanın hiç mi imkânı yok?

Benzer bir daralmaya meslek temelli sendikacılık anlayışı da yol açıyor. Her mesleğin kendine özgü sorunları elbette var. Ama emekçileri yalnızca mesleklerinin sınırları içinde düşünmek, onları birbirinden ayırmanın da bir yolu değil mi?

Sınıf sendikacılığı tam da burada başka bir kapı açıyor.
Emekçilerin ortak çıkarlarını esas alan; meslek, kadro ya da unvan ayrımlarının ötesinde bir birlik fikrine dayanan; hakların yalnızca yasal düzenlemelerden ibaret olmadığını hatırlatan bir anlayış…

Bu nedenle sendikaları uzlaşmacı her türlü eğilimden ve hizmet dağıtıcısı olmaktan çıkarıp, emekçilerin ortak iradesinin örgütü olarak inşa etmek ancak sınıf sendikacılığı ile mümkündür.

Emek Hareketi’nin* sıkça hatırlattığı gibi mesele yalnızca bilmek değil, değiştirmektir.
Sınıf sendikacılığı da tam olarak bu ihtiyacın adıdır.

Çünkü hayat mücadeledir.
Ve mücadele, siyasetin ta kendisidir.

*https://www.instagram.com/emekhareketitr/

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER