Pazar günleri bazılarımız için haftanın gündemlerini gözden geçirdiğimiz, biraz keyif ve dinlence, biraz güncelleme yaptığımız gündür öyle değil mi? İhtiyaç olan araç ise gazetemizdir.
Bazılarımız diyorum çünkü pazar mesaisi olanlar, haftalık ev işleri yapmak zorunda kalanlar, çocukları kurstan kursa koşturanlar, ek iş yapanlar, kısacası farklı sebeplerle dinlenme hakkı elinden alınanların sayısı çok daha fazla.
Ben de bu pazar sabahı “dünyada neler oluyor” deyip laptopumda gazete manşetlerine baktım. Arama motoruna günün manşetleri yazınca 25 farklı gazete çıktı karşıma. Farklı kulvarlardan, farklı önem sıraları ve ifadelerle… (Bana okuduğun gazeteyi söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.)
Sonra 8 Ocak* günü ölümünün otuzuncu yılında Metin Göktepe’nin anması ve 10 Ocak’ın** Çalışan Gazeteciler Günü olması… derken ‘gazete’ konulu bir deneme yazmaya koyuldum.
İlkel toplumlarda bilgi paylaşımının mağara resimleri ile olduğundan, sözlü gelenekler ve hikaye anlatımlarıyla hafıza yaratıldığından başlayayım dedim. Baktım çok uzun olacak, yapay zeka yazılımları, drive’lar bulut’lar döneminden en az beş bin yıl önce yazının icadını hatırlatsam yeter dedim.
Gazete kelimesi nerden türemiş derseniz; pek çok dilde Türkçe karşılığı haber kağıdı olan gazete kelimesinin kökeni İtalyanca’da “gazzetta” imiş. Venedik’teki gazeteler çok düşük bir ücrete satılırmış, bu ücret zamanla onun ismi haline gelmiş. Dilimizde ise bin dokuz yüzlerde haber kağıdı ya da nevir şeklinde isim önerileri olmuş ancak kullanımda kabul görmemiş ve gazete olarak kalmış.
Günlük ya da haftalık gazete, duvar gazetesi, ulusal gazete, internet gazetesi, yerel gazete vs vs… Hedef kitle ve amaca yönelik değişen türleri var elbette.
Bugün sosyal medyanın gazetelerin yerini aldığı söyleniyor ama bence hiç de öyle değil.
Sosyal medyanın nasıl bir algoritmik çıkar mantığıyla çalıştığını her gün defalarca deneyimliyoruz. Lafını ettiğimiz, hakkında arama yaptığımız şey tarayıcı sayfamız ya da sosyal medyamızda bir ekran aracılığı ile karşımıza çıkıveriyor. Böylece savaşlar, yoksulluk, yolsuzluk, iş cinayetleri, kadın cinayetleri gibi gerçek ve ağır konular; magazin, dedikodu ve komik videolar arasında eriyip gidiyor.
Gazetenin birinci sayfasında tartışılması gereken meseleler, sosyal medyada birkaç saniyede kayıp geçiyor. Tam da bu noktada gazete manşetleri ve köşe yazıları hayati hale geliyor.
Açıktır ki köşe yazıları haberin kendisinden çok analizini yaparken bugünü dünle ve yarınla ilişkilendiriyor; savaşla yoksulluk, kadın cinayeti ve politika, iş cinayetiyle sermaye ilişkileri aynı sayfada buluşuyor.
Gazetenin hangi ideolojiye hizmet ettiğini ve toplumsal algıyı nasıl şekillendirdiğini medya patronlarının sahip olduğu kudret belirliyor. Bunu da sermayenin ideolojik ihtiyaçları.
Bir de gazetecilerin yaşadığı zorluk ve engeller var ki maalesef bazıları bu uğurda hayatını kaybederken onlarcası hala cezaevinde tutuluyor.
Uğur Mumcu, Hrant Dink, Metin Göktepe, Musa Anter, Namık Tarancı ve son olarak Hakan Tosun gibi isimlerin gazetecilik mesleğinin toplumsal sorumluluğunu, gerçek demokrasi ve özgürlük mücadelesini simgelediğini açıkça ifade etmeden geçemeyeceğim.
Son söz yerine; gazetenin ve gazetecinin tarafsız olması safsatadan ibarettir. Saray rejimine karşı yazanlara selam olsun!
* https://www.evrensel.net/haber/592749/katledilisinin-30-uncu-yilinda-metin-goktepe-yi-aniyoruz
** https://www.evrensel.net/haber/593390/emep-ten-10-ocak-calisan-gazeteciler-gunu-aciklamasi-kutlama-degil-mucadele-gunu









YORUMLAR